Mini mini tiranlar!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

“Savaşacaksan öfken ile savaş” buyuruyor cennetmekân Edebali. Dikkat buyurun “öfkeyle” değil, “öfkeye karşı” verilen bir savaştan bahsediyor.

Kaynağı nedir, nereden okumuştur, nasıl türetmiştir bilmem ama merhum Tarık Buğra Osmancık’ta kurgusal olarak şöyle beliğ ifade eder: “Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir,” diyor Osman Gazi’ye.

Öfkenin insanı ve toplumları düşürdüğü dehşetli durumlarla ilgili tablolarla doludur tarih galerisi.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ve aynı zamanda bir yönüyle — tabiri caizse — ciddiyeti bertaraf edip, mizahın acıklı yönünü de sergiler öfkenin akla hakimiyeti.

Bugün yaşanan tartışmalara bakıldığında çok şey mümkün ama ıskalanmaması gereken en önemli yüzü de bu kanaatimce. Bakın şu ifade “Pudra Şekeri” olayını sosyal medyada yayan kişiye ait:

“Twitter hesabımdan bir hafta önce bir arkadaşımın hesabına Kürşat’ın kokain maddesi kullandığı videoyu yayılması için gönderdim. Amacım kimseyi uyuşturucuya özendirmek değildi. Aramızda husumet olan Kürşat’ı rezil etmekti.”

Nefret, akıl almaz bir motivasyon…

Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin her konuşması adeta bir nefret bülteni. Şu satırlar da Bahçeli’nin dünkü konuşmasından: “Biz ‘PKK eşittir HDP’ diyorduk, meğer kanlı denkleme CHP de bodoslama girmiştir. Kılıçdaroğlu’nun ‘HDP’nin yanlışı olursa söyleriz’ ifadesi tam bir hezeyan, tam bir aymazlık, tam bir sefillik örneğidir.”

İnsanlar neredeyse gazete okumayacak, TV izlemeyecek duruma geldi. Nefret bültenlerine dönüştü medya. Şahit olduğumuz şeyler komik ama gülmek gelmiyor içimizden. Ortalık ‘nişanı atılmış damat’ psikozuyla yaşanan savrulmalarla dolu. Adına siyaset deniyor, habercilik deniyor, yazarlık vesaire deniyor…

Bu gündelik öfke hakimiyetinin anlık alıcıları vardır şüphesiz. İtiraf etmek lazım ki, normal zamanlarda bir kıymet taşımayan zırvalar, saçmalıklar, boşboğazlıklar bu anlarda başköşeye konuluyor, adam muamelesi yapılıyor. Merhum Cemil Meriç’in, “düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı” diye tasvir edip kaht-ı ricalden bahsettiği devirlerden olsa gerek bu zamanlar.

Yıllardır yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen dostum, kafası epey karışık halde, “Bu ülkeyi bu hale sen getirdin,” diye takıldı espri yollu. “Sen”den kastının ne olduğunu biliyorsunuz. “Ben de tam tersini düşünüyorum,” dedim. Güldük içimiz acıyarak. Başta sosyal medya olmak üzere bir dolu haber ve yorum sıraladı. Kesinlikle haklı olduğu yönler vardı. Öfkesinin esiri insanların günlük nefret hezeyanlarını zihninin en ön kısmına yerleştirmiş, misliyle mukabelede bulunanları, her türlü tezvirat, çamur, karalamayı görmezden gelmeyi beis görmüyordu nedense.

Kavramlar ortalık malı olunca, insafı ara ki bulasın!

“Siyaset mühendisliği”nden bahsetti mesela. Ben de “cemaat mühendisliği”ni anlattım sabırla. “Küresel tuzak” tek yönlü bir şey değil. Mefhum-u muhalifi ve simetrisi var. Her gelişmeyi siyasî iktidara tuzak olarak yorumlamaya başlamışsak, şiraze kaçmış demektir. Eğer bir dizayndan söz edilecekse, camiaya yapılmak istenen dizaynı da göz ardı etmemek gerektiğini söyledim. Pekâla, camianın hazır can çekişirken öldüğünden emin olmaya çabalayan birtakım mihrakların da ‘paralel yapı’lar kurarak tezgâh peşinde olması muhtemel olamaz mıydı mesela. Çete iddiasıyla çeteleşenleri görmezden gelirsek dönüp bizi vurur bu idrak kilitlenmesi.

Devlet aklının, yukarıda bahsettiğim komplocu zihniyetin tesirine girmesi mevcut resmi net olarak görebilmeyi engeller. Bunun için iktidar güdümündeki medyaya bakmak yeterli. Neredeyse iktidardan olmayan herkes için aynı nefret ve şeytanlaştırma dilini kullanıyorlar.

Yaşananları son derece basit bir mantık ile dindar bir sivil yapının siyasal İslamcı bir resmi yapı tarafından tasfiyesi olarak okumak çok mu yanlış olacaktır? İktidar ortaklarının kullandığı atarlı/giderli dili hakim kıldıktan sonra ülkedeki sıradan insan şiddetinden şikayet etmek pek akıllıca olmuyor.

Aslında bir yönüyle komik gibi ama yaşanan acılar ve parçalanan hayatlar gülmemizi engelliyor ülkede olup bitenleri gördükçe. İşi Seferoğulları ile Tellioğulları kavgasına çevirip, meseleyi ‘Yeşil Vadi’ boyutuna indirgeyen ‘Küçük enişteler’in bu kadar prim yapması, şüphesiz komik ama korkutucu da…

Kabul; belki tutamayız bu minik tiranları ama en azından niyaz kabilinden herkesin aynaya bakıp, önce elindeki taşı yere bırakmasını, sıkılı yumruğunu gevşetmesini dualara eklemeliyiz belki.

Sizi bilmem ama pek çok yönüyle umudumu kestiğim bu ülkeden, minik tiranların dışında hala meselenin farkına varabilecek idrak ve iz’an sahibi birilerinin olduğuna inanmak isterim ben.

1 YORUM

  1. Maalesef sizin kadar umutlu değilim. Umudumu kaybedeli uzunca bir zaman oldu. Her türlü çirkefliği, “DIN” ile boyayıp cilalarsan sonuç, hırsına yeni düşmüş onlarca Kürşatçıklar karşımıza çîkıyor. Kursatçiklari türediği rejimlerde umudu yeşermek, divanelik olsa gerek. Varliklarina El koymuş bir haydutun tevbe edip mallarini iadesi nasıl akil dişiysa, bugünün rejiminin de duzgun yola girmesi ayni aynı seydir.
    Umudu yesermenin yoluna bulundugun mekanda nefes alip veriyorsan ve birilerine nefes olabiliyorsan ancak mumkundur umutlu olmak.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin