Hangi akademi?

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Derin fay hatlarıyla ayrışmış, kutuplaşmış bir toplum olan Türkiye’de, insanlara doğru yolu gösterecek, ortaklıkların mümkün olduğunu kanıtlayacak kurumlardan biri olması gereken akademi, paramparça. Boğaziçi eylemleri başladığında bir uyanış olur diye ummuştum, olmadı. Bazı akademisyenler gerçek akademisyen, diğerleri gerçek akademisyen değil gibi bir yaklaşım içinde, Boğaziçi’ne sahip çıkan çevreler, sadece kendi sorunlarına eğildiler, bunu Türkiye akademiyasındaki tek akademik özgürlük sorunu olarak gördüler. Ne acıdır, kendilerinden önce kapatılan üniversiteler, görevinden hukuksuzca uzaklaştırılan akademisyenler, hapishaneye tıkılan meslektaşları sanki hiç yoktu! Onlar için Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’deki tek akademik özgürlük meselesiydi.

Bu algı dünyada da yerleşti. Bazı tarafsız akademik kuruluş dışında, Boğaziçi Üniversitesi ile akademik özgürlük kavgası veren Türkiye kökenli ve uluslararası akademisyenler de benzer bir algıyla, daha önce yaşanmış çok daha sorunlu ve büyük çapta akademik özgürlük ve insan hakları meselelerini atladılar, görmezden geldiler. Kemalist-seküler çevrelerin Türkiye algısıyla hareket ettiler. Mahalle baskısı mı yoksa manipülasyon mu, bilemiyorum. Yoksa bilinçli bir tercih mi?

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

7,000’den fazla akademisyen, bir gecede Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) vatan haini ve terörist olarak ilan edilerek ihraç edildi. Özlük hakları gasp edildi, mesleklerinden menedildiler. Bu yapılanlar, anayasaya ve yasalara aykırıydı. İnsanlar ne bir soruşturma geçirdiler, ne savunmalarını verebildiler, ne de karşılaştıkları suçlamaların herhangi bir yasal temeli bulunmaktaydı. Bu yapılan, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bile daha geniş kapsamlı bir hukuksuzluktu. Dahası, bu akademisyenler dışında, vakıf üniversitelerinde çalışmaktayken kurumlarına gelen baskılarla sözleşmeleri feshedilen de çok sayıda meslektaşımız var. Tümünün toplamı 8,000’e yaklaşıyor. Bu rakamların yuvarlanıyor olması, kesin rakamın bilinmemesi bile ayrı bir utanç vesilesi olmalı. Çünkü her bir rakam, bir akademisyen, bir insan!

İnsanların başlarına büyük bir hukuksuzluk geldi. Hak ihlaline uğradılar. Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan hakları ayaklar altına alındı. Korkunç muamelelere maruz bırakıldılar, aileleriyle beraber sosyal güvenceden mahrum edildiler. Birikmiş emeklilik primleri, sağlık güvenceleri, maaşları, iş güvenceleri yok oldu. SGK kayıtlarına düşülen ibarelerle fişlendiler ve akademik alan dışında iş aradıklarında bile KHK’lı birer “terörist ve vatan haini oldukları” gerekçesiyle iş bulamadılar. Özel sektörde bile, devletin gazabından korkan işyerleri bu meslektaşlarımıza iş vermedi. Dahası, birinci derece akrabaları da fişlendi. Yani kardeşleri, anne-babaları, çocukları da bu sosyal soykırıma dâhil edildi. Aile boyu (Sippenhaft) uygulama ile Nazi Almanyası’ndaki uygulamalara maruz kaldılar. Ülke dışına çıkmaları engellendi. Pasaportları iptal edildi. Eşlerinin ve çocuklarının da pasaportları geçersiz kılındı. Böylece sosyal soykırımdan kaçamasınlar Türkiye dışına çıkmaları engellendi. Hapishanede veya çalıştığı fiziksel ve çoğu zaman kaçak işlerde çalışırken hayatını kaybeden birçok meslektaşımız var. Yaşananlar Türkiye tarihinde akademide eşine rastlanmamış büyük bir dramdır.

İşte bölünmüş, kutuplaşmış akademide olan budur. Şimdi Kemalist-seküler çevrelerden olan akademisyen meslektaşlar, bu olan biteni bilmezden gelip, Boğaziçi Üniversitesi rektör atamasını Türkiye’de olan tek akademik hak ihlaliymiş gibi protesto ediyor. Elbette Boğaziçi Üniversitesi’nde olan atama kabul edilemez. Fakat bu yaşanan, diğer sorunlarla beraber bir bütünün parçasıdır. Daha önce kapatılan üniversiteler, mesleklerinden atılan akademisyenler, diğer idari makam atamaları ve öğrencilerin sorunları da, en az Boğaziçi Üniversitesi’nin rektör ataması kadar hukuka aykırıdır, akademiye saldırıdır.

Türkiye akademisi ne zaman bu gerçeği görecek ve birlik olacak? Siyasette muhalefet birlik olsun derken, toplumdaki kutuplaşmayı görmezlikten gelemeyiz. Akademi bu bölünmüşlüğe tipik bir örnektir. “Benden olmayanların sorunlarından bana ne!” yaklaşımı, bu ceberut rejimin değirmenine su taşıyor, rejimin kendisini yeniden üretmesine, konsolide olmasına, mevzi kazanmasına ve zulmünü genişletmesine yarıyor. Bu gerçeği kim reddedebilir? Kim, benim gibi KHK ile ihraç edilen meslektaşlarının bu muameleyi hak ettiğini ileri sürebilir?

Dahası, KHK ile atılan Barış Akademisyenleri olunca, yine işin rengi değişiyor. Sanki bu grup ayrıcalıklı bir grupmuş, diğerleri KHK’ları bir şekilde hak etmiş gibi bir tavır takınılıyor. İşin açıkçası, “FETÖ” ile irtibatlı-iltisaklı gerekçesi ile işini yitiren meslektaşlara üvey evlat muamelesi yapılıyor. Onların bu başlarına geleni hak ettikleri yönünde bir bilinçaltı söz konusu! Hâlbuki onlara zulmeden rejimle, Barış Akademisyenlerine zulmeden rejim, aynı rejim. “FETÖ” ile bağlantılı siyasi suçlamalarla akademisyenleri takibata alıp onlara zulmedince, bu rejimin antidemokratik olduğu unutuluyor mu? Kendilerine zulmederken eleştirilen rejim, “öteki” addedilenlere zulmettiğinde doğru bir iş mi yapmış oluyor? Bu nasıl bir mantıktır? Oysa her iki grubu da “yargılayan” mahkemeler aynı mahkemeler.

Bu anayasasız ve hukuksuz rejimin hedefinde olan ve mağdur edilen her akademisyenin tek bir akademi çatısı altında birleşmeleri gerekiyor. Bu yapay bölünmenin acilen son bulması gerekli. Kimin hangi ideolojiden olduğuna bakmaksızın, tüm dünyada olduğu gibi, akademisyenlerin dayanışma içerisinde olmaları lazım. Birleştikçe güçleneceğiz. Dayanıştıkça etkimiz artacak. Ortak sorunlarımıza yoğunlaştıkça, onları düzeltme olanağına kavuşacağız. Özellikle yurtdışında bu gereksiz ve ayrımcı kutuplaşmaya son vermek gerekiyor. Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması ne kadar gerçek bir sorunsa, KHK’lı binlerce meslektaşımız da o kadar gerçek bir sorundur. Barış Akademisyenleri’nin uğradıkları zulüm ne kadar gerçekse, başka gruplardan olan akademisyenlerin uğradıkları zulüm o kadar gerçektir.

Köprüler kurmaya ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

2 YORUMLAR

  1. Gergerlioğlu, Boğaziçililerin yanında yer aldı. Onlar Gergerlioğlu’nun yanında yer aldılar mı?

    Mecliste reddedildiği halde tüm iç tüzük çiğnenerek tekrar genel kurula getirilmeye çalışılan Guvenlik Soruşturması ile ilgili kanun tasarısına kimler ses çıkarıyor bu ülkede.

    Benim gibilerin de sesi ancak bu kadar çıkabiliyor. Alparslan Kuytul’un ifade ettigi üzere belkide biraz pısırık yetiştik.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin