SEVİNÇ ÖZARSLAN – HABER YORUM
TRT’nin, 15 Temmuz’un 10. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı Asırlık Gece dizisinin 10. bölümünde, o gece Topkule Kışlası’nda hayatını kaybeden Albay Sait Ertürk’ün hikâyesi anlatıldı. Ancak eşi Ceylan Ertürk, bölümde olayların ve kişilerin gerçeğe aykırı biçimde aktarıldığını belirterek yapıma tepki gösterdi.
Ertürk, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Asırlık Gece diye bir dizi var. Bugün eşim Sait Ertürk Albay’ı da dâhil ettikleri bölümü izledim. Bir tek şeyi doğru anlatsaydınız olmazdı değil mi? Yaptığınız işi doğru dürüst yapsaydınız. Canlandırma yapmışlar. Ne olup biteni ne de kişileri doğru yere oturtmuşlar. Nereden başlamak, nasıl anlatmak lazım bilemedim. Zahmet edip bir röportajı izleseler o da olurdu. Böyle zamanlarda Sait kalkıp gelse, her şeyi dosdoğru anlatabilse diyorum. Ne eksik ne fazla.”
1- Asırlık Gece diye bir dizi var. Bugün eşim Sait Ertürk Albay’ı da dahil ettikleri bölümü izledim.Bir tek şeyi doğru anlatsaydınız olmazdı değil mi? Yaptığınız işi doğru dürüst yapsaydınız. Canlandırma yapmışlar,
— Ceylan Ertürk (@CeyerturkErturk) August 14, 2026
Ceylan Ertürk; olayların sıralamasının, saatlerin, diyalogların, eşinin kışlaya gidiş şeklinin ve çatışma sahnelerinin gerçekle örtüşmediğini söyledi. Eşinin dizide gösterildiği gibi başından değil, sağ kolundan vurulduğunu belirten Ertürk, bazı kişilerin olaylara dâhil olduğu zamanların da değiştirildiğini ifade etti. Yapım ekibinin kendisine de röportaj teklifinde bulunduğunu ancak anlatacaklarının çarpıtılabileceği endişesiyle bunu kabul etmediğini açıkladı.
GERÇEĞİ ELEŞTİRDİ, ‘TERÖRİST’ İLAN EDİLDİ
Ceylan Ertürk’ün eleştirilerinin ardından bazı sosyal medya kullanıcıları, şehit eşini “teröristlerin ve ‘fetöcü’lerin ağzıyla konuşmakla” suçladı. Bazıları ise Ertürk’ün “AKP’li görünmek istemediği” için böyle konuştuğunu iddia etti. Eşini 15 Temmuz gecesi kaybetmiş bir kadın, TRT’nin gerçeği çarpıtan yapımına itiraz ettiği için bir anda “terörist” ilan edildi.
Bu ithamlara tepki gösteren kızı Ceren Ertürk, ailesinin o gece yaşananların bütün ayrıntılarını yıllarca araştırdığını belirterek annesine yönelik hakaretleri ve damgalamaları kınadı.
Ceren Ertürk, daha önce TRT’ye verdikleri bazı röportajların çarpıtıldığını, bu nedenle ailece yapımda yer almama kararı aldıklarını söyledi. Babasının manipüle edilmiş ve yapımcıların istediği biçimde kurgulanmış bir çalışmanın parçası olmak istemeyeceğini belirten Ceren Ertürk, Sait Ertürk’ün dizide tereddütlü, ne yapacağını bilmeyen ve sürekli başkalarından onay bekleyen bir kişi gibi canlandırılmasına da tepki gösterdi.

Açıklamalarından da anlaşılacağı gibi, aslında Ceylan Ertürk ve kızı Ceren Ertürk, 15 Temmuz hakkında yıllardır topluma dayatılan resmî anlatının gerçeğin tamamını yansıtmadığının farkında.
O gece “terörist” denilerek damgalananlar arasında ne olduğunu bilmeyen, emir-komuta zinciri içerisinde hareket eden, kandırılan ve hiçbir suça karışmayan masum insanların bulunduğunu biliyorlar.
O isimlerden biri de, Sait Ertürk’ü en son gören öğrencilerden Fırat Gültekin. Astsubaylık okulunda okuyan Fırat Gültekin, hakkında verilen müebbet hapis cezası nedeniyle hâlâ Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunuyor.
Ceylan Ertürk ve kayınbiraderi İsmail Ertürk’ün beş yıl önce Veryansın TV’ye verdiği röportajı da izlerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Özellikle Sait Ertürk’ün kardeşi İsmail Ertürk’ün Veryansın TV’den Erdem Atay’ın sorduğu “Böyle bir kahramanı kaybetmemize neden olan hain askerlere (fetöye) ne diyeceksiniz?” sorusuna “Söyleneyecek çok var da, söyleyeceğimiz şeyler yayınlanamayacak türden de olacağı için Allah bildiği gibi yapsın, başka bir şey diyemiyorum” diye cevap veriyor. Neden yayınlamayacak türden? Çünkü işin ucu Erdoğan’a kadar dokunuyor.
SAİT ERTÜRK’ÜN EMRİNDE DARBECİLERE KARŞI MEVZİ ALDI
Masum öğrencilerden Fırat Gültekin’e dönersek… Gültekin, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2017 yılında yaptığı savunmada, Sait Ertürk’ün kendilerine bir darbe girişimi olduğunu anlattığını, bunun üzerine onun emrine girerek darbecilere karşı sabaha kadar mevzide beklediğini söyledi:
“Sait Albay bize bir darbe girişimi olduğunu anlattı. Sait Albay’dan olayı duyunca darbecilere karşı çatışmak için sabaha kadar Sait Albay’ın emri ile mevzide bekledim. Ben de ondan sonra bütün gece bizi nasıl kandırdıklarını anladım. Sait Albay kendisinin de darbeye karşı geldiğini söyledi. Biz de arkasından hemen onun emrine girdik. Hatta ben kendi adıma, beni kandıran komutanlara karşı daha da öfkelendim. Bizi aptal yerine koyup kendi işledikleri suça ortak etmeye çalıştılar.”
Fırat Gültekin, Sait Ertürk’ü hayattayken gören ve onunla konuşan son kişilerden biriydi. Mahkemedeki savunmalarında ve cezaevinden gönderdiği mektuplarda o gece yaşananları bütün çıplaklığıyla anlatmasına rağmen müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Peki neden?
Çünkü ona daha ilk günden “fetöcü” ve “terörist” denilmişti. Delillerin, olayların ve hayatın olağan akışının hiçbir önemi yoktu. Önce suçlu ilan edildi, ardından bu peşin hükme uygun bir ceza verildi. Bugün Ceylan Ertürk’ü susturmak için kullanılan damgalama yöntemi, on yıl önce Fırat Gültekin ve arkadaşlarına karşı kullanıldı.
MEZUNİYETLERİNE BİRKAÇ HAFTA KALMIŞTI

Aralarında Fırat Gültekin’in de bulunduğu Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulunun 59 öğrencisi, 10 Temmuz 2016’da staj yapmak üzere İstanbul Esenler’deki 66. Mekanize Tugay Komutanlığına bağlı Topkule Kışlası’na gönderildi. Burası, Sait Ertürk’ün 15 Temmuz gecesi hayatını kaybettiği kışlaydı.
Öğrenciler, 12 günlük eğitimin ardından Balıkesir’e dönecek; 30 Ağustos 2016’daki mezuniyet töreninden sonra rütbelerini takarak göreve başlayacaklardı. Henüz öğrenciydiler ve mezuniyetlerine yalnızca birkaç hafta kalmıştı.
Eğitimlerinin ilk haftasını tamamlayan öğrenciler, 15 Temmuz sabahına Topkule Kışlası’nda uyandı. Kendilerine önce tatbikat ve atış eğitimi yapılacağı söylendi. Ardından silah ve teçhizat dağıtıldı. Durumdan şüphelenen bazı öğrenciler, Balıkesir’deki komutanlarını arayarak yaşananları anlattı. Ancak komutanları, artık Topkule Kışlası’nın emir-komutası altında olduklarını ve kendilerine ne söylenirse yapmak zorunda bulunduklarını söyledi.
Saat 17.00 sıralarında öğrencilerin çarşı izinleri iptal edildi. Saat 21.00’e doğru ise dışarıda bir terör saldırısı olduğu, polisin zor durumda kaldığı ve yardıma ihtiyaç duyduğu söylenerek öğrenciler gruplar hâlinde kışladan çıkarıldı. Bir grup A Haber binasına, başka bir grup ise helikopterle Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.
İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülen 14 öğrencinin olaylara karışmadığı altı yıl sonra anlaşıldı ve 29 Eylül 2022’de tahliye edildi. Aralarında Fırat Gültekin’in de bulunduğu, A Haber binasına götürülmek üzere yola çıkarılan ancak yarı yoldan kışlaya dönen Alettin Baydan, Burak Baykın, Emre Gölcük, Fatih Şahan, Hasan Kaygısız, İbrahim Şahin, Mustafa Kirazlı, Onur Çetin, Ümit Akkurt ve Seyit Remzi Yalçın hakkındaki müebbet hapis cezaları ise onandı.
NE SİLAH KULLANDI NE DE ÖLÜM OLAYIYLA İLGİSİ VARDI
Gerekçeli karara göre 11 askerî öğrenci, Gaziosmanpaşa Tır Garajı önünde çıkan olaylarda seramik ustası Servet Asmaz’ın hayatını kaybetmesinden ve komutanları tarafından durdurulan Ulusoy firmasına ait bir yolcu otobüsüne binerek kışlaya dönmelerinden sorumlu tutuldu.
Öğrenciler; anayasal düzeni ihlale teşebbüs, yasama organına karşı suç, hükümete karşı suç ve silahla birden fazla kişi tarafından birlikte hürriyeti tahdit suçlamalarıyla müebbet hapse mahkûm edildi.
Oysa Servet Asmaz, Fırat Gültekin’in silahından çıkan bir kurşunla hayatını kaybetmedi. Gültekin’in üzerinde tabanca dahi yoktu. Bir astsubay adayı olarak tabanca taşıma yetkisi bulunmuyordu. Üstelik Ulusoy otobüsünün durdurulmasında da herhangi bir iradesi veya belirleyici rolü yoktu. Komutanlarının emriyle otobüse bindirilmiş ve kışlaya geri götürülmüştü.
Gültekin, mahkemedeki savunmasında kendilerine önce mekanik nişancılık eğitimi, ardından gece atışı ve tatbikat yapılacağının söylendiğini anlattı. Bu durumdan rahatsız oldukları için Balıkesir’deki bölük komutanlarını aradıklarını ancak “Oranın emir-komutasındasınız, ne derlerse yapmak zorundasınız” cevabını aldıklarını belirtti.
Daha sonra kendilerine tatbikatın iptal edildiği, dışarıda bomba yüklü araç tehdidi bulunduğu, terör saldırısı yaşandığı ve polise yardıma gidecekleri söylendi. Gültekin, kendisine verilen bilgiye inandığını şu sözlerle anlattı:
“Komutan otoyolda vatandaşı bacağından vurduğunda bile yemin ederim ki ben hâlâ terör eylemine gittiğimizi düşünüyordum. İnsanın aklına kendi komutanının kendisine yalan söyleyeceği gelmiyor ki. Dışarıdaki kaos ve komutanların bize sürekli sert şekilde emir vermeleri yüzünden zaten aptala döndük. Bize terör saldırısı olduğu söylendiği için tamamen ona odaklanmıştık. Hem korkuyorduk hem heyecanlıydık. İlk defa böyle bir şey başımıza gelmişti.”
Öğrenciler bir süre sonra Ulusoy firmasına ait otobüse bindirilerek Topkule Kışlası’na geri götürüldü. Sabaha karşı nizamiyeye gelen Sait Ertürk, öğrencilere bir darbe girişimi yaşandığını ve kendilerinin suçsuz olduğunu anlattı.
Gültekin’in ifadesine göre Sait Ertürk, öğrencilere mevzi aldırdı ve polise haber verdiğini söyledi. Polislerin gelmesinin ardından Ertürk çatışma bölgesine gitti. Öğrencilere ise futbol sahasındaki helikopterin güvenliğini sağlamalarını ve helikopterin kalkmasına izin vermemelerini emretti. Yani Fırat Gültekin ve arkadaşları, darbecilere yardım etmek bir yana, Sait Ertürk’ün emriyle helikopterin kalkmasını engellemek ve darbe girişimine karşı koymak için mevzi aldı.
Ceylan Ertürk’ün anlattığına göre, normalde İstanbul Kolorducu’nda görev yapmakta olan Sait Ertürk, 15 Temmuz gecesi, olayın darbe girişimi olduğunu fark edince Boğaz Köprüsü’ne tank gönderen 66. Mekanize Piyade Tugayı’na gitmek ve onları durdurmak istedi. Burada görev yapan arkadaşı albay Davut Alâ’yla iletişime geçti ve beraber tugaya hareket ettiler. Ertürk, tugayda çıkan çatışmada Sait Ertürk ile bir polis memurunun hayatını kaybetti, şu an tümgeneral olan Davut Albay ise yaralandı. Öğrenciler daha sonra polisler tarafından tahliye edildi ve teslim oldu.
“BİR KEZ DAHİ ATEŞ ETMEDİM”
Fırat Gültekin, savunmasında o gece tek bir el ateş etmediğini, silahını kimseye doğrultmadığını ve herhangi bir kamu malına zarar vermediğini vurguladı:
“Ben bir suça karışmadığım gibi o gece bir kere dahi ateş etmedim. Silahımı hiç kimseye doğrultmadım. Devletimin, milletimin hiçbir malına da zarar vermedim. Beni kandırarak dışarı çıkaran ve millî duygularımı kullanan komutanlardan şikâyetçiyim. Ben 22 yaşında bir astsubay adayıydım. İnşallah mahkemenizde aklanacağım. Sayın Başkanım, sizden kurumuş umutlara su serpmenizi istiyorum.”
Servet Asmaz’ın otopsi raporunda mermi girişinin tabanca mermisiyle uyumlu olduğuna dikkat çeken Gültekin, kendisinde tabanca bulunmadığını da şöyle anlattı:
“Ben rütbeli değilim, bende tabanca bulunmamaktadır. Tabancamı rütbe taktıktan sonra dahi ancak belli bir eğitimden geçtikten sonra alabiliyorum. Buradan da şehit olan vatandaşımızı benim vurmadığım anlaşılmaktadır.”
Fırat Gültekin’in savunması, o gece suç işlemek üzere hareket eden bir kişinin değil; komutanları tarafından kandırılmış, dışarıda terör saldırısı olduğuna inandırılmış, gerçeği öğrendiğinde ise Sait Ertürk’ün emrine girerek darbecilere karşı mevzi almış 22 yaşındaki bir öğrencinin savunmasıdır.
Sait Ertürk de Fırat Gültekin de o gece darbe girişimine karşıydı. Biri hayatını kaybetti, diğeri ise işlemediği suçların yüküyle müebbet hapse mahkûm edilerek derin bir kuyuya atıldı.
On yıl boyunca bu gerçeği anlatmaya çalışanlar susturuldu. Fırat Gültekin’in savunması duyulmadı, mektupları görülmedi, masumiyeti “terörist” damgasının altında bırakıldı. Şimdi aynı damga, eşinin hatırasının çarpıtılmasına itiraz eden Ceylan Ertürk’e vurulmak isteniyor.
Çünkü bu düzenin gerçeğe verecek bir cevabı yok. Elinde yalnızca aynı yafta var: “Terörist.
