M. NEDİM HAZAR | YORUM
4 Ekim 2024, İstanbul.
19 yaşındaki Semih Çelik, o sabah iki genç kızı öldürdü. İkbal Uzuner’i Eyüpsultan’daki evinde, Ayşenur Halil’i Edirnekapı Surları’nda. Ardından Semih surlardan atlayarak hayatına son verdi. Soruşturma dosyası sonunda takipsizlikle kapandı. Olayın nedeni tartışıldı, konuşuldu elbette ama kısa sürede unutuldu.
15 Nisan 2026, Kahramanmaraş.
14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, sırt çantasında babasının 7 tabancasından beşini alarak okula geldi. Önce matematik sınıfına yürüdü. Rastgele ateş açtı. Dokuz kişiyi öldürdü!
Bu iki olay arasındaki süre sadece bir buçuk yıl. Ama başka bir perspektifle bakacak olursak, çok daha uzun bir yolculukla birbirlerine bağlılar. Bu çizginin adı: Incel kültürü. Ve bu kültürü en iyi anlatan eser, 2025’te Netflix’te yayımlanan dört bölümlük bir İngiliz mini dizisi: Adolescence.
Bu konuyla yazdığımız iki yazıyı şuradan ve şuradan okuyabilirsiniz.
Baba ve Oğul
Adolescence’ın ikinci bölümünde bir sahne var. Cinayeti soruşturan Dedektif Luke Bascombe, Jamie Miller’ın sınıf arkadaşlarını sorgulamak için okula gelmiştir. Sorgu biterken kendi oğluna dönüyor ve bu kez resmi olmayan bir şekilde soruyor: “İncel ne demek?”
Çağımızın en büyük sıkıntısı belki de bu. Biz şanslı bir nesildik, kullandığımız teknoloji anne-babamızınkiyle aynıydı. Oysa şimdi ebeveynler çocuklarının kullandığı teknolojiye çok yabancı. Sosyal medyada kullanılan simgelerin anlamını dizide polisimiz oğlundan öğreniyordu.
Adam oğluna muhtaç. Çocukların dünyasının dilini oğlundan öğreniyor.
Oğlu açıklıyor: Emojiler, jargon, sosyal medyadaki hiyerarşiler, “Chad” ve “Stacy” kavramları, Andrew Tate’in gençler arasındaki yeri. Baba not alır gibi dinliyor. İzleyici ise şunu anlıyor: Bu baba iyi bir baba. Seviyor, ilgileniyor, soruşturuyor. Ama oğlunun yaşadığı dijital dünyanın ne olduğunu bilmiyor. Bilmediğini de yeni öğreniyor!
Belli ki dizinin yazarı Stephen Graham bu sahneyi bilinçli yazmış. BBC Radio 4’e verdiği bir röportajda şöyle diyor: “Aileler bunu ne kadar göremedi? Jamie, internetin karanlık köşelerinde kimliği şekillenen gençlerden biri. Hikâyemiz, bu sürecin nasıl işlediğini ve ailelerin bunu ne kadar göremediğini sorguluyor.”
Türkiye’deki tablo çok farklı değil aslında. İsa Aras Mersinli’nin WhatsApp profil fotoğrafını annesi ya da babası gördü mü? Fotoğraftaki adam — Elliot Rodger — kim diye sordular mı? Serinin ilk yazısında şahsı anlatmıştık. Şimdi o adamın dünyasından bu dünyanın çocuklarına nasıl sızıldığını anlatacağız.

“İncel” terimi, “involuntary celibate”in kısaltması: İstemsiz bekâr. Kelime, 1990’ların sonunda bir Kanadalı kadın tarafından, kendi yalnızlığını anlamlandırmak için kullanılmış. Herhangi bir cinsiyet savaşı kastı yok ilk başta sadece bir tanımlama.
Sonra internet forumları bu kelimeyi devralıyor ve dönüştürüyor.
Bugün “incel” terimi, romantik ya da cinsel ilişki kuramayan erkeklerin bu durumu kadınlara, feminizme ve “çekici erkeklere” kendi jargonlarında “Chad”lara — yüklediği bir alt kültürü tanımlıyor. Adolescence dizisinde de net bir şekilde işleniyor: “Dişilerin yüzde sekseni, erkeklerin yüzde yirmisini beğenir.”
Ve biliyor musunuz bu cümle, incel forumlarında temel bir dogma olarak dolaşıyor.
Bu düşünce sisteminde fiziksel görünüş, özellikle boy, çene yapısı gibi özellikler cinsel başarının tek belirleyicisi. Kadınlar yalnızca üst yüzde yirmiyi seçiyor geri kalanlar “incel” yani dışlanmış. Bu dışlanma kişisel bir başarısızlık değil, sistemin suçu. Ve sistem, yani kadınlar ve feminist düzen, bunun hesabını verecek!
“Manosphere” adı verilen daha geniş bir çevrimiçi ekosistem bu düşünceyi besliyor. Bu terim bir şemsiye kavram. Alt evrenleri var. Bunlardan biri incel, diğeri ise “kırmızı hap” (red pill), “Siyah hap” (black pill), MGTOW grupları, Andrew Tate fenomeni. Bunların ortak paydası ise modern toplum erkeklere haksız davranıyor ve bu haksızlığın faturası kadınlara kesileceği.
Bu ideoloji, karanlık ağda değil TikTok’ta, Instagram’da, Telegram gruplarında yaşıyor. Portsmouth Üniversitesi’nde Siberkriminoloji ve Toplumsal Cinsiyet alanında profesör olan Lisa Sugiura’nın araştırması bunu net koyuyor: “Bu içerikleri bulmak için Darknet’e gitmenize gerek yok.”
Evet Adolescence dizisi kurgusal. Gerçek bir olaya dayanmıyor. Ama İngiltere’deki gerçek bir krizden doğduğu da bir gerçek!
Stephen Graham diziyi neden yaptığını şöyle anlatıyor: “Genç bir erkeğin bir kızı bıçaklayarak öldürdüğü bir olay yaşandı. Şok oldum. Sonra yine oldu, bir kez daha oldu. ‘Toplumda ne oluyor? Nereye geldik?’ diye sormak istedim.”
İngiltere’de bıçaklı suçlar son on yılda keskin biçimde artmış. Ve bu suçların önemli bir bölümü genç erkeklerin genç kızlara yönelik saldırılarından oluşuyor. Elbette bıçak bir tabanca değil ama şiddet mekanizması aynı; reddedilme, öfke, şiddet.
Jamie hayali, İsa Aras ise gerçek. İki çocuğun arasında dikkat çekici benzerlikler var. Jamie 13 yaşında, İsa Aras 14. Jamie bıçak kullandı, İsa Aras tabanca. Jamie İngiltere’nin kuzeyindeki sıradan bir kasabada büyüdü, İsa Aras Kahramanmaraş’ta. İkisi de sosyal olarak izole, ikisi de akranları tarafından dışlanmış.
Ve ikisi de aynı kültürün sularından içmiş sanki.

İsa Aras’ın WhatsApp profilinde Elliot Rodger’ın fotoğrafı vardı. Bu bir tesadüf değil, bir ilandı aslında ama bunu o çevrede kimse okuyamadı ya da okumak istemedi. Kahramanmaraş Başsavcılığı’nın açıklamasına göre bilgisayarında 11 Nisan 2026 tarihli bir belge bulunmuş. Yakında büyük bir eylem gerçekleştireceğini yazmış.
Adolescence’ın üçüncü bölümünde psikolog Dr. Briony, Jamie’ye soruyor: “Bunu neden yaptın?”
Jamie cevap veremiyor. Belki gerçekten bilmiyor. Belki bildiğini söyleyemiyor. Belki de o soruyu hiç sormamış kendine, çünkü çevrimiçi dünyasında cevap zaten hazır verilmiş: “Hak ettiğin şey sana verilmedi. Bunun hesabı sorulacak.”
İncel forumları bu soruyu zaten cevaplamıştı! Onun için düşünmesine gerek yoktu!
Peki İngiltere ne yaptı, biz ne yapıyoruz?
Adolescence yayımlandıktan sonra İngiltere’de çok ilginç bir şey oldu; hükümet diziyi ortaokul müfredatına ekledi. Böylelikle bir drama 142 milyon izleyiciye ulaştı ve Netflix tarihinin en çok izlenen mini dizisi oldu. Okullar ücretsiz gösterimler düzenledi. Ebeveynler çocuklarıyla izleyip konuştu. Parlamentoda tartışıldı.
Bir kurgu eseri, politika alanına girdi.
Türkiye’de ise Kahramanmaraş’tan sonra ise şunlar oldu: Altı bakan Kahramanmaraş’a gitti, yaralıları ziyaret etti, fotoğraf çektirdi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bir gün önce “Gereken tüm tedbirleri aldık!” demişti ama bir gün sonra yani ertesi gün katliam oldu. 93 Telegram grubu kapatıldı, 940 sosyal medya hesabı engellendi. Bir saat süren bir toplantı yapıldı. “Acının siyaseti olmaz!” denildi.
Ve elbette türkiye’de kimse Adolescence’ı okullarda göstermeyi önermeyecekti, Diriliş Ertuğrul türü diziler varken! Kimse incel kültürünü müfredata taşımayı tartışmayacaktı. Kimse rehberlik sistemini nasıl güçlendiririz diye bir politika çalışması başlatmayacaktı.

İngiltere bir diziyle yüzleşti. Biz ise bir katliamla bile yüzleşemeyecektik elbette!
Bu noktada dizinin tekniğinden biraz söz etmek gerekiyor, zira çünkü biçim, içerikten ayrılmıyor.
Philip Barantini, daha önce Boiling Point (2021) filminde de kullandığı plan sekans tekniğini Adolescence’a taşımıştı. Her bölüm tek bir kesintisiz çekimden oluşuyor. Kamera hiç durmuyor, hiç kesmiyor. Bu, yalnızca teknik bir gösteri değil, izleyiciyi pasif gözlemci olmaktan çıkarıp olayların içine çekiyor. Sahne bittiğinde kaçış yok, nefes almak yok. Jamie’nin gözaltına alındığı o ilk bölümde, kamera aile ile birlikte evin içinden çıkıyor, araçlara biniyor, karakola giriyor. Siz de o arabada, o koridorda, o sorgu odasındasınız.
Alfred Hitchcock 1948’de Rope ile bu tekniği denedi. Sonra Orson Welles, Scorsese, Cuaron, Inarritu. Barantini, bu geleneği alıp günümüzün en acil sosyal meselelerine uyguladı.
Ama teknikten öte şunu söylemek gerekiyor. Adolescence bir korku dizisi değil. Canavarları yok. Sadece bir baba, bir anne, bir kız kardeş ve bir çocuk var. Ve çocuğun odasındaki ekran. O ekranın içindeki dünya, bu ailenin hiçbirinin bilmediği, hiçbirinin görmediği bir dünya çünkü.
Dişilerin yüzde sekseni, erkeklerin yüzde yirmisini beğenir!
Bu cümleyi duyan 13 yaşındaki bir çocuk ne düşünür?
Eğer o çocuk zaten dışlanmışsa, yalnızsa, arkadaşı yoksa, babası onunla çok az zaman geçiriyorsa ve o ekranda bu cümle defalarca karşısına çıkıyorsa, bu cümle bir analiz olmaktan çıkıp bir dünya görüşü haline geliyor. Ve o dünya görüşü şunu söylüyor: “Sen başarısız değilsin. Sistem seni dışladı. Kadınlar seni seçmedi, çünkü sistem böyle kurulu. Ama bu sistemin hesabı sorulabilir.”
Adolescence’ın üçüncü bölümünde psikolog Dr. Briony bu kültürü Jamie’ye gösteriyor. Jamie’nin yüzü değişiyor. Utanıyor ama hâlâ o dili konuşuyor. İşte bu sahne, onlarca sayfalık akademik makalenin anlattığından daha fazlasını saniyeler içinde veriyor.
Griffith Üniversitesi’nden araştırmacı Shane Satterley’e göre incel ideolojisinin kökleri kadın düşmanlığından önce geliyor. Yalnızlık, örnek alınacak erkek figür eksikliği, duygusal destek yokluğu. Kadın düşmanlığı, bu zeminin üstünde büyüyen bir çiçek ama çiçeği sökmeden önce vasatına bakmak gerek.

O vasat ise ya parçalanmış ya da sorunlu aile ilişkileri, işlevsiz rehberlik sistemi, denetlenmemiş dijital dünya, yalnızlıkla başa çıkma araçlarından yoksun bırakılmış çocuklar.
Yazının başında Semih Çelik’i andık. Ekim 2024’te iki kadını öldürüp intihar eden 19 yaşındaki genç. Soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Sosyal medya gündemine girdi, birkaç gün tartışıldı, geçti.
İsa Aras Mersinli ise Nisan 2026’da 10 kişiyi öldürdü ve bu trajediyi ne kadar süre hatırlayacağız?
Bu iki isim arasında, Türkiye’nin dikkat etmediği bir zemin var. Incel forumları Türkçeleşiyor, Türkçe Telegram grupları büyüyor, Andrew Tate’in Türkçe çevirileri milyonlarca görüntüleme alıyor, Elliot Rodger’ın manifestosu Türkçe forumlarda paylaşılıyor.

Saldırı sonrası kapatılan 93 Telegram grubunun içeriğine bakıldığında, tam da bu dil görülüyor; dışlanma söylemi, kadın düşmanlığı, şiddetin meşrulaştırılması, önceki saldırganların yüceltilmesi.
Evet bu gruplar saldırıdan önce de vardı ve saldırıdan önce de büyüyordu. Ama kabul etmek gerekiyor ki, bu saldırıdan önce takip edilmiyordu, çünkü sistem tüm dikkatini muhalif gazetecilerin paylaşımlarına veriyordu.
Bir Sahne Daha: Eddie’nin Özrü
Adolescence’ın son bölümünde Eddie Miller — baba, Stephen Graham — oğlunun kıyafetlerini kucaklıyor. Oğlu artık cezaevinde. Kıyafetlere sarılan baba ağlıyor.
“Baba olarak başarısız olduğum için özür dilerim.”
Bu cümle, dizinin tüm sorusunu tek bir yerde topluyor. Aslında kim başarısız oldu?
Baba mı, iletişim kuramadığı için? Anne mi, göremediği için? Okul mu, rehber öğretmeni olmadığı için? Devlet mi, dijital platformları denetleyemediği için? Kültür mü, çocuğa “İyi bir insan ol!” yerine “Başarılı ol!” dediği için? Saray mı, bu ortamları denetlemek yerine muhalif avına çıktığı için? Diziler mi, reyting uğruna her türlü melaneti sınırsızca ve sorumsuzca yayınladığı için?
Adolescence’ın bir drama olarak büyüklüğü bu soruya tek bir cevap vermemesinden geliyor. Herkese bakıyor ve “Sen de başarısız oldun!” diyor. Ama bunu tek tek değil bir arada söylüyor. Çünkü toplum külliyen başarısız olmuştur. Ve toplum tek bir kişiden oluşmuyor.
Evet İngiltere bir diziyle yüzleşti.
Adolescence okulların müfredatına girdi; gençler ve öğretmenler birlikte izledi, konuştu, sordu. İngiltere Başbakanı parlamentoda diziyi referans gösterdi.
Türkiye’de ise bu yazı yazılırken Milli Eğitim Bakanı hâlâ koltuğunda oturuyor. Rehberlik sistemi hâlâ yetersiz. İncel kültürü hâlâ tartışılmıyor. Adolescence Türkçe de izlenebilir ama hiçbir okul bunu bilmeyecek, hiçbir ebeveyn bunu çocuğuyla izlemeyecek, hiçbir devlet kurumu bunu politika tartışmasına taşımayacak!
Oysa bu dizi, Türkiye’nin tam şu an yaşadığı krizi anlatıyor. Jamie Miller kurgusal. İsa Aras Mersinli kurgusal değil.
Bir sonraki yazımızda Amerika’ya bakacağız: Columbine’dan Uvalde’ye, okul saldırılarının anatomisine, FBI ve ABD Gizli Servisi’nin onlarca yıllık araştırmasına yoğunlaşacağız. Her konuda olduğu gibi bu alanda da Amerika bizden çok ilerde. Ve hâlâ bir çözümleri yok maalesef. Türkiye ise henüz başında. Ve fakat “başında olmak” avantaj değil, yalnızca bir uyarı.

vay beeeeee….. yeni yeni seyler ogreniyoruz bu yazi sayesinde, saolun