Malus ivius

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Bitki, çiçek, böcek genelde iflah olmaz romantiklerin kullandıkları metaforların başında gelir. Ancak her çiçek ve böceğin hikayesi olumlu olmuyor. Öyle çiçekler var ki, zehirden beterdir.

Sarmaşıklar da öyle.

Genel olarak uzaktan muazzam bir tabii dekorasyonun asil üyesi gibi görünseler de bazı sarmaşıklar tehlikeli ve zararlı olabiliyor.

Bugün size böyle bir sarmaşıktan bahsedeceğim. Latince ismi malus ivius. Yani zehirli sarmaşık.

Venenum hedera da deniliyor, zehirli sarmaşıklara.

Enteresan bir bitkidir sarmaşıklar. Genel olarak kendi başlarına ayakla kalabilmek dik durabilmek gibi bir özellikleri yok. Yaratılış olarak buna müsait değiller. Ancak başka ve kaba bir yapıya tutunarak büyüyebiliyorlar.

Bazılarının büyüme hızları muazzam, yayılma süreçleri akıl almaz. O kadar ki bir süre sonra üzerine hasırı serdikleri duvar, çit, ağaç her neyse görünmez olabiliyor ve sanki o iri bünye kendilerininmiş gibi görünüyorlar.

Sağlam ve dik bir yapı bulmadan pek bir kıymet-i harbiyeleri olmuyor sarmaşıkların.

Biraz botanik düzleminde inceleyelim.

Zehirli sarmaşık, Kuzey Amerika kıtasında oldukça yaygın bir bitki, cilde temas ettiğinde meydana getirdiği kaşıntı ile meşhurdur. Kolay adapte olabilen inatçı bir bitki türü olduğundan, kazara etkilenmek oldukça kolaydır. Neyse ki, birazcık pratikle onu tanımak o kadar da zor değil.

Misalen, yaprakları tek başına değil, en az üçlü gruplar halinde büyüyen bu zehirli bitkilerde yaprağın ucuna dil deniyor ve bu dil sivriliğiyle meşhur. Zehrini, tabiri caizse bütün melanetini de bu organıyla yaymakla meşhur zehirli sarmaşıklar.

Demek ki bir sarmaşığın yapısına baktığımızda toplu halde hareket ediyorsa zehirli olma ihtimali yüksek.

Bir başka özellikleri ise her mevsim renk değiştirmeleri. İlkbaharda yeşil, sonbaharda turuncu, kışın kırmızıya çalıyorlar. Her mevsim farklı kılığa bürünmeleriyle meşhurlar anlayacağınız.

Meyve de veriyorlar ama tahmin edileceği üzere verdiği meyve de zehirli.

Yayılma stratejileri de ilginç. İlk başlarda yatay yayılıp, fırsatını bulduğu ilk anda dikey tırmanışa geçiyor ve kısa süre içerisinde sardığı cismi adeta yok edercesine sarıyorlar.

Eğer kayalık yerlerde büyüyorsa, diğer bitki örtüsünü de ele geçirmekle meşhurlar.

Eğer bir ağaç veya çitin yakınında büyümüşlerse, büyüdükçe kendini yakınındaki cisme dolayarak gelişiyor ve geçilemeyecek sıklıkta bir bitki örtüsü oluşturuyorlar.

Sözün özü, eğer bir sarmaşığa denk gelirseniz, ona bulaşmadan önce incelemeniz sizin yararınıza olur. Çünkü eğer asma gibi büyümüş ve özellikle iliştiği ağaca yılan gibi tırmanmışsa çok büyük ihtimalle zehirlidir bu sarmaşık!

Taşrada şöyle bir deyiş ünlenmiştir bu sebeple; bir asmanın yanından geçmek zorundaysan, üzerinde yetişen bitki olup olmadığını daima incele. Çocuklar yürümeye başladığından itibaren onlara bilmedikleri bitkilere dokunmamaları gerektiğini öğret.

Hasbelkader bir zehirli sarmaşık ile temas edersek ne olacak peki?

“Bir kere bulaştıysan, olabildiğince kaşınan bölgenin üzerini örtme,” der işi bilenler zira hava alması iyileşmeyi hızlandırıyor.

Bulaştıktan sonra kaşıntıyı iki-üç gün takip etmek gerekiyor. Ve kurtulması oldukça zor. Uzmanlar zehirli sarmaşığın değdiği, bulaştığı her şeyi çöpe atmak gerektiğini söylüyorlar. Zira kaşıntıya yol açan yağ bağcıklarında kalarak tekrar tekrar sana bulaşmasına neden olabiliyor.

Bir ilginç ayrıntı daha: Bağlı olmadıklarında köpeklere de dikkat edilmeli. Çünkü zehirli sarmaşık üzerindeki yağa alerjisi olanlar sadece insanlar değil, ayrıca tüyle kaplı olduklarından köpeklerin cildindeki değişikliği fark edemeyebilir. Bu nedenle köpeklerin çıplak karınlarının kontrol edilmesini salık veriyor veterinerler.

Demem o ki şayet bir köpeği seveceksek dikkat etmeliyiz, üzerine bulaşmış olan zehirli sarmaşık polenlerini kendimize bulaştırma ihtimalimiz yüksek!

Aslında istatistiklerde ön plana çıkmasa da ciddi neticeleri olabiliyor zehirli sarmaşıklarla temasın. Uzmanlar zehirli sarmaşıktan kurtulmak için onun asla yakılmaması gerektiğini söylüyorlar, yani bir yapıya zehirli sarmaşık tebelleş olmuşsa kurtulmak öyle kolay olmuyor. Yakarsak, yapraklar üzerindeki yağ yanıyor ve eğer dumanını solursak, büyük ihtimal boğazımıza ve ciğerlerimize ulaşıp solumayı oldukça acı verici hale getiriyor. Zararlı, hatta ölümcül olabiliyor.

En büyük problem ise; zehirli sarmaşıklar tutundukları duvar, çit, ağaç gibi nesnelerle bir süre sonra öylesine bütünleşiyorlar ki, ayırmak mümkün olmuyor.

Kırsal kesimde eskiden çocuklara bu riskleri erken yaşta fark ettiren tekerlemeler öğretilirmiş.

Şöyle mesela:

“Tüylü asma, dostum olma!”

“Üç yaprak taşır, her yeri kaşır.”

“Uzundur orta yaprak, zehirlidir bu bak!”

“Zehirli sarmaşık, yolumdan çık!”

“Beyazdır meyvesi, çoktur tehlikesi.”

“Üstü parlak altı tüylü, sarmaşık gibi süslü.”

“Sarmaşık yağ taşır, her yerimi kaşır.”

“Baharda kırmızıdır yaprağı, hemen sarar toprağı.”

Aslında ben bugün size Hilal’dan Fahrettin’e, Salih’ten Metin’e iktidar imkanlarına sımsıkı sarılıp yerleşen ve kurtulunması mümkün olmayan tipolojilerden bahsedecektim.

Yazı tuttu başka yerlere götürdü bir şekilde.

Bu sefer de böyle olsun ne yapalım yani…

3 YORUMLAR

  1. İlgi alanlarınızı nasıl bu kadar geniş tutabiliyorsunuz ? Neredeyse hakkında yazı yazmadığınız konu kalmadı.hepside oldukça geniş ve bilgilendiriciydi.çok çok tebrik ederim.bir diğer merak ettiğim şey bu kendi kendinizi dinamik ,enerjik, hayatta , ayakta…. tutabilme yönteminiz mi ? ? ? Bize de tavsiye edermisiniz ? Ben kendimi ölmüşüm ama gömen olmadığından yer işgal ediyor gibi hissediyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin