Macron, Erdoğan’ın yakasını bırakmıyor ama… 

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Ortadoğu’da dengeler çok hızlı değişiyor… Düne kadar Libya’da Halife Hafter’in Trablus’u ne zaman ele geçirebileceğini konuşuyorduk. Mart ayıyla birlikte dengeler bir anda tersyüz oldu. Hafter pek çok stratejik noktayı boşaltarak ve hatta ağır silahlarını da bırakarak ülkenin batısından tamamen geri çekilmek zorunda kaldı.

Akabinde Rusya ilk kez açıkça potaya girdi. Rus uçaklarının Suriye üzerinden Libya’nın orta kesimlerindeki Cufra Üssü’ne getirildiğini gösteren uydu görüntüleri ABD’nin Afrika Birlikleri Komutanlığı (Africom) tarafından paylaşıldı. Kamuoyu Rusya’nın Hafter’in yanında ağırlığını hissettirmesini beklerken bu kez Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi’nin girişimleri gündeme damgasını vurdu. Önce Kahire Deklarasyonu adıyla hemen yürürlüğe girecek bir barış önerisi sundu. Ancak Türkiye ve desteklediği Trablus hükümeti öneriyi anında reddetti. Sisi bu kez Libya sınırına giderek herkesin peşinde olduğu Sirte ve Cufra’nın kırmızı çizgileri olduğunu, buraların alınması durumunda Libya’ya müdahale edecekleri tehdidinde bulundu.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Sisi’nin konuşmalarının artçı şokları sürerken Fransa bir süredir dillendirdiği eleştirilerinin dozunu daha da yükseltti.

Pazartesi günü Almanya Başbakanı Angela Merkel’le düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye’yi adeta topa tuttu.

Daha önce pek çok kez dile getirdiği “Türkiye’nin Libya’ya askeri müdahalesine göz yummayacağız” şeklindeki sözlerine “Ankara tehlikeli bir oyun oynuyor” tehditlerini de ekledi. 

Seleflerinden Nicolas Sarkozy gibi davranan Macron’un sert sözleri bunlarla sınırlı değil. Türkiye’nin cihatçıları Libya’ya taşıdığını belirten Macron, “NATO üyesi olduğunu öne süren bir ülkenin tarihi ve cezai sorumlulukları vardır” sözleriyle de uyarıda bulundu.

Macron’un Erdoğan’a karşı eli şimdilik zayıf. Çünkü hem müttefikleri ABD ve Almanya kendisini desteklemiyor, hem de Libya’da doğal müttefik durumuna geldiği Rusya’nın eylemlerini çok da içine sindiremiyor, fakat bu durumu çok fazla dillendirmek istemiyor.

Mesela Merkel’le ortak basın toplantısında tıpkı Türkiye gibi Libya’ya cihatçı ve paralı asker nakleden Rusya’yı eleştirmedi ya da eleştiremedi.

Macron, geçtiğimiz Cuma günü görüştüğü Rus Lider Vladimir Putin’in kendisine Rus paralı askerlerin Libya’da bulunmasının Rusya’yı ilgilendirmediğini söylediğini belirtti.

Macron’dan başka tüm dünya Wagner şirketinin direkt Kremlin’den talimat aldığını ve paralı askerlerin de Rusya’nın direktifleri doğrultusunda hareket ettiğini biliyor. Ayrıca Rusya’nın da Suriyeli paramiliter grupları Libya’ya ihraç ettiği artık bir sır değil.

Macron Hafter’i desteklemediklerini, amaçlarının siyasi bir çözüm bulmak olduğunu da iddia etti. Halbuki Hafter’le daha önce Paris’te görüşen Macron, Hafter güçlerine silah ve istihbarat desteğinde de bulunmuştu.

Hukuki, insani, tarihi her ne açıdan bakılırsa bakılsın Libya üzerinde mücadele eden hiçbir ülke diğerinden çok da temiz gibi görünmüyor.

Mesela Türkiye Fransa’nın sömürgeci geçmişine atıfta bulunurken, Osmanlı İmparatorluğu’nun da bir dönem o topraklara hükmettiğini ve şu anda yaptığının da bir tür sömürgecilik olduğunu unutuyor.

Türkiye’nin tek geçerli argümanı BM tarafından tanınan Trablus hükümetinin talebi doğrultusunda bu ülkeye gittiği. Halbuki Trablus hükümetinin uluslararası hukuk normlarına göre çok da geçerli bir yanı bulunmuyor. Şu anda geçerli olarak görülmesinin tek sebebi uluslararası kamuoyunun parçalı hali, Avrupa Birliği’nin yekpare bir dış politika belirleyememesi ve ABD’nin konuya çok fazla müdahil olmak istememesi.

Türk-Fransız ilişkilerinde yaşanan gerginlik yeni değil. Aslında AKP’nin iktidara geldiği 2002’den beri limoni.

2002’de dönemin Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi değil, başka kültürlere ait olduğunu belirterek Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması durumunda bunun Avrupa’nın sonunu getireceğini öne sürdü.

Bir sonraki cumhurbaşkanı Jacques Chirac da 2004’te Türkiye’nin AB üyeliğini Fransa’da referanduma sunacağını öne sürdü.

Asıl gerginlik ise Nicolas Sarkozy döneminde yaşandı ve ilişkiler dip yaptı. Türkiye’nin Avrupa’da yeri olmadığını söyleyen sağcı lider Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık önerdi. Erdoğan ile Sarkozy’yi karşı karşıya getiren olay ise Ermeni Yasa Tasarısı’nın Meclis’te onaylanması oldu. Türkiye’de Fransız mallarına boykot başlarken Erdoğan bir daha Fransa’ya gitmeyeceğini söyledi.

Macron dönemi de Sarkozy dönemi ile büyük bir paralellik gösteriyor. Gün olmasın ki iki ülke yetkilileri birbirine yönelik sert eleştiriler yöneltmesin.

Suriye konusunda zaman zaman Türkiye’yi eleştirse de Macron hiçbir zaman son dönemlerdeki eleştiri tonunu kullanmadı. Eleştiri dozunun artmasında şüphesiz Erdoğan’ın da tıpkı Macron gibi Libya’nın petrollerine göz koyması en önemli etken.

Türkiye’nin Trablus hükümetiyle geçtiğimiz yıl 27 Kasım’da yaptığı anlaşmalara Paris de Hafter’i Mart ayında Paris’te ağırlayarak cevap vermişti.

Ancak Erdoğan ve mevkidaşı Macron arasındaki sert tartışmalar Türkiye’nin Ekim ayında Suriye’nin kuzeyine yönelik gerçekleştirdiği Barış Pınarı Operasyonu ile başladı. ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilerek Kürtleri yüzüstü bırakması ve Türkiye’nin operasyon gerçekleştirmesini Macron, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözleriyle eleştirdi ve Ankara’nın hiçbir şekilde NATO ile bir dayanışma içine girmemesini istedi.

İstediği pası alan Erdoğan sert sözlerle Macron’a yüklendi. Türkiye’yi NATO’dan çıkarmanın Macron’ın haddine olmadığını haykıran Erdoğan, “Ne diyor, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir.’ Sayın Macron bak, Türkiye’den sesleniyorum, NATO’da da söyleyeceğim, önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir. Çünkü bu ifadeler ancak senin türündeki beyin ölümü gerçekleşmiş olanlara yakışır” sözleriyle tepki gösterdi.

Macron’a saldırmayı iç kamuoyunda iyi bir malzeme olarak kullanan AKP hükümeti, Fransız liderin Ekim ayı başında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye’yi eleştirmesine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu üzerinden cevap verdi. Çavuşoğlu,Macron’un bugünkü konuşmalarını ayakları pislik içinde gömülüyken öten horoza benzetiyorum” ifadelerini kullandı. 

Daha önce pek çok kez Fransızların Cezayir’de yaptığı katliamları gündeme getiren ancak bundan dolayı Cezayirli yetkililerden zılgıt yiyen Erdoğan Ocak ayında üç Afrika ülkesine yaptığı ziyaretin ilk durağı Cezayir’de görüştüğü Devlet Başkanı Abdülmecid Tebbun’un söylediğini ileri sürdüğü sözlerle Fransa’yı hedef aldı. Erdoğan, Tebbun’un, görüşme sırasında kendisine Fransızların 130 yıllık işgalleri boyunca Cezayir’de en az beş milyon kişiyi öldürdüklerini söylediğini belirtti. 

İki ülke ilişkileri zaman zaman tehlikeli restleşmelere de sahne oluyor.

Avrupa Birliği ülkelerinin Nisan ayında başlattığı İrini Operasyonu çerçevesinde Fransız gemileri 10 Haziran’da Libya’ya doğru yol alan Tanzanya bandıralı bir gemiyi aramak istedi. Ancak gemiye eşlik eden Türk fırkateynleri buna izin vermedi. Türkiye gemilerde ilaç bulunduğunu öne sürerken Fransa bunun silah olduğunu öne sürdü. NATO konuyu inceleyeceğini açıkladı.

Türk savaş gemilerinin eylemini sert sözlerle eleştiren Macron, Türkiye’nin Libya’da istediği gibi hareket etmesine izin vermeyeceklerini söyledi. <

Türkiye ise Fransa’ya “akıl tutulması“ sözleriyle karşılık verdi. Türkiye ayrıca Fransa’nın sömürgeci dönemindeki gibi sorumsuzca hareket ettiğini de öne sürüyor.

İki ülke ilişkileri nereye gider bilinmez ancak bilinen şu ki, Erdoğan için Macron bulunmaz bir hint kumaşı gibi, tıpkı iç politikadaki CHP gibi.

Nasıl ki CHP’nin tartışmalı geçmişi ve hiçbir vizyon ortaya koyamaması, hatta en kritik konularda hükümetin yanında durması Erdoğan’a yarıyorsa aynı şekilde Macron’un Türkiye’ye yüklenirken hiçbir şekilde haklı bir argüman ortaya koyamaması da Erdoğan’a muazzam bir hamaset alanı sunuyor. Ancak uluslararası ilişkilerde hak, hukuk, adalet, insan haklarından çok pazu gücü geçerlidir. Pazusu güçlü olan bir anda haklı duruma geçebiliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin