Lohusayken tutuklanan Karabağ: “Beni işkence odasıyla tehdit ettiler, defalarca ölmek istedim”

Gurbet Karabağ, 24 Haziran 2026, Strazburg

SEVİNÇ ÖZARSLAN – HABER YORUM

Kırk günlük bebeği kucağındayken gözaltına alındı. Polisler çocuğu üzerinden tehdit etti, aylarca pislik içindeki hücrelerde tutuldu, dilekçe yazdığı için “yumuşak odaya” götürülmekle korkutuldu.

KHK mağduru ev hanımı Gurbet Karabağ, Strazburg’daki 5. Adalet Buluşması’nda yıllarca sessiz kalan acılarını ilk kez anlattı. Karabağ’ın sözleri, KHK sürecinde yaşanan hak ihlallerinin unutulmaması gereken örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.

Bugüne kadar çok sayıda kadınla görüştüm. Büyük bölümü üniversite mezunuydu. Karabağ liseyi dışarıdan bitirmiş ve daha sonra kendini ailesine adamış, dini sohbetler yapan Afyonkarahisarlı bir ev hanımı. Ne 15 Temmuz ‘darbe girişimiyle, ne devleti yıkmaya teşebbüs gibi iddialarla bir ilgisi bulunmuyor.

Kendisini yargılayan Afyon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin o dönemki başkanı Fatih Serdar Köken, üyeleri Elvan Baydemir, Seyhan Tutkaç ve savcı Sefer Ulubey de bunu çok iyi biliyor. Buna rağmen Karabağ’ın Afyon Emniyeti ve Afyon E tipi Cezaevi’nde yaşadıkları insanın aklını zorlayacak türden.

Zaten Afyonkarahisar Emniyeti ve Afyon cezaevleri KHK’lılara en çok psikolojik baskı ve işkence yapan kurumların başında geliyor. Özelikle Afyon Emniyeti Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğünde görev yapan Komiser Teoman Yaman ve ekibinin yaptıklarını unutmak mümkün değil. Daha lohusalığı bitmemiş Gurbet Karabağ’a ettikleri tehditler dehşet verici.

Afyon E Tipi Cezaevi’nde gördüğü muamele de farksız. Dilekçe yazıp, pislikten geçilmeyen hücrenin şartlarıyla ilgili derdini anlatan lohusa kadını “Bir daha böyle bir dilekçe yazarsan seni yumuşak odaya götürüz. Akıllı ol!” diye utanmadan tehdit ediyorlar. Bu cümle işkence yaptıklarının itirafıdır. Duvarları ses geçirmeyen yumuşak malzemelerle kaplı olan bu odada mahpuslara işkence yapıldığı biliniyor.

Gurbet Karabağ’ın 2017’den, Almanya’ya göç ettiği 2023’e kadar yaşadıklarını birkaç satıra sığdırmak mümkün değil. Aşağıda yaşadıklarının bir özetini kendi ifadeleriyle okuyacaksınız.

“OĞLUM 40 GÜNLÜKKEN GÖZALTINA ALINDIM”

“8 Mart 2017’de eşimle birlikte gözaltına alındım. Oğlum henüz 40 günlüktü. İkimiz birlikte Afyon Emniyet’e götürüldük. Gece saat ikiye kadar ifadem alındı. Bu sırada bebeğe eşim baktı. O da bizimle gelmişti. Bir kere emzirmeme izin verdiler. Mahkemeye çıktığımızda ona bile izin vermediler. Gözaltından çıktıktan sonra eşim “Arada bebeğin bacağını sıkıyordum ki, ağlasın da seni sıkıştırmasınlar diye” demişti. Sonra serbest bırakıldım. Üç gün sonra mahkemeye çağırdılar. Gittim. Oğlum çok ağladığı için eşin iki kez bebeği yanıma getirdi, durmuyordu, şu an olmaz mahkemeden sonra, başınızın çaresine bakın dediler. Dördüncü getirişinde izin verdiler.

“KİMSENİN NAMAZ KILMASINA İZİN VERMEDİLER”

Mahkeme için beklediğimiz 11 Mart 2017 günü kimsenin namaz kılmasına izin vermediler. Öğlen namazı vaktiydi. Sadece benim dördüncü seferde bebeği emzirmeme izin verdiler. Oturduğumuz yerin karşısında mescit vardı, hemen oraya girdim ve emzirdim. Daha sonra adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla beni serbest bıraktılar.

Afyon’un soğuğunda, yağmurunda, çamurunda kucağımda küçücük bebeğimle 2,5 sene imzaya gittim. Çok soğuktu. Maddi imkanımız yoktu. İki otobüs değiştirerek imzaya gidiyordum. Otobüs paralarını iğne oyası yaparak biriktiriyordum.

“ÜÇ-DÖRT POLİS BENİ ORTAYA ALIP ETRAFIMI SARDI…”

Gözaltına alındığımda beni Afyon Emniyeti Terörle Mücadele Şube’ye götürdüler. Orada bana ağır psikolojik baskılar yapıldı. En vahşisi ise kundaktaki yavrum üzerinden yapılan tehditlerdi. Üç-dört polis beni ortalarına aldı. Her biri bağırmaya başladı. Biri ‘Senin ağa babaların çekti gitti, olan senin gibi garibanlara oldu’ dedi. Diğeri isim vermeye zorladı. ‘İsim ver, benim seninle derdim yok, sen kimsin ki…’ dedi.

“SENİ GÖTÜRÜR ATARIM…”

Sonra da “Seni götürür atarım, çocuğunu bir daha 12 yaşında görürsün.” dedi. Ellerimi kulaklarıma tıkayıp, ben bilmiyorum, ben bir şey yapmadım, hiçbir suçum yok diye söyleniyordum. Gece saat ikiye kadar baskı yapa yapa ifademi aldılar, sonra bıraktılar. Eşime de baskı yaptılar. Onur incitici hakaretler ettiler. Bir anne için daha kırkı çıkmamış evladıyla sınanmak, ölümden daha zordu.

Serbest kaldıktan sonra dört yıl boyunca kimseyle görüşemedim. Ev sahibi bizi evden attığı için arkadaşlarımla, sevdiğim dostlarımla hiçbir bağlantım kalmamıştı. Başka bir yere taşındık. Telefonlarımıza el konuldu. Korkudan yeni numara çıkaramadık. Bu yüzden kimse de bana ulaşamadı.

“DUVARLARINDA İNSAN DIŞKISI OLAN HÜCREDE 75 GÜN KALDIM”

Aradan 4 yıl geçti. 2020’de ilk mahkemem oldu. Tutuklandım. Tarih 8 Ekim 2020’di. Mahkemeye bir tanık geldi, onun ifadesiyle beni tutukladılar.  Afyon E Tipi Cezaevi’ne konuldum. Pandemi dönemiydi. İlk önce beni ağır suçluların cezalandırıldığı tek kişilik bir hücreye kapattılar. Duvarlarına insan dışkısı bulunan, elektriği olmayan, tuvaleti kokan o hücrede 75 gün kaldım. Öyle pis, öyle korkunç bir ortamdı ki, korkudan elim ayağım titremişti.

“86 KİLODAN 58’E DÜŞTÜM”

8 Ekim 2020’de tutuklanan ev hanımı Gurbet Karabağ, Afyon E Tipi Cezaevi’nde 8 ay kaldı.

15 gün o karantina hücresinde kaldım. Sonra koğuşa götürdüler. 31 gün sonra ikinci mahkemeye çıkardılar. Tanık gelmedi. 17 gün sonra bir daha getirin dediler. O arayı tekrar hücrede geçirdim. Tekrar çıktım mahkemeye, tanık gelmediği için yine hücreye konuldum. Götürüyorlar, tekrar geri getiriyorlar. Tam 45 gün hücreden hiç çıkmadım. O arada 86 kilodan 58 kiloya düştüm. Hiçbir şey yiyemiyorsunuz, içemiyorsunuz. Havalandırma yok. Ayaklarınız ödem topluyor. Koğuştaki arkadaşlar “Gurbet hocanın yarısı yok” demişlerdi. Dışarından koronavirüs mikrobu cezaevine bulaşmasın diye mahpusları ilk önce oraya kapatıyorlar ama orası o kadar pis ki, hastalık kapmamak mümkün değildi.

“AKILLI OL, YOKSA SENİ YUMUŞAK ODAYA ALIRIM”

Bir kadın, bir anne olarak cezaevi yönetimine dilekçe yazıp sadece daha insani bir ortam talep ettim. Ertesi gün başgardiyan hücre kapımı açtı; dilekçemi buruşturup yüzüme fırlattı. Bana bağırarak, “Bir daha böyle bir dilekçe yazarsan seni yumuşak odaya (işkence odasına) alırım, akıllı ol!’ diyerek tehdit etti.

“BİR GÜN SİNİR KRİZİ GEÇİRDİM”

Bir gün hücrede sinir krizi geçirdim. Ailemden bir gün mektup geldi. Okurken sürekli ağlıyordum, panik atak başladı. Ağlaya ağlaya içim katıldığı için sürekli kusuyordum. Nefesim kesildi o anda. Geldiler, sakinleştirici iğne yaptılar. Kendime bir şey yaparım diye sürekli kontrol ettiler.

“DEVLETİ DOLANDIRAN ADLİ SUÇLUYU HAVALANDIRMAYA ÇIKARDILAR, BENİ ÇIKARMADILAR”

Son mahkemede bana 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi. Toplam sekiz ay cezaevinde kaldım. Bunun 75 günü o hücrede geçti; 45 gün boyunca ise hiç dışarı çıkarılmadım. Avluya, havalandırmaya bile götürmediler. Yan hücrede adli bir suçlu vardı, devleti dolandırmaktan içerideydi. Kreş açıyorum diyerek devletten çok yüksek miktarda para almış, yurt dışına kaçarken yakalanmış. Gardiyanlar her gün gelip ona havalandırmaya çıkmak isteyip istemediğini soruyordu. Bana soran yoktu. Benim suçum ne? Dini sohbet yapmak. Yan hücrelerdeki adli suçluların sürekli ettiği hakaretler, küfürler ise demir parmaklıklardan bile daha ağırdı.

“DEFALARCA ÖLÜMÜ DİLEDİM”

Tam bu çıkmazın içindeyken, beni savunması gereken kendi avukatım bile üzerimde yoğun bir psikolojik baskı kurdu. İsim vermem ve ‘etkin pişmanlık’ yasasından yararlanmam için beni sürekli sıkıştırıyordu. Ben ise suçsuz olduğumu biliyordum ve bunu kabul etmeyeceğimi açıkça ifade ediyordum. Hem gardiyanın tehdidi hem de avukatımın bu itirafçılık baskısı arasında kendimi tamamen yalnız, çaresiz ve dipsiz bir kuyuda hissettim. Defalarca ölümü diledim.

“HAKKINI HELAL ET, UZUN ZAMAN SANA ULAŞMAYA ÇALIŞTIK”

İşte tam o karanlıkta, yan hücreden bir ses yükseldi: “Sen kimsin?” Kendimi tanıttığımda, bir ablamız, “Biz seni çok uzun zamandır arıyoruz. Gurbet, sana ulaşmaya çalışıyorduk, hakkını helal et” dedi. O sesi, o birkaç cümleyi duymak, o pis ve karanlık hücreyi benim için bir anda cennete çevirdi. Neden biliyor musunuz? Çünkü emniyette ifadem alınırken sürekli herkes gidip kurtardı kendini olan senin gibi gariplere oldu demişlerdi. O an yalnız olmadığımı, dışarıda birilerinin benim için çabaladığını ve dua ettiğini hissetmek bana yeniden yaşama gücü verdi.

“İKİ YIL KAPIMDA HAZIR ÇANTA İLE BEKLEDİM”

Sekiz ay sonra İstinaf Mahkemesi cezayı bozdu ve beni 26 Nisan 2021’de tahliye ettiler. Çıktıktan sonra kızıma hamile kaldım ama iki yıl boyunca sürekli korkuyla yaşadım. Kapım her çaldığında polis geldi zannettim. Çünkü sürekli arkadaşlara operasyon düzenleniyordu. İkinci, üçüncü operasyonu geçiren arkadaşlar vardı. O yüzden sürekli beni arayıp, tekrar operasyon düzenlendiğini, bir anda benim de kapıma gelirlerse “Sakın korkma, bir gün senin kapına da gelirlerse sütün kesilmesin” beni uyarıyorlardı. Çantam hep kapının kenarındaydı. Hazır bir çantam vardı; içine bebek bezleri, sütüm kesilirse diye mama, kendime ve çocuklara kıyafetler… Hep böyle bir çanta iki yıl boyunca hazır bekledi.

Bir gün kapım çaldı. Komşularla kahve içecektik. Kahveyi yaptım, elimde tepsi alt kata bahçeye iniyordum, baktım polis. Üst kattaki komşum, korkma dedi ama benim elim ayağım zangır zangır titredi. Başka birini sordular bana. 2016 yılında kaybolmuş birini sordular ve gittiler ama ondan sonra bir hiç uyuyamadım. İlaçla da uyuyamıyordum.

“CEZAEVİNDE PANİK ATAĞA YAKALANDIM

Zaten cezaevinde panik atağa yakalandım. Bir şey olduğu zaman ishal ve kusma başlıyor, hemen hastalanıyordum. Artık bu halde yaşamayacağımızı anlayınca Türkiye’den ayrıldık. Annem siroz hastası, yaklaşık iki aydır yoğun bakımda yatıyor. Öyle hasta bir anneyi, yaşlı ve hasta bir babayı arkamda bırakıp ağlaya ağlaya ayrılmak zorunda kaldım. 2023’te Almanya’ya sığındık. Oğlum şu an 9, kızım 4 yaşında.

“MAHKEMEYE BENİ GÖTÜREN JANDARMA BİLE ‘KORKMA SANA BİR ŞEY OLMAZ’ DEDİ”

Ben lise mezunuyum. Beni ifadeye götüren jandarma komutanı, yaşı da biraz vardı, bana “Siz ne iş yapıyordunuz” diye sordu. Ev hanımı olduğumu söyledim. “Eğitim durumunuz nedir” diye sordu. Ortaokul mezunuyum, liseyi de dışarıdan bitirdiğimi söyledim. Israrla ne iş yaptığımı sordu, ev hanımıyım, sadece dini sohbetlere gidiyordum, dedim. “Korkmayın, size bir şey olmaz” dedi. Mahkeme 8 yıl hapis cezası verince, komutanla bir göz göze geldik. O an vicdanı ona ne söyledi çok merak ediyorum.

“SUÇLARIM: DİNİ SOHBET YAPMAK, BANKAYA 100 TL YATIRMAK”

Afyon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. Dini sohbet vermek, ByLock, tanık ifadelerine dayanarak bana bu cezayı verdiler. Tanıklardan biri ‘Ablaydı’ demiş. Bize dini sohbet veren ama itirafçı olan bir kadın, annemin kızlık soyadına kadar ihbar etmiş. “Sohbete gelirdi, evlendikten sonra kendisi sohbet vermeye başladı, ben yokken sohbetleri o yapardı” gibi şeyler söylemiş. Bank Asya’da bulunan 100 liralık hesabım da suç delili sayıldı. Çeyizim için biriktirmiştim. Babamın maddi imkanı yoktu. Bu ‘suç’lardan dolayı 8 yıl 1 ay 15 gün ceza verdiler.

“TUTUKLANDIĞIMDA DAHA LİSE MEZUNU DEĞİLDİM”

Tutuklandığımda liseyi daha bitirmemiştim. Yıllarca bitirmeye çalıştım ama bir türlü tamamlayamadım. Cezaevinde gardiyanlar koğuştaki diğer arkadaşlara ‘Üniversite okumak ister misiniz?’ diye soruyorlardı. Bana ise hiç sormuyorlardı. O sırada ben 45-50 gündür hücredeydim. Bir gün kütüphane biriminden gelen memura, ‘Size bir şey sorabilir miyim?’ dedim. ‘Buyurun’ dedi. ‘Herkese üniversite okumak isteyip istemediğini soruyorsunuz. Bana neden sormuyorsunuz?’ dedim. ‘Sormuşuzdur’ dedi. ‘Hayır, sormadınız. Ben de açık öğretimden lisemi bitirmek istiyorum’ dedim.

Ertesi gün bana bir dilekçe getirdi. Meğer ben pandemi döneminde, 2019 yılında açık liseden mezun olmuşum. Haberim bile yokmuş. Hatta mahkemelerde ifade verirken hâlâ ‘Ben ortaokul mezunuyum’ diyordum. Ben sıradan bir ev hanımıydım. ‘Benim darbeyle, ByLock’la ne işim olur? Ben sadece Allah rızası için dini sohbetlere katıldım. Benim başka hiçbir suçum yok’ diyordum.

“CEZAEVİNDE ÜNİVERSİTE SINAVINA HAZIRLANDIM”

Liseyi bitirdiğimi öğrenince bu kez üniversite okumaya karar verdim. ‘Sekiz yıl cezam var. Burada vakit nasıl geçecek? Ben üniversite okumak istiyorum’ dedim. Eşim dışarıdan gerekli parayı yatırdı. Beni götürüp fotoğrafımı çektiler, kaydımı yaptılar. Cezaevinde arkadaşlarımın yardımıyla ders çalışmaya başladım. Allah razı olsun, biri Hacettepe Üniversitesi birincisiydi, matematik öğretmeniydi; bana matematik çalıştırıyordu. Bir başkası Türkçe çalıştırıyordu. Hep birlikte destek oldular.

Tahliye olduktan sonra üniversite sınavına girdim. Çok şükür barajı geçecek kadar puan aldım. Yanılmıyorsam 156 puan almıştım, baraj da 150 puandı. Ama maddi imkânsızlıklar nedeniyle kayıt yaptıramadım. Eşim asgari ücretle çalışıyordu. Harç ve diğer masrafları karşılayamadık. Bir süre sonra da hamile kaldım. Böylece üniversite hayalim yarım kaldı.

“SENİN BUNLARIN ARASINDA NE İŞİN VAR?”

Cezaevinde birçok arkadaşımın bir, iki hatta üç üniversite bitirdiğini görüyordum. İçeride yeniden üniversiteye başlayanlar bile vardı. Gardiyanlar ise bana, ‘Senin bunların içinde ne işin var?’ diyorlardı. ‘Sen cahil birisin, bunların arasında ne işin var?’ diyerek onurumu kıracak sözler söylüyorlardı. Belki de bu yüzden üniversite okuyamamak hep içimde bir ukde olarak kaldı. Sonrasında da üniversiteye kayıt yaptıramadım.”

Bunları anlatmamın tek bir sebebi var: Türkiye’de hâlâ aynı pis hücrelerde bu zulmü yaşayan, unutulmamayı bekleyen binlerce insan var. Biz bu zorlukları göğüslediysek, içeridekilerin sesi olmak zorundayız. İçeridekileri de dışarıdakileri de yalnız bırakmayalım, yaralarımızı birlikte saralım.

Avrupa Konseyi’nden KHK’lılara tam destek: “Söz veriyorum, sizin için daha çok mücadele edeceğim”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin