Liderlikten yöneticiliğe: Hocaefendi’nin karar alma ufku…

AHMET KURUCAN | YORUM

Bir önceki yazımda Halit Esendir Ağabey’in “Türkiye ve Dünyada Hizmet Okullarının Kuruluş Tarihçesi” isimli kitabı vesilesiyle beni en çok şaşırtan hususlardan birini paylaşmıştım. 1969 yılında İzmir Tepecik’te üç katlı bir kız yurdunun bulunduğunu, 50 yıllık Hizmet hayatım boyunca ilk defa bu kitabın satırları arasında öğrendiğimi söylemiştim.

O yazının sonunda da ifade etmiştim; aynı kitap üzerine farklı bir açıdan bir yazı daha yazmak istiyorum diye. Çünkü kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan asıl izlenim, sadece yeni öğrendiğim bazı tarihî bilgiler değildi. Beni daha çok etkileyen şey, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin idarecilik vasfını, kendi tanıklığımın öncesine uzanan yıllar üzerinden yeniden keşfetmiş olmamdı.

Ben Hocaefendi’yi, idarecilik vasfını yakından müşahede edebileceğim ölçüde, 1985 yılında tanıdım. O tarihte 48 yaşındaydı. Vefat ettiği 2024 yılına kadar geçen 39 yıl boyunca da bu yönüne defalarca şahit oldum. İstişarelerine katıldım, karar alış biçimini yakından müşahede ettim. Dolayısıyla zihnimde oldukça belirgin bir “idareci Hocaefendi” portresi oluşmuştu.

Fakat Halit Ağabey’in kitabı beni, tanıklık edemediğim yıllara götürdü. Henüz otuzlu yaşlarındaki Hocaefendi’nin önüne gelen meseleleri nasıl değerlendirdiğini, insanlar arasında nasıl tercihler yaptığını, kurumlarla ilgili hangi kararları hangi gerekçelerle verdiğini satır satır okumaya başladım.

İşte tam burada beklemediğim bir duyguyla karşılaştım ve kitap boyunca defalarca aynı şeyi yaşadım. Bir hadiseyi okuyorum. Kendi kendime, “Şimdi Hocaefendi burada herhâlde şöyle davranmıştır.” diyorum. Birkaç satır sonra gerçekten de tam öyle yaptığını görüyorum. Başka bir olaya geçiyorum. “Benim tanıdığım Hocaefendi burada şu kararı verir.” diye düşünüyorum. Yine aynı netice…

Mesela Halit Ağabey’in bir kurumdan ayrılış sürecinde, Antalya’da üniversite hazırlık kurslarının açılmasında, Yamanlar Koleji’ne yangın merdiveni yaptırılması meselesinde veya Antalya’dan ayrılıp Zaman Gazetesi’ne geçiş safhasında anlatılan hadiseleri okurken, daha olayın sonunu görmeden kendi kendime “Hocaefendi burada mutlaka şöyle demiştir.” dedim. Sayfayı çevirdiğimde de hemen her defasında düşündüğümün aynısıyla karşılaştım.

Aslında insan yaş aldıkça olgunlaşır. Hayat ona yeni şeyler öğretir. Tecrübeleri arttıkça isabet oranı yükselir. Otuzlu yaşlardaki bir insanla yetmişli yaşlardaki aynı insan arasında ciddi bir tecrübe farkı olması beklenir. Hocaefendi’de ise bunun biraz farklı tezahür ettiğini gördüm.

Yanlış anlaşılmasın; elbette o da hayatın içinde tecrübe kazandı, şartlar değişti, hizmet alanları genişledi. Fakat karar verirken esas aldığı ilkeler sanki en başından itibaren yerli yerine oturmuş gibiydi. Hadiselere bakışı, öncelikleri belirleyişi, insanları okuyuşu, geleceği hesaba katışı ve kurum mantığını ferdî beklentilerin önünde tutuşu, daha gençlik yıllarında bile dikkat çekici bir olgunluk arz ediyordu. Bu kitapta beni en çok etkileyen noktalardan biri de bu oldu.

Biz çoğu zaman Hocaefendi’nin vaazlarını konuştuk. İrşad yönünü konuştuk. İlmini konuştuk. İnsan yetiştirme metodunu konuştuk. Fakat bu kitabı okurken bir kez daha fark ettim ki, bütün bunların arka planında çok güçlü bir idarecilik kabiliyeti de vardı.

İyi bir idareci olmak, sadece doğru karar verebilmek değildir. Bazen kimsenin önemsemediği küçük bir ayrıntının yıllar sonra nasıl büyük sonuçlar doğuracağını görebilmektir. Bazen insanların o gün hoşuna gitmeyecek bir kararı, kurumun geleceği adına alabilmektir. Bazen de kısa vadeli rahatlığı değil, uzun vadeli istikameti tercih edebilmektir. Halit Ağabey’in kitabında anlatılan pek çok hadise bana tam da bunu düşündürdü.

Sözün burasında küçük bir parantez açmak istiyorum. Her lider iyi bir yönetici olmayabilir; her iyi yönetici de liderlik vasfına sahip olmayabilir. Lider, insanlara istikamet gösterir, onları peşinden sürükler, ideal ve heyecan kazandırır. Yönetici ise o ideali hayata geçirecek kurumları inşa eder; insan kaynağını doğru kullanır, öncelikleri belirler, krizleri yönetir ve bugünü olduğu kadar yarını da düşünür. Büyük hareketlerin uzun ömürlü olabilmesi, çoğu zaman bu iki vasfın aynı şahsiyette buluşmasına bağlıdır.

Ben Halit Ağabey’in kitabını okurken Hocaefendi’nin bu iki özelliği birlikte taşıdığı kanaatim daha da pekişti. İnsanlara hedef gösteren bir irşat insanı olmasının yanında, o hedefe götürecek müesseseleri kuran, en küçük ayrıntıyı bile yıllar sonrasını hesaba katarak değerlendiren güçlü bir idareci portresi de satır aralarında bütün açıklığıyla kendini hissettiriyor. Belki de bu sebeple yirmili yaşlarının sonlarında verdiği kararlarla elli-altmış yıl sonra verdiği kararlar arasında aynı düşünce omurgasını görmek beni hiç olmadığı kadar etkiledi.

Hasılı, bu kitap bana yeni hadiseler öğretmekten çok daha fazlasını yaptı. Bana Hocaefendi’yi yeniden tanıttı. Bu defa sadece bir vaiz, bir mütefekkir veya bir hoca olarak değil; kurum inşa eden, insan yetiştiren, kriz yöneten, onlarca yıl sonrasını hesaba katarak karar verebilen güçlü bir idareci olarak…

Doğrusu kitabı bitirdiğimde zihnimde en çok kalan düşünce bu oldu.

 

2 YORUMLAR

  1. Yıllar önce Hocamızın Yeni Ümit dergimizde yayınlanan Lider yazısında liderin vasıflarını anlatıyordu. Anlattığı vasıfları birebir kendi hayatında yaşamış bir lider. Gerçek Peygamber varisi

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin