Libya’da inanılmaz şeyler oluyor!

HABER-ANALİZ | CUMALİ ÖNAL

Son üç haftadır Libya’da Türkiye’nin hayal dahi edemeyeceği gelişmeler yaşanıyor. Ankara destekli milis güçler karşısında General Halife Hafter cephesi büyük bir hezimet yaşıyor. Ricat üstüne ricat.

Son olarak geçtiğimiz yıl Nisan ayında başlattığı operasyondan kısa bir süre sonra kapılarına dayandığı Trablus’a uyguladığı ablukayı kaldırmak zorunda kaldı. En büyük destekçilerinden Rus Wagner şirketine bağlı yüzlerce paralı asker, Trablus’un dış mahallelerinden ayrılarak Kaddafi döneminde de kanlı çatışmaların yaşandığı Beni Welid bölgesine çekildi.

Özellikle geçtiğimiz hafta sonu kaybedilen stratejik Watiye Üssü, Hafter ve müttefikleri üzerinde tam anlamıyla bir şok etkisi meydana getirdi. Dahili ve harici müttefikleri Hafter’i deyim yerindeyse topa tutmuş durumda.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Bir yandan Trablus’taki hükümetin paraleli olarak adlandırılan, ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akila Salih liderliğindeki aşiretler, diğer yandan Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa’nın Hafter’le ittifaklarını gözden geçirdikleri söyleniyor.

Bu manzarayı görünce ister istemez “Yedi düvele karşı savaşıyoruz” diyen adamlara hak veriyorum. Düşman ülkelerin isimlerini sayınca bayağı bir yekûn tutuyor.

Havuzdaki köşe yazıları ve haberlerde tam bir cenk havası var. Trablusgarp cephesinde elde edilen başarıları destanlaştırmak için kullanılan cümleler, Ertuğrul dizisindeki kahramanlık diyaloglarını dahi gölgede bırakıyor.

Havuz gözlüğünden manzara aşağı yukarı şu şekilde: Akdeniz, Barbaros Hayrettin Paşa’dan sonra ikinci kez Türk gölü oldu. Trump, Putin, Macron, Netanyahu reisin önünde diz çökmüş durumda.

Savulun, Osmanlı geliyor…

Akıncıların naraları yeri göğü inletiyor.

Kahramanlık sadece Libya ile sınırlı değil ki…

Suriye’de İdlib’i 82’nci vilayet olarak zaten çoktan ilhak ettik.

Bir ayağımız Kızıldeniz, diğer ayağımız kâh Basra, kâh Aden Körfezi’nde.

Katar ve Somali’deki üslerimizden sonra Yemen’e de adım atmış durumdayız. Buraya yerleştiğimiz zaman vay haline Suud’un, Emirliklerin. Hatta Amerika, Fransa, Almanya dahi gemilerini buralardan geçirebilmek için bize selam çakmak zorunda kalacaklar.

Valla ne diyeyim, ben bile bu manzarayı resmederken içimde bir kahramanlık patlaması yaşadığımı hissediyorum. Düşünsenize kapılarında para dilendiğimiz adamlar “Biz ettik sen etme” diye yalvarıyor bize.

Bundan sonrası “söz konusu olan vatan ise gerisi teferruat…”

Yoksa;

Leventlerimiz üç deryada kılıç şakırdatırken, ben evde yarı aç yarı tok yaşamışım, ay sonunda kiramı ödeyebilmişimin lafını etmek gerçekten çok ayıp.

Hele hele asrın projesi köprülerimiz, tünellerimiz, yollarımız, havaalanlarımız, şehir hastanelerimiz varken işimi kaybetmişim, kutsiyetpenahlarına dudak büktüğüm için hapse atılmışım, “kral çıplak” dediğim için zindanlarda çürütülmüşüm… Şikayet edersem -hâşâ- çarpılırım…

Vatan için boynumuz kıldan ince.

Ama işte ne yapayım, Klavyenin cazibesi. Sormadan edemiyorum.

Merkez Bankası iflas etmiş, ihracatı, turizm gelirleri sıfırlamış, borç para bulmak için kapısını çaldığımız adamlar, değil kapıyı açıp yüzümüze çarpmak, kapıyı açmayı dahi tenezzül etmediği bir ülke bu kahramanlık türkülerini nasıl yazabiliyor?

Uçak filosu Turgut Özal döneminden kalma, deniz filosu da bir o kadar eski bir ülke,nasıl oluyor da dünyaya nizam verebiliyor?

15 Temmuz senaryo darbe girişiminden sonra bel kemiği kırılmış, üç beş aylık eğitimle yandaş subayları işbaşı yapmış bir ülkenin ordusu, nasıl oluyor yedi düvele karşı savaşabiliyor?

Libya’da, Suriye’de, Somali’de kullandığı zırhlı aracın, dronun, topun, tüfeğin;yazılımını, motorunu, önemli parçalarını başka ülkelerden aldığı halde bu silahların kaportasını ürettiği için övünen bir ülke, başka başka ülkelerde hangi mantıkla maceradan maceraya sürüklenebiliyor?

Sorular o kadar çok ki. Ama biliyorum. Sorsam da bir faydası yok.

Mehter marşını dinleyenler sadece iktidar ve destekleyenleri değil ki. Muhalefet ve yandaşları iktidardan daha perişan bir durumda. Düşünebiliyor musunuz Cihat Yaycı gibi bir sahtekâr için günlerce ağıt yaktılar, ağız birliği etmişçesine. Neymiş, Yaycı fetöcüleri ordudan temizleyen bir kahramanmış. Bu zihniyetteki bir parti ve destekçileri olduğu sürece biz de gazetecisinden akademisyenine, paralı trollerinden reisine ağzından düşürmedikleri bu sözde kahramanlık hikayelerini daha çoook dinleriz.

Düşünebiliyor musunuz, “Kimleeeeeeer kimlerle beraber…”

Ne diyelim.

Atalarımız boşuna dememiş “Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider çeşmeye” diye.

Amacım AKP iktidarının varsa bir başarısı, onu küçümsemek ya da görmemezlikten gelmek değil.

Tam Türkçesi şunu söylüyorum. Bu orduyla, bu ekonomiyle, bu silahlarla, nice nice orduların kuma gömüldüğü bir ülkede bu düşmanlara karşı böyle bir başarı elde e–di–le–meeeez!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin