Lale Devri bitti

YORUM | MAHMUT AKPINAR 

“Lale Devri” Osmanlı döneminden hafızalarımızda kalan zaman dilimlerinden birisidir. Avusturya ve Venedik’le yapılan Pasarofça Anlaşmasını (1718) müteakip 1730’a kadar süren nispi barış ve huzur dönemine verilen isimdir. Dönemin sultanı III. Ahmet savaşı sevmeyen, müzik, estetik ve sanat düşkünü bir adamdır. Sadrazamlığa da kendisi gibi naif, eğlenceyi, müziği seven bir adam olan damadı Nevşehirli İbrahim paşayı getirince ekip tamamlanır.

Saray ehli bu dönem İstanbul’un sosyetesiyle halktan kopuk başka bir alemde yaşamaya başlar. Sanatkârlar, müzisyenler İstanbul’a gelir. Divan edebiyatı, şiirler, meşkler, eğlenceler gırla gider. Meşhur Lale Bahçeleri oluşturulur. Saray ve ahalisi gayet mutludur, ama halkın ne yiyip içtiğiyle, neyle geçindiğiyle çok ilgili değildir. Oysa ülkede üretim bitmiş, devlet eski refahını, gücünü kaybetmiş, halk fakir düşmüştür. Sultan ve damadın problemleri görme ve çözme gibi bir dertleri yoktur.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Halktan kopuk Saray’ın tavırları öfke birikmesine neden olur. Homurdanmalar artar. Zira halk perişandır. Sonunda insanlar patlar ve bugünkü mafya liderlerine benzer bir tip olan Patrona Halil önderliğinde ayaklanma başlar. İnsanlar sokaklara dökülür.

Uzun süredir Saray’da lüks içinde ve gerçeklikten kopuk yaşayan Sultan gerçeklere uyanır. Halk önce Damat’a yönelir, onun kellesini ister. Naif, zarif, bugünkü damatla karşılaştırılmayacak kadar üstün özelliklere sahip Damat İbrahim Paşa, Sultan’ın tercihidir. Sevdiği damadını her şeyden sorumlu yaparak kendisini rahatlatmış ama halkı rahatsız etmiştir.

Tepkilerin yükselmesi üzerine nezaket sahibi, Peygamber aşığı, ama kötü bir yönetici olan III. Ahmet tahtını korumak için damadını kurban vermek zorunda kalır. Yıllardır Saray’ın lüks ve sefahatine bilenen, fakirlik, yokluk ve kötü yönetimden bıkan isyancılar damadı öldürmekle kalmazlar, sokaklarda cesedini gezidirler. Sonra da III. Ahmet Çeşmesi’nin yanına Damat’ın cesedini atarlar. Devrin lüks ve eğlence sembolü olan Sadabat Köşkü yağmalanır, yakılır.

Ne var ki Damat’ı feda etmek Saray sahibini kurtarmaz. Zira halk asıl sorumlunun Sultan olduğunun farkındadır. O’nun da başını isterler ve baskılar karsısında III. Ahmet tahtan indirilir.

Arada 3 asırlık fark var, ama tablo benzer. Kötü yönetim, kayırmacılık, halktan kopma, kamu kaynaklarını israf, saray çevresini besleme gibi durumlar tamamen örtüşüyor. Muhtemelen o dönemde de Saray’ın etrafında her şeyin “harika” olduğunu, halkın çok iyi yaşadığını savunan dalkavuklar vardı. Belki o zaman da ulufeciler “Dünya’nın Sultan’ı kıskandığını” filan savunuyorlardı. Belki kiralık şakşakçılar yollara diziliyor “çok yaşa Sultanım!” diye naralar atıyordu. Ama bütün o suni söylemler, sahte veriler halkla yüzleşince hükümsüz hale geldi. Aksine, üretilen iyimser söylemler halktaki nefreti katladı.

Türkiye bugünlerde yeni Lale Devri’nin sonunu yaşıyor. Hazine tamtakır. Millet aç ve perişan. Ama Saray ahalisi lüksünden, şatafatından ve kibrinden vazgeçmiyor. Askıda ekmekle, milletin kafasına çay atarak toplumda biriken öfkeyi alamayacağını Saray sahibi yeni yeni fark ediyor. Bu nedenle öfkeleri yatıştırmak için Damat’ı feda etti, tekrar umut tacirliğine başladı. Saray Damat’ı verip tahtı kurtarmaya çalışıyor. Ama hala problemlerin derinliğini, milletin tepkisini görmek istemiyor. Zira boş vaatleri “çözüm” diye yutturduğunu sanıyor. Damat yetmeyecek, bu rüzgâr Saray sahibini de götürecektir.

Üç asır önceki Lale Devri en azından tarihimizde şiirle, sanatla, müzikle, estetikle, lale ile anılıyor. O dönemin sultanı olan III. Ahmet Divan edebiyatında iz bırakan bir şairdi, hattattı müzisyendi. Sanatkâr kişiliği yanında entelektüel tarafları vardı. Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip eder, ülkeye gelmesi için çaba sarf ederdi. İbrahim Müteferrika Matbaayı bu dönemde getirmişti. Bu dönemde önemli mimari eserler verildi, kütüphaneler kuruldu. Sultan naifliğine rağmen bugünkü Saray sahibi gibi Ruslara boyun eğmedi. 1711 yılında Prut zaferiyle Rus ilerlemesini durdurdu, onları barışa zorladı.

Lale devri Nabi, Nedim gibi pek çok şairin, Levni gibi sanatkarların yetişmesine ortam oluşturdu. Halk değilse de sanatçılar yönetimden memnundurlar. Hem III. Ahmet hem de Nevşehirli Damat İbrahim bugünkü saray ehline her açıdan fark atacak kalite ve nitelikteydi. Zarafet ve görgü sahibi insanlardı. Bu dönemin ise hafızlarda bırakacağı hiçbir olumlu tablo yok!

Bu döneme gelecekte ne isim verirler bilmiyorum. Ama ben geleceğin tarihçilerine bazı isimler önerebilirim:

Rüşvet Devri

Nefret Devri

Zulüm Devri

Soygun ve Vurgun Devri

Yalan ve Talan Devri

Mafyanın Altın Çağı

Hırsızlar Saltanatı

Rant ve Betonlaşma Devri

Sizler de önerilerinizi yorum olarak alta yazıp geleceğin tarihçilerine yardımcı olabilirsiniz…

12 YORUMLAR

  1. Ben “körlük devri” diyorum. Insanlar yapılan zulümlere, haksızlıklara gözünü kapatınca kendisine yapılanları, kendi düştüğü durumu da göremez oldu. Körlüğün başına “nan” da ekleyebiliriz

  2. Siz de gaz almışsınız.
    Problemin esas kaynağına inmemişsiniz. Sanki o iktidar TR toplumunun içinden çıkmadı da dünyanın başka bir tarafından geldi! Sanki o toplum çok düzgün de, o iktidarda kendini bulmuyor! Bireyleri, kendi aralarında bulunan, hattâ akrabaları olan ve çok iyi tanıdıkları ehl-i irşada iftira etmekte – hıyanetlik yapmakta birbirleriyle yarışmıyorlar sanki!…
    O toplumda sanki menfaatçilik yok, çalma – kapma -kazıkçılık yok, birbirinin hakkına-hukukuna çok riayet ediliyor da sıkıntı sadece ikdardan kaynaklanıyor!…

    Sayın yazar,
    kalem oynatma kabiliyetiniz muhteşem, ama neden meselenin etrafından dolaşıp hedef saptırıyorsunuz?!
    Bu iktidar gidip yerine başkası gelince Türkiye boyacı küpüne sokup çıkarılmış gibi değişmeyecek. Bunu siz de biliyorsunuz. Toplum kendini düzeltmeden doğru düzgün hiçbir şey düzelmeyecek.
    Düzelecek mi yoksa?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin