Korona’dan büyük felaketler…

YORUM | VEYSEL AYHAN

Koronavirüs 120 nanometrelik bir varlık.

10 bin tanesi yan yana dizilse 1 milimetre falan oluyor.

Ama herkesi dize getirdi.

O minicik ayaklarıyla Çin’i çiğnedi geçti.

Yıkılmaz zannedilen Çin ekonomisini cin çarpmışa çevirdi.

Sırada diğer ekonomiler var.

Emin adımlarla her yere yürüyor.

İran, Avrupa, ABD…

Hiçbir laboratuvar henüz onu yakalayamadı.

Mars’ta nasıl yaşarız diye orada deneyler yapan bilim, Korona’ya mağlup oldu.

Üst akıl, alt akıl, hepsi iflas!

Dünya boyunun ölçüsünü aldı.

BİLMEM FARKINDA MISINIZ?

İnsanlık bu filmi tam yüz yıl önce de gördü.

O yıllarda dünyayı kasıp kavuran bir “İspanyol nezlesi” vardı.

1918’de ABD’de çıkmış. Başta İspanya, Fransa, İngiltere, Hindistan ve Osmanlı olmak üzere tüm dünyayı avucuna almıştı.

Hemen her ülke ölümleri gizliyordu.

Sonradan sadece Hindistan’da 17 milyon insan öldüğü ortaya çıktı.

İspanya basını sansür yapmadığı için ölümleri duyurmuş ve adı böylece “İspanyol nezlesi” kalmıştı.

Ömrü 18 ay sürdü.

1920’de ortalıktan kayboldu.

Ama geride 50 milyondan fazla ölüm bıraktı.

Fakat İspanyol nezlesi farklıydı. Özellikle gençleri öldürüyordu.

Koronavirüs ise genç ve çocuklara dokunmuyor. Yaşlı ve hastalara musallat oluyor.

Bazı doktorlara göre “İspanyol nezlesi” daha zayıf bir virüstü. Ama dünya savaşının yorgunluğu ve hijyen eksikliği kayıpları olağanüstü artırmıştı.


KORONA’NIN İPİ POLİTİKACILARIN ELİNDE

Peki her şeyin suçlusu Korona mı?

Salgının bu kadar yayılmasında kimlerin payı var?

Her şey, Çinli yöneticilerin virüsü ciddiye almaması ile başladı.

İranlı ve İtalyan politikacılar gelişmeleri umursamadı.

Şimdi ağır bedeller ödüyorlar.

Sınav sırası İngiliz politikacılarda.

Onların akıbetleri 15 gün sonra belli olacak.

Peki bu virüs Almanya’da çıksaydı böyle yayılır mıydı?

Alman halkı ve Alman yöneticilerin refleksleri aynı mı olurdu?

“Aynı olurdu” diyecek kimse var mı?

Bu minik virüs, tüm insanlık için bir sınav sorusu.

Tüm insanlara aynı sorunun sorulduğu nadir bir zamandayız.

Herkes sınanıyor, sınanacak. Kimse muaf değil.

“Ona bir şey diyor bana demiyor” diye düşünmek yanlış.

Herkes kendi dersini çıkarmalı.

Ama özellikle yöneticiler.

Fazla merak etmeye gerek yok. Korona da diğerleri gibi çekip gidecek.

Dünya yeni bir evreye girecek.

Geride “insan duyarsızlığı” kaynaklı ölümler kalacak.

Ama asıl kaybedenler tabii ki siyasiler ve vurdumduymaz insanlar olacak.

KORONA’DAN BÜYÜK TEHLİKELER 

Geçen yüzyılın başı bu yüzyıla kıyaslanamayacak kadar ölümcüldü.

Karşılaştıralım:

1900 ile 1920 arasında 20 yıla neler sığmıştı hatırlayalım:

1902: Martinique adasında Pele Yanardağı patladı: 30 bin kişi öldü.

1908: Sicilya’da deprem oldu. 84 bin kişi öldü.

1912: Titanic, battı: 1.517 kişi öldü.

1913: İkinci Balkan Savaşı başladı, 10 binlerce şehit.

1914: Birinci Dünya Savaşı başladı, 10 milyon asker öldü. Bir o kadar sakat kaldı.

1915: Çanakkale Savaşı oldu, 57 bin şehit; İngiliz ve Fransız 252 bin zayiat.

1915: İtalya’da Avezzano depreminde 30 bin insan öldü.

1916: Verdun savaşı. 500 bin Alman ve Fransız öldü.

1920: Çin’in Kan-sou bölgesinde deprem oldu, 180 bin kişi öldü.

Sonraki yıllar daha beter.

  1. Dünya savaşı, 100 milyonlara varan ölümler, dev soykırımlar, kitlesel imhalar…

Ekonomik çöküşler…

BİZİM İLK 20 YILIMIZ

1920’de yaşayanlar sonraki felaket yıllarını hayal bile edemezlerdi.

Bizim de şimdiden sonra neler yaşayacağımızı tahmin etmemiz mümkün değil.

2020’deyiz ama yüzyıl sanki yeni başlıyor.

Her türlü öngörünün iflas ettiği bir filmin içindeyiz.

2030’da, 2050’de ne neler olacak tahmin etmek imkansız.

Ama gözle görebildiğimiz açık tehlikeler var.

Şu an dünya üstünde her biri Hiroşima’ya atılan bombadan yüzlerce defa daha güçlü 15 bin adet nükleer bomba var. Dile kolay: 15 bin atom bombası.

Dünya dev bir el bombası gibi.

Mayın sandığının üstünde oturuyor gibiyiz.

Ayrıca her an Çernobil’e dönüşebilecek 500’e yakın nükleer santral var. Hepsi aktif.

Her felaketin kaynağında insan zalimliği ve duyarsızlığı var.

Geçen yüzyılı cehenneme çeviren aktörler vardı: Hitler, Stalin, Musollini…

Onlar gidince yerlerine melekler gelmedi.

İnsan malzemesi aynı.

Kur’an’ın teşhisi şu:

“İNSAN, GERÇEKTEN ÇOK ZÂLİMDİR, ÇOK CÂHİLDİR.” (Ahzap, 72)

Kuzey Kore diktatörünün “Nükleer düğme masamda” dediği ve ABD Başkanının Twitter’dan “Benim masamda da var, hem de onunkinden güçlü.” dediği bir dünyada yaşıyoruz.

Esad’tan Erdoğan’a, ondan Putin’e, Trump’a…

Hepsi aynı şeyin farklı tonları.

Bir psikolog heyeti olsa bunlara “benzin taşıma ruhsatı” bile vermez.

Bu psikopatlardan herhangi biri her an düğmeye basabilir ve her an dünyayı ateşe verebilir.

Mesele imkân ve fırsat.

İş bunlarla da bitmiyor.

İnsanın sebep olduğu başka felaketler de var.

Küresel ısınma, susuzluk, fakirlik, açlık, gelir uçurumu…

Karamsarlık vermek için söylemiyorum.

Ama önümüzde “insan realitesi” var.

Korkacaksak bundan korkalım.

Eğer günümüz diktatörleri geçen yüzyıldakiler kadar fırsat bulursa kıyamet kopmadan kıyametler yaşanır.

Sonuçları geçen yüzyıl gibi olmaz.

Elli milyonluk değil milyarları aşan ölümler olur.

Bu nedenle Korona’dan değil, “insan”dan korkmak lazım.

Bu realiteyi bilip tedbir almak; ötesinde “Yarattığı şeylerin şerrinden” (Felak, 2) Allah’a “sığınmaktan” (Felak,1) başka çare görünmüyor.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin