Korku iklimi fikri

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Sedat Peker’in Adnan Tanrıverdi’ye cevap verirken söylediği “Ülkede korku iklimi yaratmak için silahlanın çağrısını yapmam ortak fikirdi. Oluk oluk kan dökülme çıkışını yapacağından haberdar değildik diyemezsiniz,” mesajı bakıyorum kimsenin dikkatini çekmemiş.

Yanlış var mı diye tweet’i birkaç kere okudum. Ama değil, “ülkede korku iklimi yaratmak için silahlanın çağrısı yapmam ortak fikirdi” diyor. Bence son zamanlarda yapılmış en büyük itiraftır. Nerede neşet bulmuş, kimlerin ortak fikridir? SADAT haricinde kimler var ve kimlerin isteğiyle böyle bir iklim oluşturuluyor? Başta Sedat Peker olmak üzere ilgililerin derhal açıklamaları gerekir.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Önceki yazıda anlatmaya çalışmıştım, terör Türkiye’de bir yönetme biçimidir ve toplum bu yolla istenen tava getirilir. Nitekim, Recep T. Erdoğan’ın “400’ü verin iş suhuletle çözülsün” demesine rağmen 7 Haziran’da AKP’den iktidarı almaya niyetlenen toplum,  terör süreciyle yola getirilmiş ve Recep 1 Kasım’da istediğini elde edebilmişti.

Soruyu tekrar edelim Sedat Peker niye korku iklimi oluşturmaya çalıştı ve kimler istedi?

Çünkü bu korku iklimi 15 Temmuz rejiminin kurulmasında ve ona itiraz edilmemesinde, iktidarın en çok istifade ettiği şeydi. 1 Kasım seçimlerine giderken olduğu kadar, 15 Temmuz yolunda da, iktidar için hava ve su kadar hayati öneme sahipti.

28 Haziran 2016’da yani 15 Temmuz’a 17 gün kala hunharca gerçekleştirilen Atatürk Havaalanı saldırısı korku ikliminin toplumun iliklerine kadar işlemesine neden olmuştu. Dış Hatlar terminaline giren teröristler önüne gelene ateş açmış, 45 kişi öldürmüş, 236 kişiyi de yaralamıştı. Ondan 20 gün önce de Veznecilerde bombalı araçla düzenlenen saldırıda 5’i polis memuru 12 kişi hayatını kaybetmişti.

15 Temmuz’dan sonra rejimin tam yerleşebilmesi, itirazların sesini yükseltememesi için korku iklimine daha çok ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaç, 10 Aralık’ta Beşiktaş-Bursaspor maçından sonra Vodafone Park ve Maçka Parkı civarında patlayan iki bomba ile karşılandı. 39u emniyet görevlisi toplam 46 kişi hayatını kaybedecekti.

Dönemin İstanbul Emniyet yetkilileri patlayıcının fabrikasyon tipi 400 kg RDX, PTN ve TNT olduğunu söyleyecekler, TNT ve RDX’i bir araya getirme kabiliyetinin üst düzey askeri personel bilgisi ve tecrübesi gerektirdiğini açıklayacaklardı. Vezneciler saldırısında olduğu gibi “TAK” diye bir örgüt üstlendi. TAK denen örgütün nasıl bir örgüt olduğu, bir eylemi üstlenmesinin ne anlama geldiğini bilen bilirdi zaten.

“Korku rejimi” voleyi ise yılbaşı gecesi Reina saldırısıyla vuracaktı. Reina gece kulübüne yapılan baskın esnasında rastgele açılan ateş sonucu 46 kişi öldürüldü. Olayın faili diye aylar sonra canlı yayınla bir garip Özbek yakalandı. Bütün suç ona yüklenip gerçekten ne olduğu örtbas edildi.

Topluma yeteri kadar korku salan terör eylemleri artık ihtiyaç kalmadığından dolayı tatile yollandı.

Terörün kısmi tatile çıktığı dönemde, toplumda dozu düşen korku iklimini tekrar istenilen seviyeye çekmek için Şubat 2019’da Sedat Peker – kendi ifadesiyle – ortak bir fikirden yola çıkarak yandaşlara silahlanma çağrısı yapıyordu.

Bu olayın ortak fikir olduğunun diğer ispatı da Sedat Peker’e verilen takipsizlik kararıydı. Halka silahlanma çağrısı yapan Sedat Peker hakkında “halkı kanunlara uymamaya tahrik ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçlarından başlatılan soruşturma takipsizlik verilerek kapatılmıştı. Peker o dönemde iktidar sahipleriyle bol bol poz veriyor, mitingler yapıyordu.

Bugün farklı kulvarda olan Sedat Peker’in bu lafları ağzından kaçırdığını düşünmek saflık olur. Belli ki SADAT’ın sahiplerine ve geçmiş dönem suç ortaklarına bir mesajı var.

15 Temmuz rejimi ülkeye yukarıda belirtmeye çalıştığım korku iklimiyle geldi. O filmin aktörlerinden birisi bugün itirafçı oldu. Gerisi gelir mi doğrusu hiç sanmıyorum. İstediğini aldıktan sonra Peker de, “Beni yanlış anladınız” mesajı yayınlar. Şu ana kadar kamuoyunda tartışılmadığına göre belki yayınlama ihtiyacı bile hissetmez.

Bütün bu karanlık oyunların faturası da Ayşe Özdoğan gibi mazlumlara çıkarılır. Ayşe Özdoğan terör örgütü üyeliğinden dördüncü evre kanser olmasına rağmen yaka paça hapse atılır, terörün sahipleri de ülkeyi korku iklimiyle yönetir.

Temel Karamollaoğlu ve benzerleri gibi adamlar da çıkıp höyküre höyküre ‘fütü fütü’ lafları etmeye devam eder.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin