Köprüden önce son çıkış!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Ankara gazetecisi değilim ama nadir de olsa Ankara’da hala dostlarım var. Bambaşka bir mesele için görüşürken (olay Cumartesi yaşanıyor) Ankara-Dubai hattında büyük bir trafik yaşandığını söyledi dostum. Hemen söyleyeyim Cemaat ile uzaktan yakından ilgisi yok ve kendisi ile her görüşmemizde hala bana “Onların arasında ne işin var?” diyenlerden. Ben de dilim döndüğünce meselenin benim değil, Türkiye’nin nereye geldiği olduğunu söylemeye çalışıyorum ve elbette hiç mesafe alamıyoruz.

Cumartesi günü Sedat Peker’in ertesi gün yayınlanacak video kaydının yapıldığını bilen Saray, muhtemelen telefon ve aracı diplomasisini yoğunlaştırmış olacak ki, Ankaralı arkadaşım bana “Yarın dağ fare doğurursa çok kişi şaşırabilir ama sen şaşırma,” dedi.

Açık söyleyeyim iki “Reis”in anlaşabileceğine şu sebepten ihtimal veren biri değilim:

“Muazzam bir enaniyet, megalomani ve narsisizm…” Anlaşabilmelerinin önündeki en büyük engel. Birinin hala gücü elinde tutması, diğerinin öfkesinin hala çok diri olması ikisinin de adım atmasına imkan vermeyecektir.

Ki anlayabildiğim kadarıyla Saray’daki Reis’in burnundan kıl aldırmadan ve kendini devlet yerine koyarak tekliften ziyade teslim dili kullanıyor olması, köşeye tamamen sıkışmış, üstelik kendini aşağılanmış hisseden Peker’in alttan almamasına sebep olmuş.

Nitekim Pazar günü yayınlanan 8. videoda son derece net olarak gördüğüm şey, Peker köprüden önce son çıkışa gelindiğini açıkça belli etti. Ve en fazla bir hafta daha mühlet verdi saraya. “Beni affetmenizi değil, anlamanızı bekliyorum” mesajının altını çizip durdu. Ve mesajın en önemlisi de şuydu: “Siz hala meselenin ciddiyetinin farkında değilsiniz. Bunu canınız yanarak mı öğrenmek istiyorsunuz?”

Arkasında duran beyaz tahtanın beyaz sayfa açmaya gönderme, altındaki Mario Puzo’nun en kirli papa ailesini anlatan kitabının olması bu mesajı derinleştiren unsurlardı. Her konuşmada masada olan kitap, bu kez beyaz sayfanın altına konulmuştu.

Beyaz sayfayı açmazsak, kitabın sayfalarını açıyorum.

Nitekim girizgah babından bir takım şeyler de söyledi ki ciddiye alınsın.

Peker ciddiye alınmak ve empati yapılmasını istiyor. Ne ki karşısındaki karakter bunlardan anlayacak biri olmadığı gibi denklemin çok etkeni ve bilinmeyeni de var.

Peker’in videosunu seyreden bazı okurlarım “Hani anlaşmışlardı” gibisinden mesaj yolladı bana.

Aslında 8. video tam da kaynağımın söylediklerini teyit ediyordu.

Aile - Mario Puzo | kitapyurdu.com

Sadece pazarlık ya da iletişim, ne derseniz deyin devam ediyordu. Sanırım her iki taraf da gemileri yakmadı henüz, yakmak istemiyor. İstemiyor çünkü eğer kestirip atarlarsa ülke tam bir kaosa sürüklenecek ve Peker artık işi uluslararası boyutta oynamaya başlayacak…

Saray’dan isimler, akrabalar filan vererek çemberi daraltmak bir yana, “Haftaya iki abi kardeş konuşacağız” diyerek artık doğrudan Erdoğan ile muhatap olacağının işaretini verdi.

Bu saatten sonra Ağar’ın, Bahçeli’nin hele hele Soylu’nun aracıları (Hadi Özışık, Fatih Tezcan gibi nevaleler) devre dışı kalmış oldu.

Bizzat Tayyip Erdoğan tarafından muhatap alınmak ve affedilmeyi bekleyen suçlu değil, anlaşılmayı bekleyen kardeş muamelesi görmek istiyor Peker.

Peki Erdoğan karakterinde biri buna yanaşır mı?

Sanmam…

Ancak siyaseten yapmadığı bir şey de değil.

Eğer gerçekten işin ciddiyetinin farkına varırsa Sedat Peker’in arzu ettiği bir dilde konuşur, hatta geçici bir barış bile sağlar ama benim tanıdığım kadarıyla bunu unutmaz ve Peker’in yanına da bırakmaz.

Bu hafta çok kritik.

Sedat Peker son kozunu oynadı ve topu Saray’ın bahçesine attı.

Erdoğan ya o topu kesecek ya da Peker’e “gel yahu biz kardeşiz” diyecek!

Açıkçası ben her iki ihtimali de mümkün görüyorum. Evet iki hastalıklı ruhun yumurta gibi tokuşacağı bir hafta yaşayacağız ama ülke tarihinin en pragmatist iki karakteri olduklarını da unutmamak lazım.

Bu kirli ve pis satrançta en zor durumda olanlar ise şüphesiz AKP’liler ve havuz medyası olacak.

Zira arada kaza kurşununa gitme ihtimali çok yüksek.

Bu olay nasıl neticelenir emin değilim ama şurası artık yadsınamaz bir gerçek, ülke tarihinin en leş sürecini yaşıyoruz.

Böylesi bir sefil dönemin başka şekilde sonlanmayacağı da aşikardı ama…

Bonus:

Peker’in çok etkilendiğini söylediği ki bence Türk dublaj tarihinin tartışmasız en iyi örneği olan Cyrano de Bergerac filmindeki “istemem eksik olsun” şiiri. Büyük aktör Rüştü Asyalı’ya saygıyla.

https://www.youtube.com/watch?v=QUJpGqQly2Q

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin