Kırmızı halıdan kırmızı bültene savrulmak

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Eğer hala ‘şaşırma duygunuz’ varsa ve aldığınız bir haber sonrası ‘şok olabiliyorsanız’ alın size ‘yok artık’ dedirtecek bir kulis bilgisi: Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG’nin kullandığı silahların bir kısmı Türkiye’den gitmiş.

Evet yanlış duymadınız.

Teyitli bilgilere göre Suriye’ye gönderilen meşhur silah yüklü TIR’ların bir kısmı sınırı geçtikten sonra ‘hedefe’ ulaşmamış.

‘Hedef’ten kastım tabi ki Türkmen gruplar değil.

Zira onlar kendilerine silah yardımı yapılmadığını zaten açıklamışlardı. O tırların kimlere gittiği herkesin malumu.

Otoritenin olmadığı, parayı fazla verenin sözünün geçtiği savaş ortamlarında bu tip ‘kaza’lar olabilir fakat bahsettiğim olay hayli trajik.

Düşünsenize, Türkiye kendi eliyle terörist dediği bir gruba silah sağlamış oldu. Yani YPG sadece ABD silahlarını kullanmıyor. O silahlar şu ana kadar 30’dan fazla askerimizi şehit etti.

Kimbilir belki de kapalı kapılar ardında ‘Bize silah vermeyin diyorsunuz ama sizin silahlarınız örgütte ne yapıyor?’ diye soran bile olmuştur!

KIRMIZI HALIDAN KIRMIZI BÜLTENE

Türkiye’nin Suriye ve ‘sahadaki yabancı savaşçılara dair politikası’ hakkında önümüzdeki yıllarda çok sayıda kitap, doktora tezi ya da makale yazılacaktır.

Yazılması da gerekiyor.

Zira öyle enteresan bir süreç ki takip etmek, anlamak, anlamlandırmak imkansız.

Mesela Salih Müslim olayı.

PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin eski eş başkanı Salih Müslim Türkiye’nin talebi üzerine Çekya’da gözaltına alındı. Dosyası jet hızıyla hazırlanıp gönderilen Salih Müslim’in Türkiye’ye iadesi isteniyordu.

Gerçi mahkemenin Türkiye’ye iade etmesi beklenmiyordu ve nitekim öyle de oldu.

Fakat Türk dış politikasında yaşanan tutarsızlıklar, zikzaklar için Salih Müslim iyi bir örnek.

Düşünsenize, Salih Müslim birkaç yıl önce Türkiye tarafından itibar görüyor, kırmızı halılarla karşılanıyordu.

Türkiye’ye her geldiğinde (toplam 4 kez) bizzat Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşüyordu.

İmralı görüşmelerinde aktif görev yapan MİT Daire Başkanı Uğur Kaan Ayık, MİT’te başkan olan Kemal Eskintan da bu görüşmelere katılmıştı.

Hatta Havuz medyasına göre dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Salih Müslim ile 6 saati bulan bir toplantı yapmıştı.

Havuz Medyası’ndan Yeni Şafak ve Ensonhaber bu görüşmelere dair kulis bilgilerini manşetten veriyordu. Gerçi her zaman olduğu gibi konjonktür değişince AKP kurmayları bu görüşmeleri reddettiler.

Oysa ki o dönemde hükümet çevrelerinden gazetecilere ‘yeni bir pencere açıyoruz, bu ziyaretleri önemsiyoruz’ mesajları fısıldanıyordu.

Türkiye sınırına asılan YPG bayraklarının Müslim’le yapılan görüşmeler sonrası indirilmesi ‘başarı’ ve ‘diyalogun sonucu’ olarak lanse ediliyordu. Salih Müslim, TSK’nın ‘olağanüstü bir operasyonla’ Süleyman Şah Türbesini taşıdığında da sahadaydı.

Kısacası Salih Müslim’in ‘muteber’ olduğu günlere dair detaylar herkesin hafızasında tazeliğini koruyor.

SALİH MÜSLİM’DEN ‘ÖCALAN GÖRÜNTÜSÜ’ ÇIKAR MI?

Hızlı dönüşleri ile meşhur Erdoğan, geleneği bozmadı ve Salih Müslim’de de aynısını yaptı. Müslim kırmızı bültenle aranan bir terörist haline geldi. Başına 4 milyon lira ödül kondu.

Peki Salih Müslim Ankara’da üst düzey ilgi görürken ‘terörist’ değil miydi? Ankara, Müslim’in PYD eş başkanı olduğunu ve Öcalan ile yakın ilişkisini bilmiyor muydu?

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun sorusu hala cevapsız: “Mardin mahkemesi ve Yargıtay, YPG/PYD’ye açıkça terör örgütü dedikten sonra siz bu örgütün liderini Salih Müslim’i Türkiye’ye niye getirdiniz, önüne kırmızı halı serdiniz?”

Salih Müslim’in kim olduğu tabi ki biliniyordu.

Hatta Müslim’in yanında Öcalan fotoğraflı cep telefonu taşıdığı bile biliniyordu.

Fakat Erdoğan için önemli olan seçim sandığı olduğu için o dönem Salih Müslim ile yan yana olmak, ‘dost’ olmak gerekiyordu.

Şimdi ise ‘düşman’ olması gerekiyor.

Nasıl ki Afrin Operasyonu iç politikaya dönük bir hamleyse Salih Müslim de öyle.

AKP’nin Kandil’de bulunan PKK liderlerinden çok Salih Müslim’e yoğunlaşmasının bir başka hedefi daha var.

Eğer Salih Müslim elleri kelepçeli olarak Türkiye’ye getirilebilirse AKP için çok büyük bir seçim yatırımı olacak. Bir nevi ‘ikinci Öcalan’ görüntüsü verilmek isteniyor.

Bu aşamada lafı çok uzatıp dolandırmaya gerek yok.

Bir önceki yazımda da detaylarına yer vermiştim. Erdoğan’ın Kürt sorununda bir çözüm hedefi hiç olmadı.

Müzakere yürütürken de savaşırken de tek hedefi sandıktı. Seçimlere giderken müzakere yürüttü. Sandıkta istediği sonuçları alınca da savaş kararı aldı.

Aynı durum Salih Müslim için de geçerli.

2013-2014’te Salih Müslim ile dost olmaları gerekiyordu. Bugün ise düşman. Yarın ne olacağını kestirmek mümkün değil.

Bu arada şu notu düşmek lazım.

Suriye politikasında yapılan yanlışlar, Salih Müslim ile yürütülen diyalogların faturası dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na kesilecek gibi.

Nitekim Davutoğlu geçtiğimiz günlerde TRT’ye çıkıp Suriye politikasını savunmak zorunda kaldı.

Aktroller ve yandaş medya faturayı Ahmet Davutoğlu’na kesiyor fakat AKP gerçeklerini ve Ankara’da işlerin nasıl döndüğünü bilen herkes, her konuda olduğu gibi Suriye politikasında da asıl söz sahibinin bizzat Erdoğan olduğunu biliyor.

Arabalara takılacak cam filmine, ya da televizyonlarda magazin programına kimin çıkacağına bile Erdoğan karar veriyorken Suriye politikasının ondan habersiz olacağını düşünmek fazlasıyla saflık olur.

Özetle AKP’de politikalar ülke çıkarlarına göre değil koltuk ve sandık hesabına göre yapılıyor.

Suriye ve Salih Müslim olayında da yaşanan bundan ibaret.

Bu politikaların ‘maliyeti’ ise gelecek nesillerin üzerine yük olarak kalacak. Hem de çok ağır bir yük.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin