NECİP F. BAHADIR | YORUM
Bu şekilde ilk konuşması değil bu… Her fırsatta dini kaynakları referans göstererek hak, hukuk, adalet vurgusu yapmaktan geri durmadı. Söyledikleri, üslubu hatta görüntüsünün bir yargı adamından çok bir ilçe müftüsünü andırdığını söylemek hakaret olmaz herhalde. Sadece konuşmasını dinleseniz bir ‘cuma hutbesi’ sanabilirsiniz. AKP’nin devri iktidarında hutbeler siyasi metne, siyasi ve hukuk söylemleri hutbeye benzedi.
Karıştırmak da normal… Sırf bu yüzden kaç kişi camiyi cumayı terk etti. Okullarda çocuklar din ve kuran derslerinden soğudu.
AKP’li Şamil Tayyar’ın Ali Erbaş’a tepkisi yerindeydi; “Hazreti Ömer adaletinden söz edip turist Ömer gibi, Hazreti Ali’nin ilmine atıf yapıp Cin Ali gibi yaşamak öğrenci tercihlerini etkilemiş olabilir mi?”
Tabii ki öyle… Kim turist Ömer ve Cin Ali gibi yaşayanlar? Ali Erbaş mı sadece? Değil… O bir sembol… AKP’nin tüm bürokrat ve siyasetçileri için bu genellemeyi yapmak mümkün. Belki istisnası olur. O da bir elin parmaklarını geçmez.
Toplumu dinden, diyanetten, ahlaktan uzaklaştıran AKP ve Erdoğan’ın kendileri ve politikalarından başkası değil.
Evet, ‘hutbeye benzeyen konuşma’ diyorduk… Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, yeni üyenin yemin programında kürsüye çıktı. Bu kez gözyaşlarını akıtmadı. Ama durgundu. Fakat elindeki metin sağlamdı.
Kendisi mi hazırladı yoksa danışmanlarından destek mi aldı? Keşke perde arkasını öğrenebilsek… Çünkü bir kaç gündür zihnim ‘niye böyle bir konuşma yaptığı’ sualiyle meşgul.
Samimi miydi acaba? O cümleler kalbinin derinliklerinden mi sökülüp geldi yoksa dudaklarından mı döküldü? Örtülü açık bir uyarı düşüncesi var mıydı? Adaletsizliği dert mi edindi? Bir ‘yeter artık’ ve isyan çıkışı ve vicdan patlaması mı? Gecesini gündüzünü cehenneme çeviren bir vicdan azabı içinde mi kıvranıyor? Dile gelen bir türlü bastıramadığı vicdanı mı? Yoksa her şey retorikten mi ibaret?

Malum AKP ve Erdoğan için siyaset tamamen kitleleri tesir altında tutmak için retorik. Bahçeli de buna eklendi. Konuşmuyorlar, danışmanlarının hazırladıkları süslü cümleleri ‘promter’ denen camdan okuyorlar. Sözleri akıl ve vicdan süzgecinden geçmiş değil. Erdoğan grup toplantısında şunu söyleyebildi; “Beytülmale el uzatmışsanız, adalete hesap vermeye alışacaksınız…”
Konuşsaydı böyle bir cümle kurabilir miydi?
Aklına 17-25 Aralık dosyaları gelmez miydi? Zafer Çağlayan’ın saati, Egemen Bağış’ın ayakkabı kutusu, Ruhsar Pekcan’ın dezenfekteni gelmez miydi? Cumhuriyet tarihinde bu kadar fazla suçüstü yakalanmış, bilgili, belgeli kaç siyasetçi oldu ki!
AKP’nin hangi bakanı adalet önünde hesap verdi? Sorarlar adama! Evet, bugün ne medya ne siyasetçi var geçmişi hatırlatacak! CHP bile sustu. Yolsuzluk söz konusu olduğunda AKP’nin eline hangi parti veya kişi su dökebilir? Erdoğan tüm bakanlarını yargıdan kaçırdı. Hiçbirini hakim karşısına çıkarmadı.
Neyse… Konumuz Özkaya’nın konuşması…
Neden böyle konuştuğu sorusuna cevap bulamıyorum, merakımı gideremiyorum. ‘Vicdanı dile geliyor’ diyeceğim ama başında bulunduğu Anayasa Mahkemesi birkaç istisna karar dışında zulmün ve hukuksuzluğun noteri veya onay makamı oldu. Özkaya, altında imzasının bulunduğu hangi kararda ‘adalet ve hak’ diyebildi. AKP ve Erdoğan’a rağmen karar alabildi? “Adalet yerini bulsun, isterse gökyüzü çöksün!” diyebildi mi? AKP’nin tüm adaletsiz kararları ve zulüm politikalarının ‘suç ortağı ve günahkarı’ değil mi?
Diyor ki; “Hakim ve Savcıların üzerinde kul hakkı olmamalıdır. Kul hakkı çok önemlidir. İbadetle affolmaz… Adaletin tesisinde hamasete, husumete, kindarlığa ve kayırmacılığa yer yoktur. Adil olmazsanız Allah katında bir sinek kadar değersiz olursunuz”
Peki, kendi üzerindeki kul hakları ne olacak? Yarın ‘büyük mahkemede’ yakasına yapışacak milyonların varlığından habersiz mi yoksa? Burnunun önünü ve gözündeki çöpü göremeyen biri mi? İnsan başkasına ayar vermeye kalkarken önce kendisine bakmaz mı?
Bu kadar dini referans gösteren biri temel kaynaklardan ve ilkelerden uzak olamaz herhalde… Belki de farkında… Ama çaresiz… Koltuğu ve kırmızı plakayı bırakıp gitmek de kolay değil. Mecburen kabulleniyor. Makamını bir bir kafese ya da hapishaneye dönüştürdü.
Var öyleleri… Ve sayıları da hiç az değil. Bülent Arınç en başta… İkbal hala AKP’de çünkü…
Erdoğan ilgili bakanları ile karşısında dizilmiş… Kurtulmuş da orada… Soyadı ‘kurtulmuş’, kendisi bedbaht… Büyük kaybedenlerden… Bu muktedir ve ‘kibir abidelerinin’ karşısında Kadir Özkaya’nın söylediği şu sözleri alkışlamayı ne çok isterdim; “Firavun, Nemrut ve Karun… Hepsi güç, iktidar ve zenginlik sahibiydi. Ancak adaletten ayrıldıkları için helak oldular. Adil olmazsanız, hak ile hareket etmezseniz, sahip olduğunuz en büyük güç bile anlamını yitirir…”
Ne güzel değil mi? Erdoğan bu cümleleri duyunca ne hissetti acaba? Yüreğine dokundu mu? Kalbi bir ‘cızzz’ etti mi? Tabii ‘mühürlenmediyse…’
Özkaya’nın yüreğinden çıktıysa dokunmaması mümkün mü? ‘Söz kişinin neresinden çıkıyorsa karşı tarafında orasına ulaşır’.
Ali Erbaş’ın din ve kuran dersleri konusunda, “Cuma hutbelerinde söylüyoruz etkisi olmuyor!” sözünün de cevabı burada… O hocalar ‘siyaseten’ değil de içten yani ‘kalpten ve yürekten’ söyleseydi, söz tesirini yitirir miydi? O çocukların velileri Kuran ve din dersi konusunda duyarsız kalır mıydı? AKP’nin devri iktiranıda kutsallar anlamını yitirdi. En büyük değerler karikatüre dönüştü. Turist Ömer ve Cin Ali oldu ete kemiğe büründü.
Sonuç niye şaşırtıyor ki…?
Özkaya, Firavun, Nemrut, Karun örneğini neden verdi? Laf olsun diye mi? Yoksa karşısında oturanlarda Firavunluk, Nemrutluk ve Karunluk mu gördü? Uyarı ve ikazları direkt onlara mı? Her türlü risk ve tehlikeyi göze alarak vicdanın sesini mi dile getirdi? Aynı sözleri Erdoğan’ın karşısında sıradan biri söyleseydi çoktan bileklerine kelepçe vurulmuş, hapsi boylamıştı.
AYM Başkanı Özkaya ‘yumuşak’ konuştu. Ama cümlenin tamamını da söyledi. Anlayan, anladı. Mesajının adresi salonun dışında başka bir yer olabilir mi? Kurtulmuş yıllar önce, Erdoğan için “Harun gibi geldi, Karun oldu!” demedi mi?
Başkan Özkaya’nın samimiyeti konusunda şüphelerim var ve fakat bu zevat karşısında bu sözleri söyleyebilmek de bir şey!
Yarın AKP iktidardan düştükten sonra Firavun, Nemrut ve Karun ithamları çok yapılacak… Asıl mesele bugün söyleyebilmek… Özkaya da öyle ya da böyle söyledi. Sözlerinin muhatabı da Erdoğan’dı, Kurtulmuş’tu, Gürlek’ti… Üzerilerine alınmadılar belli ki… Yoksa kıyamet kopardı. Özkaya keşki önce kendi evinin önünü temizlese… Anayasa Mahkemesi adaletin mekanı olabilse… İmza koyduğu kararlar adaletten yoksun olmasa… Söz güzel, uyarı da yerinde, cesaret de iyi…
Ve fakat… Neyse hükmü siz okuyuculara bırakıyorum…
