Kılıçdaroğlu: Türkiye’yi o diktatör bozuntusundan kurtaracağız

Cumhuriyet Halk Partisi  (CHP) Lideri Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin 19. Olağanüstü Tüzük Kurultayı’nda konuştu. Kılıçdaroğlu, “2019 için daha çok çalışacağız. Türkiye’yi o diktatör bozuntusundan kurtaracağız.” dedi.

CHP’nin iki gündür devam eden 19. Olağanüstü Tüzük Kurultayı sona erdi. Gerçek Gündem’in aktardığına göre 88 maddenin oylandığı kurultayda kapanış konuşmasını yapan Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Partimiz ön seçimden vazgeçmedi. Temel olan ön seçimdir. Ön seçimler kaldırılmadı. Genel seçimlerde adaylarımızı dengeli olarak belirleyebilmek için düzenleme yaptık. Partiye ön seçim kültürünü yerleştireceğiz. Ön seçimle atama yapılanlar arasında gelenleri dengeleyeceğiz.

Ön seçimi yapacağız. Ben de ön seçime gireceğim. MYK ve PM üyelerimiz de ön seçime girecek.

Siyasi partiler yasasının verdiği yetkinin tamamını kullanmayacağız. Ön seçime gideceğiz. Şimdi bu tartışmayı bitirelim ve önümüze bakalım.

Milletvekillerimiz grup halinde yarından itibaren sahaya inecek. Vekillerimizin de hakkını yemeyelim. Vekillerimiz parlamentonun en çalışkan grubudur. Gece gündüz mecliste çalışıyorlar.

Muhtarlara yönelik çalışmalarımızı artıracağız. Muhtarları daha çok ziyaret edeceğiz.

Bu tüzüğün en önemli maddesi ön seçimin artık kurumsal bir hale gelmiş olmasıdır. Genel merkez atamasını zamanla azaltacağız. Gençlere daha çok yer vereceğiz.

2019 için daha çok çalışacağız. Türkiye’yi o diktatör bozuntusundan kurtaracağız. Size söz veriyorum.”

Kılıçdaroğlu’nun  konuşmasından satırbaşları şöyle:

Değerli yol arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım, bugün 19. Olağanüstü Kurultayımızı gerçekleştireceğiz. Biraz sonra tüzük değişikliğinin niçin yapıldığını da sizlere özet olarak sunmaya çalışacağım. Ama sözlerime başlarken aramızda olmayan Sayın Deniz Baykal’ı ve Parti Meclisimizin Onursal Üyesi Sayın Enis Berberoğlu’nu saygıyla selamlamak istiyorum. Aramızda olmayan ve sonsuzluğa uğurladığımız Yavuz Karan arkadaşımız da aramızda yok, ona da Allah’tan rahmet diliyoruz.

KANIKSAMAK ÖNÜMÜZDEKİ EN CİDDİ TEHLİKELERDEN BİRİSİ

Bugün bizim kurultayımız var, ama bugün İstanbul’da çok önemli bir dava var, Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarıyla ilgili sürdürülen bir dava. Haksız olarak Ahmet Şık 434 gündür, Akın Atalay 495 gündür, Murat Sabuncu 495 gündür tutuklu. Tamamen yapay bir davayla, suni bir iddianameyle bu arkadaşlar bir yıldan fazladır hapisteler. Umarız bugün görüşülen duruşmada bu arkadaşlar serbest bırakılır ve görevlerinin başlarına dönerler.

Değerli arkadaşlarım, zaman zaman belli olaylara ciddi tepkiler gösteriyoruz. Ama bir süre sonra bakıyoruz ki, o tepki gösterdiğimiz olay sıradan ya da sıradanlaşmış bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Yani hükümet medya gücüyle öyle bir algı oluşturuyor ki, sanki bir yıldan fazladır hapiste yatan, suçsuz yere hapiste yatan gazeteciler normal bir yargılama sonucunda hapiste yatıyorlar. Enis Berberoğlu uzun süredir hapiste, haklı hiçbir gerekçe olmadan uzun süredir hapiste. Milletvekilleri uzun süredir hapiste ve toplum bir süre sonra bunları kanıksamaya başlıyor, önümüzdeki en ciddi tehlikelerden birisi bu. Dolayısıyla bizlere düşen görev nasıl bu olaylar gündeme geldiğinde dik duruşumuzla, onurlu duruşumuzla karşı çıkıyorsak, karşı çıkmayı sürekli hale getirmemiz gerekiyor. Bizim dışımızda yasadışı uygulamalara karşı çıkan hemen hemen hiç kimse yok. Susturulan bir toplum var, baskı altına alınan bir toplum var.

İktidarın bütün gücüyle CHP’nin üstüne yüklenmesinin temeli de, “Acaba CHP’yi de nasıl sustururuz ve CHP de nasıl konuşamaz noktaya gelir ve biz toplumu arzu ettiğimiz gibi yönlendirebiliriz…” Bu tuzağa hiçbir CHP’linin, hiçbir vatanseverin düşmemesi lazım. Demokrasi savunan herkes, olayların sıcaklığında hangi tepkiyi verdiysek daha sonraki süreçlerde de aynı tepkiyi vermek zorundayız.

BU REJİM HANEDAN REJİMİ, BU DÜZEN HARAMİLERİN DÜZENİ

Bakın, unutuyoruz ama ben nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı sizlere sunmaya çalışayım.

  • Gazetecilerin, yazarların, milletvekillerinin, öğrencilerin, avukatların hapiste olduğu bir Türkiye’yi yaşıyoruz. Böyle bir Türkiye’deyiz şu anda.
  • Barış istedi diye 100’den fazla akademisyenin üniversiteden kovulduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bunları sakın unutmayacağız.
  • Hapishanelerin tıka basa dolu olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. Hapishanelerde nefes alacak tutukluların veya mahkumların nefes alacak yerleri bile neredeyse yok. Sırayla uyuyorlar.
  • Üniversiteleri susturulan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Anayasa değişecek. En çok konuşması gereken üniversiteler suskun. Bu kadar haksızlık ve hukuksuzluk var, üniversiteler suskun. Susturulmuş bir üniversite gerçeğiyle karşı karşıyayız.
  • Parlamentonun yetkilerinin gasp edildiği, parlamentonun adeta işlevsiz hale getirilmek istendiği bir Türkiye’de yaşıyoruz.
  • Suçluyu hakimin değil, suçluyu siyasi otoritenin belirlediği bir Türkiye’de yaşıyoruz, yargı da işgal altında tıpkı demokrasinin işgal altında olduğu gibi. 21.yüzyılın Türkiye’sindeyiz demokrasimiz işgal altında. 21.yüzyılın Türkiye’sindeyiz insanlar nefes alamıyorlar. 21.yüzyılın Türkiye’sindeyiz insanlar düşüncelerini özgürce ifade edemiyorlar. Bütün illerinde, ilçelerinde, köylerinde, yani her karış toprağında OHAL’in uygulandığı bir Türkiye’deyiz21 Temmuz 2016’da hükümet resmen Birleşmiş Milletlere başvurarak ‘biz adil yargılama yapmayacağız’ diye bütün dünyaya duyurdu ve yine hükümet Birleşmiş Milletlere başvurarak ‘biz tutulanlara insanca davranmayacağız’ diye Birleşmiş Milletlere başvurdu ve bu iradesini beyan etti. Biz tutulanlara insanca davranılmayan, adil yargılamanın olmadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. Hiç kimsenin bu süreçte can ve mal güvenliği yok. Yargının ipotek altına alındığı bir süreçte hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok.
  • Gayrimeşru bir referandumla anayasa değiştirildi. Demokratik hukuk devletinin işlevsiz hale getirilmek istendiği görülüyor. Demokratik hukuk devletinden hızla uzaklaşıyoruz. Önce parti devletine, şimdi de hanedan devletine dönüşen bir Türkiye’de yaşıyoruz, tek adam rejimi. Evet, tek adam hanedanıyla birlikte tek adam rejimi! Anayasası fiilen askıya alınmış, kuvvetler ayrılığı ilkesi tümüyle yok edilmiş, tek adam rejiminin tutsağı haline getirilen bir Türkiye’de yaşıyoruz.
  • Dış politikası egemen güçler tarafından belirlenen bir Türkiye’de yaşıyoruz. Özgür iradesiyle dış politikasını belirleyen bir Türkiye değil, egemen güçlerin yönlendirmesiyle politikasını oluşturan bir Türkiye’den söz ediyorum.
  • 15 yıldır yoksulluğu bitiremediler, yoksulluğu yönetiyorlar. 15 yıldır yoksulların oyunu almak için yoksulluğu bitirmek değil, yoksulluğu idare eden bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Toplumu ayrıştırarak, bölerek, kutuplaştırarak kendini, iktidarını güvence altına almak istediği bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
  • Kendi çocuklarını askere göndermeyip, fakir fukaranın çocuklarını ‘terörle mücadele’ diye askere gönderip, gelen şehitler üzerinden siyaset yapan bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
  • Kendilerine ‘yerli ve milli’ deyip, Türkiye’nin gözbebeği milli kuruluşların hemen hemen tamamını yabancılara peşkeş çeken bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
  • En kritik kararlarda devleti yönetenlerin ‘aldatıldık’ itiraflarıyla karşı karşıya geldiğimiz bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
  • Son 15 yılda yurtdışındaki bir avuç rantiyeye 149 milyar dolar faiz ödeyen, yurtiçinde borçlanmanın karşılığında yine bir avuç insana 689 milyar lira faiz ödeyen bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. İki yakası bir araya gelmeyen, Türkiye ekonomisini tefecilere peşkeş çeken bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Üreticiye değil sadece ve sadece rantiyeye çalışan bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
  • Toplanan vergilerin hesabının verilmediği, hesap sorulduğunda da suçlu konuma düşürülen bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bu rejimin adı tek adam rejimi, hanedan rejimi, bu düzenin adı da haramilerin düzenidir.

SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR

Bize düşen görev- her birimize tek tek düşen görev- haramilerin saltanatını yıkmadıkça yatağımızda rahat uyuyamayacağız. Haramilerin saltanatını yıkmadıkça çocuklarımızın yüzüne bakamayacağız. Haramilerin saltanatını yıkmadıkça geleceğe güvenle bakmayacağız. Bizim boynumuzun borcudur haramilerin saltanatını yıkmak. Neden diyeceksiniz? Çünkü biz Kuvayimilliyeciyiz. Genlerimizde, dokularımızda, tarihimizde Kuvayimilliyeci olduğumuz yazılıdır. Bu memleketin sınırları kanla, gözyaşıyla çizildi. Birileri ‘çok oy aldım, gelir Türkiye Cumhuriyetinin dokusuyla oynarım, tarihimi reddederim’ diye ortaya çıkarsa, ona karşı çıkacak olan kişilerin önünde Cumhuriyet Halk Partililer olmak zorundadır. Bizim temel ilkemiz, “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” O nedenle ben karşı çıkanların ön saflarında CHP’liler olacak derken; elbette ki bu saflara ister muhafazakar, ister ülkücü, ister milliyetçi, ister mukaddesatçı, ister sosyal demokrat, ister Atatürkçü kim olursa olsun hep beraber demokrasiyi savunmak ortak görevimizdir. Hep beraber bu görevi yerine getireceğiz. Bu mücadelenin öncülüğünü bizler yapacağız, demokrasiyi bu ülkeye getirinceye kadar, özgürlükleri bu ülkeye getirinceye kadar. Bu mücadele bizim ortak mücadelemizdir. Elbette ki bu mücadele ortak mücadelemiz ama bu davaya önce inanmamız gerekiyor. Her birbirimizin tek tek birer dava insanı olması gerekir. Bir davaya inanıyorsak, ortak amaçlarımız varsa o davayı sonuna kadar savunacağız. Yenileyerek savunacağız. Yok etmek isteyeceklerdir ama asla yok edemeyeceklerdir. Çünkü biz haklıyız, gururluyuz ve onurumuzla davamızı savunuruz.


DAVA İNSANI OLANLARIN MEVKİİSİ, MAKAMI YOKTUR

Her Cumhuriyet Halk Partilinin bir dava insanı olması gerekir.

  • Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandırılması ortak davamızdır.
  • Kadın – erkek eşitliğinin savunulması ortak davamızdır. Dün Dünya Emekçi Kadınlar Gününde Aydın’da kadınlara ve kadın muhtarlara seslendim. Eğer bu ülkede kadın – erkek eşitliğini savunuyorsanız, bütün siyasi partilere çağrı yaptım, “Gelin en az yüzde 33 cinsiyet kotasını siyasal partiler yasasına koyalım ve böylece kadınların da bu ülkede söz sahibi olmalarının yolunu açalım” diye. Şimdi aynı çağrıyı 19. Olağanüstü Kurultayımızdan yine yapıyorum: “Yüreğiniz yetiyorsa, kadınlara saygınız varsa, kadınlar da bu ülkenin geleceğinde söz ve karar sahibi olsunlar diyorsanız, gelin hep birlikte parlamentoda grubu olan bütün siyasal partiler en az yüzde 33 cinsiyet kotasını yasalaştıralım.” O zaman göreceksiniz ki, Türkiye başka bir Türkiye olacaktır. Ve biz bunu sağlamakta zorunluyuz, bunu yapacağız.
  • Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını savunmak bizim ortak davamızdır.
  • Medya özgürlüğünü savunmak ortak davamızdır.
  • Türkiye’yi çağdaş uygarlığa taşımak ortak davamızdır.
  • Çiftçiyi, üreteni, alın teri dökeni, emek harcayanı ülkenin efendisi yapmak ortak davamızdır.
  • Her türlü düşüncenin özgürce dile getirildiği bir Türkiye’yi ayağa kaldırmak ortak davamızdır.
  • “Yurtta barış, dünyada barış” ortak davamızdır. Kavganın, gerilimin olduğu bir Türkiye değil, huzurun ve barışın egemen olduğu bir Türkiye ortak davamızdır.

BİREYSEL ÇIKAR PEŞİNDE KOŞANLARIN BU PARTİDE YERİ YOK

Dava insanlarının özelliği, ortak davamız ama bu dava insanlarının özelliği nedir? Davaya inanan insanların özelliği ben yarın ne olacağım kaygısını taşımayan insanlardır. Davaya inanmayıp da ben ne olacağım, benim geleceğim ne olacak, ben konuşacak mıyım, milletvekilliği garanti mi diye söyleyenlerin dava insanı olmaya hakları da yoktur, hukukları da yoktur. Dava insanı olanların mevkiisi yoktur, makamı yoktur, yeri yoktur, sıradan bir yurttaş. Demokrasiyi savunacak, yargı bağımsızlığını savunacak, Türkiye’yi savunacak, onurunu savunacak. Efendim bunu savunuyorum ama ben ne olacağım? Sen hiçbir şey olamazsın, senin bu partide yerin de yoktur kardeşim!

Cumhuriyet Halk Partisinde olanların, bireysel çıkar peşinde koşanların bu partide yeri yoktur. Hem CHP’li olacaksın, hem bireysel çıkarlar peşinde koşacaksın, ben ne olacağım diyeceksin. Sen hiçbir şey olamazsın kardeşim. Senin yerin CHP’nin kapısının dışarısıdır, kapının dışarısıdır! Bu ülkeye biz dava insanları kazandırmak için mücadele ediyoruz. Mücadelemiz budur. Eğer bu mücadeleyi başarıya ulaştırabilirsek o zaman Kuvayimilliyecilerin hakkını teslim etmiş oluruz. Kuvayimilliye mücadelesi yapılırken ben ne olacağım diye düşünenler var mıydı? Ortak hedefleri vardı Türkiye’yi düşmandan temizlemek. Ortak amaçları vardı, dava insanlarıydı onlar. Şimdi Türkiye baskı altında, demokrasi işgal altında, demokrasinin bütün kurum ve kuralları yok edilmiş vaziyette. Bize düşen görev, dava insanı olarak Türkiye’nin kurucu ayarlarına yeniden dönmek ve eski kurumları yeniden inşa etmektir. Çağdaş uygarlığa Türkiye’yi ulaştıracağız, bunun mücadelesini yapacağız.

DELEGE AVCILIĞIYLA SİYASET YAPANLARIN BU ÜLKEYE FAYDASI YOKTUR

Tüzük Kurultayına gelince değerli arkadaşlarım, kısaca tüzükten de söz etmek isterim. 2010 yılında Genel Başkan olduktan sonra önümdeki en büyük hedef parti reformuydu. Partinin bir reforma ihtiyacı vardı. 8 yıldan bu yana, dar kadrocu siyaset anlayışıyla, parti içi iktidar kavgasına odaklanmış alışkanlıklarla mücadele ederek yepyeni bir siyaset anlayışını bu partiye yerleştirmeye çalıştımÖn seçimi neredeyse unutmuş olan bir örgütte, tüzüğe en az yüzde 85 ön seçim şartını ben koydurdum. İki kez üst üste kontenjan adayı olanların, üçüncü kez kontenjan adayı olmayacaklarına ilişkin tüzüğe hükmü yine ben koydurdum. Sadece bunları tüzüğe koymakla yetinmedik, ilk kez 55 seçim çevresinde ön seçim yaptık. Allah aşkına daha önce ön seçim mi vardı? 55 seçim çevresinde ön seçim yaptık. Bunun adı bu parti reformuyla beraber bir devrimdir arkadaşlar. Şimdi çıkıp bana ‘efendim Kılıçdaroğlu tüzük değişikliği getiriyor ön seçimi kaldıracak…’ Niye kaldıralım? Bunu söyleyen arkadaşlar dönüp acaba bizim tüzük değişikliğine bakıyorlar mı, yeni tüzüğe bakıyorlar mı? Delege avcılığıyla siyaset yapanların bu ülkeye faydası yoktur. Ülkeye faydanın yolu şudur; ülkenin sorunlarını nasıl çözeceğiz, önerilerimiz nelerdir? Eğer böyle bir siyaset anlayışıyla yola çıkıyorsanız benim başımın üstünde yeriniz var.

Getirilen tüzükle ön seçim maddesinde hiçbir değişiklik yapılmadı, aynen duruyor. Hatta aday saptama yöntemleri belirlenirken bir düzenleme daha yaptık. İl örgütlerinin görüşlerinin de alınacağını tüzüğe yazdık. Yani sizin ilinizde ön seçim mi yapalım, merkez yoklaması mı yapalım? Bunu da oraya yazdık. Ve biz Parti Meclisine girerken iller görüşülürken il başkanlarının önerisini de oraya götüreceğiz. Bu ne demektir? İl başkanlarımıza süreç içinde önem vermek demektir.

ADAY BELİRLEME MERAKLISI OLSAYDIM 2012’DE ÖN SEÇİM ŞARTINI GETİRMEZDİM

Ben değerli arkadaşlarım, milletvekili adayı belirleme meraklısı değilim. Beni en çok rahatsız eden hususlardan birisi budur. Bana en yakın olanlar şunu aday göster, bunu aday göster. En uzak olanlar şu olmasın, bu olmasın diyenler. Adayı en iyi belirleyecek olan örgütün kendisidir. Aday belirleme meraklısı olsaydım 2012’de ön seçim şartını getirmezdim. 55 ilde önseçim yaptırmazdım. Nasıl olsa eski tüzük var, her şey merkezden belirleniyor. Örgüt mü? Bırakın örgüt ne yaparsa yapsın. Örgütün üzerine baskı kurarsınız, örgüt ses çıkaramaz hale gelir, siz de istediğinizi yaparsınız. Ben bu anlayışı reddediyorum. Bu anlayışa asla ve asla yanaşmadım ve yanaşmayacağım da. Örgüt, partiyi yıllardır iktidar olmamasına karşın ayakta tutuyor. Örgüte güvenmeyeceksiniz de kime güveneceksiniz? 2015 seçimlerinde 7 Haziran’da 55 yerde ön seçim yaptım, ben de rahat ettim, örgüt de rahat etti. 55 yerde ön seçim yaptık. Yeni arkadaşlar geldi parlamentoya. Ön seçimi aşıp gelenler oldu. Bütün milletvekili arkadaşlarım da parlamentoda ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar, çalışıyorlar. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, hiçbir partinin göstermediği çabayı bizim milletvekillerimiz gösteriyorlar, 81 ile gidiyorlar.

Şu gerçeği de önünüze koymak isterim. Genel Başkan olmadan önce iktidar partisinin ve yandaşlarının en çok kullandıkları cümle neydi? Cümle şuydu: “Efendim CHP Sivas’tan öteye gidemez.” Bir gerçeği dile getiriyorlardı. Peki bugün? Cumhuriyet Halk Partisi sadece Sivas’tan öte değil, Avrupa’ya da, Amerika’ya da, Avusturalya’ya da, dünyanın her tarafına rahatlıkla gidebiliyor. Kendi topraklarımıza elbette gideceğiz. Diyarbakır’a da, Şanlıurfa’ya da, Hakkari’ye de, Bitlis’e de niye gitmeyelim? Artık göğsümüzde CHP rozeti onurumuzla gidiyoruz, esnafı geziyoruz. Çünkü onlar da şu noktaya geldiler, Kürt sorununu çözecek olan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. CHP dışında hiç kimse bu sorunu çözemez. Ve yine onlar çok iyi biliyorlar Cumhuriyet Halk Partisi demokrasi ve özgürlük bağlamında bu sorunu çözecektir. 15 yıldır çözemediler 15 yıldır. Şehitler üzerinden siyaset yapıyorlar, fakir fukaranın çocuğunu gönder askere kendi çocuklarını askere göndermek için her türlü dümeni çevir. Sonra şehitlerin arkasından gözyaşı dök. Bu oyunu da artık Türkiye’nin görmesi lazım, Türkiye’ye göstermemiz lazım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin