KHK’lı mektubudur… Görülmüştür!

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener, Sezai Temelli ve Temel Karamollaoğlu. Hiçbir işe yaramayacağından adım gibi emin de olsam, hala belki ben yanılıyorumdur diye düşünerek bu açık mektubu kaleme almaya karar verdim.

Boşluğa konuşuyorum yani; bilincindeyim bunun. Olsun, yine de belki bir yankı yapar bir yerlerden “Midas’ın kulakları kepçe…” diye bağıran berberin ki gibi. Hayır, kendimi önemsediğimden falan değil, sadece Türkiye’nin çocuklarının geleceğini önemsediğimden dolayı yazıyorum bu satırları. Yoksa elbette sizler “sen kimsin ki!” der geçersiniz – bu sizlerin takdiridir; saygı duyarım. Ayrıca cidden, ben kimim ki? Devletin resmi gazetesinde adı yayınlanarak okulundan atılmış, Türkiye’de liberal demokrasi ve insan hakları savunan biri. Müslüman mahallesinde salyangoz satan, kendine bile faydası olmayan! Ama olur da elinize geçerse, bu mektubu bitirmenizi rica ediyorum. Çünkü bu mektup siyasi bir ideolojiyi öne çıkartmak ya da size işinizi öğretmek amacıyla yazılmadı.

Daha ne olmasını bekliyorsunuz anlamıyorum. Anayasal devlet olmanın gereğini çok ciddi bir oranda yerine getiremeyen bir düzende halen muhalefet yaparak ve mecliste-kamuoyu önüne çıkarak bu rejimi meşrulaştırdığınızı görmüyor musunuz? Bu rolünüzün sizi ve partinizi rejimin bir aparatına, bir enstrümanına dönüştürdüğünü fark etmiyor musunuz? Ana söylemlerin dışına çıkanın terörist ve hain ilan edilerek toplum dışına itildiği ve ötekileştirildiği bu ortamda, muhalefetinizin rejim diskurunun sınırları dâhilinde yapılabiliyor olması sizleri hiç mi rahatsız etmiyor? Yüz binlerce kamu çalışanının anayasanın öngördüğü hukuksal prosedürlere aykırı yöntemlerle ihraç edilmesi ve devletin tüm kılcal damarlarına kadar faşizan bir örgüte bürünmesi, sizce normal midir?

Anayasasına uymayan bir devlet olabilir mi? Eğer bir yönetim, anayasayı bağlayıcı olmaktan çıkardıysa ve anayasanın öngörmediği pratikleri uygulayabiliyorsa, bu anayasal düzenin sonlandırılmış olması demek değil midir? Anayasal düzenin sonlandırılmış olması sizi rahatsız etmiyor mu? Daha açık sorayım: anayasal düzenin sonlandırılmış olması, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortadan kalkmış olması demek değil midir? Bu, devlet dairelerinin tabelalarına T.C. yazılmamasından içeriksel olarak daha elim, daha önemli bir duruma işaret etmiyor mu sizce? Anayasayı savunmayacaksanız, siz de bu durumun suç ortağı olmuşsunuz demektir. Anayasal düzenin öngördüklerini talep etmek, sizi devlet düşmanı yapmaz! Esas devlet düşmanları, anayasal düzeni fiilen sonlandırmış olan iktidar ve onun ortaklarıdır.

Sayın muhalefet liderleri,

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü, sonuçları bakımından çok ciddi bir politik bunalımı doğurdu. Bu bunalımın sonuçları Türkiye’yi demokrasiye yaklaştırmak şöyle dursun, var olan hukuk devletinin son bulmasına ve yukarıda bahsettiğim anayasal düzenin fiilen yıkılmasına neden oldu. Bu bakımdan 15 Temmuz sonrası düzen, yürütme erkinin cumhurbaşkanı şahsında yargı ve yasama erklerini kontrolü altına almasıyla veya onların yetkisini kendinde toplamasıyla sonuçlandı. Bugün dışişlerinden ekonomiye, istihbarattan güvenliğe, eğitimden sağlığa, her şeyin tek elde toplandığı bir yapı var. Sizlerin meclis içi ve dışı işlevi de maalesef ciddi oranda sarsıldı. Çünkü Meclis’in yasama ve denetleme işlevleri neredeyse fiilen sıfırlandı! Yani sizlerin muhalefet olarak gücünüz elinizden alındı. Bugün itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bir tür toplumun gazını alma aparatına dönüşmüş durumdadır. Dahası, seçimlerle veya meclis içi bazı tartışmaların işlevi olmasa da yapılabiliyor olması yüzünden, Türkiye’de anayasayı rafa kaldıran güçler kendilerine meşruiyet devşirmekteler. Yapılan tüm ağır ve sistematik insan hakları ihlallerine karşın, bu sayede Türkiye’de ve uluslararası kamuoyu nezdinde halen eski Türkiye imajı diri tutulmaya çalışılıyor. Neden bu oyunun figüranı olmayı kabulleniyorsunuz? Samimi olun! Bu koşullarda Türkiye’de bir değişim olacağına gerçekten inanıyor musunuz?

Bu koşullarda Türkiye’deki rejim daha da kök salacak ve konsolide olacak. Anayasal düzene dönmek darbe dönemlerinde olduğundan bile daha zor. Çünkü kâğıt üzerinde anayasa halen varlığını sürdürüyor. Ortada çok muğlâk ve sisli bir durum var. Bu bakımdan belki de içinizden bazıları bu koşullarda iktidara gelmenin ve bu gücü elde ederek istedikleri dönüşümleri kolaylıkla yapmanın hayalini kuruyor olabilir. Sizleri suçlamak istemiyorum. Ve bunu o bazı kişilerin iyi niyetle yaptığını düşünmek istiyorum. Ancak tüm iyi niyetime karşın, bu stratejinin naifliğini görmezden gelemiyorum. Çünkü bugünkü rejim, AKP ve MHP ortaklığından ya da Erdoğan’dan çok daha fazla! Yani Erdoğan’dan sonra anayasal koşullara dönüş imkânsız. Çünkü 15 Temmuz temel diskuru, normalleşmenin önündeki en büyük etken. Sizler bu diskuru olduğu gibi kabullenerek ve benimseyerek, rejimin değirmenine su taşıdınız, taşımaktasınız. Ve kendi opsiyon pencerenizi son derece kısıtladınız!

17 Aralık soruşturmaları ile başlayan süreç, 15 Temmuz’da tamamlandı. Ülkenin başında olanlar kendilerini yargıdan kurtarmak için Paralel Devlet söylemini gündeme getirdi. Bazılarınız dünya görüşleriniz-ideolojik pozisyonlarınız nedeniyle, bazılarınız kabul edilebilirlik durumunu güçlendirmek ve devletlû çevrelere şirin görünmek gibi motiflerle bu söylemi benimsediniz. Aslında 17 Aralık’ta nasıl mega bir yolsuzluk skandalının patladığını sizler de biliyorsunuz! Bu yolsuzlukları ortaya çıkartan kimdir, buna odaklanacağınıza, bu yolsuzluklar vardır ve bunları yapanlar bugün de siyasette etkin aktörlerdir; bu soruna odaklanmalıydınız. Ama özellikle 15 Temmuz sonrasında Paralel Devlet diskuru “FETÖ” diskuruna evrilince, bu söylemleri sorgulamak sizler için de tehlikeli hale büründü. Gülen Cemaati’nin bazı sempatizanları veya üyeleri sütten çıkmış ak kaşık olmayabilir. Bunu elbette gündeme taşırsınız. Fakat 17 Aralık’ta patlak veren ve etrafa saçılan pislikleri görmeyip, yolsuzluğa bulaşmış ve kendini kurtarmak derdinde olan politikacıların söylemlerini benimsemek, sizin muhalefet olarak en başarısız olduğunuz sınavdır! Türkiye’yi sizler bu iktidara teslim ettiniz! Anayasayı bile savunamayacak hale gelmenizin başlangıcı budur! Ve bugün yaşanan korkunç hukuksuzluğun suç ortağı haline gelmenize kapıyı kendi kendinize, bilerek, isteyerek açtınız. Bugün bu hatanızı itiraf etmeniz ülkenin çıkarları gereğidir.

Seçimler yapıldı. Bu seçimlerde yüzde altmışlarda, elli beşlerde oy alan ve belediye başkanı olarak halk iradesiyle seçilmiş olan insanlar, bir gecede görevlerinden alınıverdiler! Bu durumda, seçimler Türkiye’de artık prosedüreldir. Sizin de geleceğiniz, bir iki muhteris ve çapsız siyasetçinin iki dudağı arasındadır. Varlığınızı siyaseten sürdürmenizin tek yolu, bu rejimin yoluna çıkmamak! Bu ne ağır bir kaderdir! Bu ne büyük bir şahsiyet sınavıdır!

Ülkede son üç yıldır suçun şahsiliği, masumiyet karinesi, kolektif cezalandırmanın olmaması gibi ana hukuk esasları uygulanmıyor! Meşru İstanbul seçimleri iptal edildi, tekrarlatıldı. Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı illerde yüzlerce belediye başkanı seçimlerden önce kayyum atamalarıyla görevden alındı, hapishanelere tıkıldı. Hala oradalar. Tıpkı Selahattin Demirtaş gibi, diğer onlarca Kürt milletvekili gibi! Aynı sıralarda sizinle, mecliste siyaset yapıyorlardı. Koridorlarda selamlaşıyorsunuz, beraber çay içmemiş olsanız da. Kim bilir, belki de beraber oturup kalktınız, bilemem. Ne olursa olsun aranızda bir hukuk vardır eminim ki. Bakın bugün yaşananlar, son üç yıldır boşa kürek çekildiğinin göstergesi değil mi? Sivillerin yönetiminde polis devletine dönüşen bu cumhuriyet, 1982’de anayasası kabul edilen devlet değil. İlk defa 1920’den beri anayasasız halde keyfi olarak yönetilen bir ülkeye büründü. Bunlar yokmuş gibi yapamazsınız! Hakkınız yok buna.

Kimse sizden Kurtuluş Savaşı kahramanları gibi bir risk almanızı beklemiyor! Kendinize ve halkınıza dürüst olun, yeter! Ya da onu da yapamıyorsanız, ileride ödeyeceğiniz bedeli düşünün! Tarihe ülkesinde anayasal düzeni yıkmak için diktatoryal bir rejimle işbirliği yapan tatlı su muhalefeti olarak mı geçmek istiyorsunuz? Neden siyasete girdiniz, düşünün! Torunlarınız ve bu memleketin genç nesilleri tarafından nasıl anımsanmak ve yâd edilmek istiyorsunuz? Yapmanız gereken şey, çocukken ülkenizi sevdiğiniz kadar şimdi de onu sevmek ve bu sevginin gereğini yapmaktır! Bu sevgi, gerçek vatanseverliğe götüren yoldur! Bu yoldan gitmenize engel olacak birçok güç vardır! Olsun! Yapmanız gereken sadece üstlendiğiniz rolü oynamaktan vazgeçmektir! Meclisten çekilin! Bu tiyatroya son verin. Birleşik bir muhalefet cephesi kurun. Anayasa ve anayasal düzen talep edin. Dünyaya sesinizi duyurun. Hamle üstünlüğünüz olsun.

Saygılarımla…

3 YORUMLAR

  1. Hocam merhaba
    Güzel bir yazı ancak ;
    Sizi KHK ile işten atanlar muhalif tüm medyayı da kapattı bu site Türkiye’de kapalı VPN olmadan açılmıyor. Türkiye de bu siteleri takip imkani yok. Millet domatesi dış mihraklardan saniyor. Neyse benimki de tereciye tere satmak siz zaten buluyorsunuz

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin