Kaygılı kuşağın kavalcıları-2

İLHAN YILDIRIM | YORUM

Son yıllarda, TikTok, İnstagram Reels ve YouTube Shorts’taki gibi kısa videolar, milyonlarca insanın günlük hayatının bir parçası haline geldi. Kısa olmaları ve bitmek bilmeyen içerik akışı onları karşı konulamaz kılıyor. Sinirbilim araştırmaları şu uyarıda bulunuyor: Bu formatların aşırı kullanımı bilişsel işlevlere önemli ölçüde zarar verebilir; bazı durumlara dikkat, hafıza ve dürtü kontrolü üzerindeki etkiler, orta düzeyde alkol tüketenlerde gözlemlenenlerden daha belirgin olabilir. Özellikle de kayba dair duyarsızlaştırır.

Gerçekten de “dopamin” çağında yaşıyoruz. Anlık ve parçalı dikkatin, sürekli kaydırma, bir sonraki içeriğe geçmek için parmağın hareketi ile karakterize edildiği bir çağ. Bunun merkezinde, genellikle 15 ila 60 saniye uzunluğundaki kısa videolar yer alıyor. İnsanların kısa içeriklerin esaretine kapıldığı “kısa bağımlılık” olgusu, neredeyse tüm yaş gruplarında hızla yayılıyor.

Bu içerikler, ödül sistemini uyarmak için tasarlanmıştır. Her kaydırma, haz ve motivasyonla ilişkili molekül olan dopamin salgılanmasını sağlar. Sonuç olarak, beynin anında uyaran arama konusunda sürekli bir eğitimi olur ve sabır veya sürekli dikkat gerektiren aktivitelere karşı tolerans azalır.

Tüm dünyada kısa içerik tüketimi her yıl artıyor. Üretilmesi nispeten az çaba gerektiren kısa içerikler, paraya bile dönüştürülebilir hale geliyor ve bu da giderek artan sayıda içerik üreticisinin ortaya çıkmasına yol açıyor. YouTube, Instagram ve TikTok gibi platformlar kısa içerikle dolup taşıyor. Sürekli artan kışkırtıcı içerik akışı, insanların bağımlı hale geldiği ve daha fazla zaman harcadığı bir ekosistem meydana getirdi.

Uzmanlar, genellikle 15 ila 60 saniye arasında olan kısa video içeriklerinin, uyuşturuculara benzer bağımlılık özelliklerine sahip olduğuna inanıyor. Kısa süreleri, onları izlemeyi daha az zahmetli hale getiriyor ve bir parmak hareketiyle bir sonraki içeriğe hızla geçebilme özelliği, yüksek düzeyde bir dalma sağlıyor. Bağımlılığın üç unsuru “ipucu”, “ödül” ve “istek”tir ve kısa içerikler bu üçünü de içerir.

Sorun şu ki, kısa süreli bağımlılık dopamin bağımlılığına yol açar. Normalden daha güçlü bir uyaran alındığında, dopamin salınımı artar ve bu da haz duygusuna yol açar. Ancak bu süreç aşırı tekrarlandığında bağımlılık gelişir ve kişi daha da güçlü bir uyaran arayışına girer. Kısa içeriklerin aşırı izlenmesi, dopamin bağımlılığına yol açabilir.

Sosyal ağlar bizi uzaktaki insanlara ve eski dostlarımıza bağlı tutarken, aynı zamanda dikkatimizi dağıtarak ve dopamin devresindeki ödül sistemimizi etkileyerek bizi mümkün olduğunca uzun süre orada tutmaya çalışır.

Hiçbir duygunun karşılığının olmadığı yer, cehennemdir. Kısa videolar ruhumuzun üstünden silindir çarkları gibi geçiyor ve duygu dünyamızı dümdüz ediyor. O tırtıkların her birisi izlenilen kısa içerikli bir videodur.

Bağımlılık ve rehabilitasyon döngüsü denilince akla hemen Küçük Prens ve Jack London gelir.  Sarhoş adamın şişesine tutunarak yaşadığı yalnızlık tarifsizdir. Yıldızları sayan o iş adamı ile Bitcoin kodlarını takımyıldızlar gibi gören günümüzün kripto para oyuncuları arasındaki fark nedir? İkisi de kazanç ve kayıplara karşı kaygı dolu bir takıntıdan mustarip ve yıldızlı gökyüzünü sayılarla hapsetmiyor mu?

Sokak lambalarının her dakika sönen mekanik ritmi, sosyal medyada gezinen modern şehirlilerin parmak dansı ritimleriyle şaşırtıcı bir şekilde örtüşmüyor mu? Vancouver Adası’nın sakinleri saatte 43 kez telefonlarının kilidini açarken Küçük Prens gezegeninde 43 defa gün batımını seyreder.

En çarpıcı olanı ise Vancouver downtownda bulunan trafik ışıkları, tıpkı Küçük Prens’in gezegenlerinin Samanyolu’nda topluca canlanması gibi, akıllı ekranlar tarafından ağartılmış yüzbinlerce yüzü yansıtır. Google Haritalar her kahve dükkanının haritasını çıkarabilse de, kafeteryalardaki samimi, içten sohbetlerin koordinatlarını kaybettik.

Küçük Prens bu kısır acımasız döngüye göz yumamaz. Geriye sadece gitmek kalır. Ayrılırken de “Yetişkinler çok tuhaf!” der. Bu Küçük Prens’in kitapta en sık dile getirdiği ifadelerden biridir.

Jack London ilk kez beş yaşında alkol içti. Yedi yaşında şarap içmeye zorlandı ve yere yığıldı. Bu da onda alkole karşı bir tiksinti bıraktı. Ancak ailesi fakirdi ve küçük yaştan itibaren ağır işlerde çalışmak zorunda kaldı. Bu yüzden alkol her zaman etrafındaydı. Jack London’ın argümanı, “Alkolün kötülükleri hakkında vaz vermenin bir faydası yok. İnsanları alkol bağımlılığından kurtarmanın tek yolu, onları fiziksel olarak alkolden uzak tutmaktır.” şeklindeydi.

Bugün asıl soru şu olurdu: Kısa videolara erişim sadece bir tık yakınındayken insanlar ondan nasıl uzak duracak?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin