Karanlıktaki Yıldızlar: Gergerlioğlu, Fincancı, Keskin

YORUM | NEVİN ERDEM 

Baskıcı rejimlerde insan hakları savunuculuğundan daha asil ve daha zor bir mücadele var mıdır acaba?

Asildir, zira odaklanılan şey, insandır; başkası olan insan.

Zordur, zira mücadele ettiğiniz güç, çoğu zaman kamu gücüne hakim olanlardır. Dolayısıyla rejimin baskı seviyesi arttıkça mücadelenin zorluğu artar.

Adeta birer yıldız gibidirler insan hakları savunucuları. Karanlık arttıkça daha çok parlarlar, daha görünür olurlar.

Otoriter rejimlerin kurgu mahkemelerinde haksız mahkumiyetler, asılsız suçlamalarla tutuklanmalar, gözaltında kaybolmalar, kaçırılmalar ve işkenceler mücadeleye başlamak için alınması gereken riskler gibidir.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Geçmişte her şey kayıt altına alınamamış olsa da, tarih kitapları ve gazeteler bu mücadelenin ve bedellerinin örnekleriyle doludur.

Bugün teknoloji sayesinde neredeyse her şey kayıt altına alınıyor. Adeta her şey, herkesin gözü önünde gerçekleşiyor. Ancak bu aleniyet, gözünü hukuksuzluk bürümüş bir rejimi haksızlık yapmaktan vazgeçirmeye yetmiyor.

Son örneğini Türkiye’nin önde gelen insan hakları savunucusu, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nda gördük.

Gergerlioğlu’na 21 Şubat 2018’de Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ceza, birkaç gün önce Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı. Bu, Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi anlamına geliyor.

Anayasa’nın 83/2. Maddesine göre, yasama dokunulmazlığı nedeniyle, Gergerlioğlu milletvekili seçildiği an itibariyle yargılamanın durdurulması gerekiyordu; ama durdurulmadı.

İsnat edilen suç, “terör örgütünün propagandasını yapmak”.

Suça konu eylem, bir internet sitesinde bugün hala yayında olan, yasaklı olmayan bir haberi sosyal medya hesabından paylaşmak.

Ceza, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesine göre, 2 yıl 6 ay hapis cezası.

Ne diyor peki TMK 7/2?

“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi” cezalandırılır, diyor.

Gergerlioğlu, burada sözü edilen “kişi” midir?

Peki, Gergerlioğlu’nun eylemi hangi “cebir, şiddet veya tehdit”i övmektedir?

Burada bir suç olmadığını söyleyebilmek için, yıllarca hakimlik yapmaya gerek yok. Sadece yasa metnini okuyacak kadar Türkçe bilginizin ve vicdanınızın olması yeterli.

Nitekim, jüri sisteminin uygulandığı ülkelerde, bir kişinin suçlu olup olmadığına karar verenler hakimler değil, sıradan insanlardan oluşan jüri üyeleri.

Buyurun okuyun kanun metnini ve Gergerlioğlu’nun paylaşımını; sonra karar verin.

Gergerlioğlu’nun suçsuzluğuna karar vermek için, onun hayat hikayesini, mücadele yöntemini, makalelerini, sosyal medyadaki paylaşımlarını vs. incelemenize falan gerek yok.

Karar vermek için, fazladan bunları da yaparsanız, karşınızda sanık sandalyesinde bir “kişi” değil, ayakta alkışlanması gereken bir “insan hakları savunucusu” görürsünüz.

Kararda bir de utanmadan, Anayasa’nın 14. Maddesinden ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden bahsetmişler.

Gergerlioğlu’nu mahkum etmeye kilitlenmiş mahkeme heyeti, Anayasa’nın 14. Maddesi’ni Bektaşi fıkrasındaki gibi okuyor. Aynı maddenin devamında aynen şöyle diyor: “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”

Yani Anayasa’yı, ifade hürriyetini ortadan kaldırmak için gerekçe yapamazsınız, diyor.

Göstermelik yargılamalar, önceden verilmiş kararlar bunlar. Sadece, kararın infazı için zaman ayarlaması yapılıyor.

Aynı şey, geçen hafta, yine yargı eliyle, hayatı insan hakları mücadelesiyle geçmiş Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Şebnem Korur Fincancı için de yapıldı.

Fincancı’ya 15 Haziran 2013 tarihli bir tweet’i nedeniyle Erdoğan’a hakaretten para cezası verildi.

Herhangi bir suça konu olamayacak, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında kalan bir sosyal medya paylaşımı, rejimin baskısı altında bir anda suça dönüştürülüverdi.

Yargı bağımsız olmayınca, Fincancı’nın yargılamaya konu tweet’ini 8 insanın hayatını kaybettiği, 10’un üzerinde insanın görme yeteneğini yitirdiği, binlerce kişinin de ciddi bir şekilde yaralandığı günlerde atmasının, o dönem Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) başkanı olmasının, aynı zamanda İstanbul Tabip Odası’nın insanlara yardım etmek için oluşturduğu gezici revirlerde de görevli olmasının, yani yaşananlara bizzat tanıklık etmesinin bir önemi de olmuyor.

Fincancı hakkında başka davalar da var.

İnsan hakları savunucusu, İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise, hakkında ceza verilen bir diğer sembol isim.

Keskin’e, KHK ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’yle dayanışmak amacıyla yaptığı genel yayın yönetmenliği nedeniyle açılan davada, “örgüt üyeliği” suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

Keskin hakkında açılan dava sayısı, tam 124. Verilen toplam ceza miktarı ise yaklaşık 26 yıl.

Türkiye’de bu isimler dışında daha birçok insan hakları savunucusu, baskıcı bir rejimde “insan” için mücadele etmenin bedelini ödediler, ödüyorlar, ödemeye de devam edecekler.

Polisin, istihbaratın, yargının ve meclisin tek adama bağlı olduğu, medyanın, bir avuç gazeteci hariç, iktidarın propagandası dışında bir amaca hizmet etmediği mevcut baskı rejiminde, bu yıldızlar da olmasa hepten karanlıkta kalacağız.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin