Kâfir ama âdil kral mı, Müslüman fakat zâlim sultan mı?

YORUM | VEYSEL AYHAN

(Nübüvvet ve Devlet Yazıları- 39)

Moğollar, Bağdat’ı kuşattığında Hülâgû, Müstansıriyye âlimlerine şu soruyu yöneltir: “Kâfir fakat âdil olan bir sultan mı, yoksa Müslüman fakat zalim olan sultan mı daha üstündür?”

Bu soruyu Ehl-i Beyt silsilesinin büyük alimlerinden İbn Tâvûs cevaplar:

“Kâfir fakat âdil olan sultan üstündür.”

Öne çıkan özellik adalet.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Hz. Ömer’in bir valisine örnek gösterdiği Nûşîrevân böyle âdil bir Sâsânî hükümdarıydı.

Kazanlı Musa Carullah’ın “Devletin dini adalet, küfrü zulümdür. Devlette din aranmaz.” sözü çok çarpıcı. Devleti yönetenler dini kimliklerini öncelediklerinde her adaletsizliğin faturası dine çıkıyor.

Peki kimse dini kimliğini önceleyerek devlet idare edemez mi, hatta İslam devleti kuramaz mı?

“Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibn-i Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.”

Bediüzzaman Hazretleri “mümkün değil” diyor. Âdil örnekler yüzde bir nispetinde… Kur’an bir devlet sistemi önermiyor. (Bk. “İslam devleti” nerden çıktı? 9. Bölüm) Devlete dair üç kelime öneriyor: Adalet (13. Bölüm), Meşveret (14. Bölüm) ve ehliyet (16. Bölüm).

1956’ya kadar “İslam devleti” tabiri yok. Pakistan’ın kuruluşuyla ortaya çıkıyor. Adı ne olursa olsun Müslümanların içinde bulunduğu devletten bahsedilebilir ama İslam devleti olmaz.

Öyleyse “Nübüvvete veraset” mesleğini gaye-i hayal edinenler siyasi hedeflerle hizmet etme fikrinden Şeytan’dan kaçar gibi kaçmaları gerekiyor. Siyasal İslamcı zümrelerin ülkelerini çevirdikleri perişanlık ortada. 30 yıl önce İran… Şimdi Türkiye. Bunlara tarihi tecrübeler de eklenince siyasi yolla “İla-yı kelimetullah”ın mümkün olamayacağı net bir şekilde görülüyor. Tek hizmet mecrası sivil toplum.

KUR’AN ÇERÇEVESİ

Peki Kur’an, neşri Hak için yola çıkanlara hangi sınırları çiziyor:

“İçinizde (insanları devamlı) hayra çağıran ve usulünce iyilik, doğruluk ve güzelliği teşvik edip yayan, kötülük, yanlışlık ve çirkinliğin ise önünü almaya çalışan bir topluluk (ümmet) bulunsun.” (Âl-i İmran: 104)

İki ayet öncesinde “Ey İman edenler” denilerek tüm Müslümanlara seslenilir. Ama burada bütünün içinden “çıkarılmış” veya “seçilmiş” kutsilerden bahsedilir. Belli bir “ümmet, grup” vurgulanır. Kontekst değişmeden bir sonraki sayfada tekrar o “ümmet”e vurgu yapılır:

“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyilik, doğruluk ve güzelliği teşvik edip yayar (maruf), kötülük, yanlışlık ve çirkinlikten (münker) sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmran: 110)

“İlayı kelimetullah”, iyiliği teşvik” (ma’ruf) ve “kötülükten sakındırma” fiilleri herkes için söz konusu. Ama “ümmet” kelimesiyle bunu misyonu edinenlere özel vurgu yapılıyor.

Burada bir önemli bir detay daha var. Ayette sırasıyla “Maruf”, “Münker” ve “Allah’a iman” deniyor. Peki? Allah’a iman diğerlerinden önemsiz mi ki üçüncü olarak yer almış?

Kur’an’da 56 ayrı ayette “İman”ın yanında vurgulanan “amel-i salih” kavramı var. Bu iki olguyu bir arada düşündüğümüzde “iyiliği teşvik” ve “kötülükten sakındırma”nın çok önemli bir armağanın kapısına çıktığını görüyoruz. Bir bakıma “iman”a bu iki amelin merdiveniyle varılıyor. Arapça gramer yapısından bu iki amelde devam ve sebat etmenin, imanın ziyadeleşmesi ve devamının garantisi olduğu çıkarımı yapılabilir.

PEKİ BU ZAMANDA NASIL YAPILACAK?

İki ayette üç anahtar kelime var: Hayr, Ma’ruf, Münker.

Hayr: İyilik, adalet, fazilet ve faydalı şeyler.

Ma’ruf: İyilik, hayır, ihsan, cömertlik.

Münker: Kötü, yanlış, çirkin şeyler. Cehalet, edepsizlik, hayasızlık…

En derli toplu ve mükemmel tanım şu:

“Basit bir örnekle, arabaların vızır vızır işlediği bir caddede kör/âma bir insanı elinden tutup karşı kaldırıma geçirmek maʼruf’tur. Bunun doğru ve iyi bir davranış olduğunu Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, Budist, Taoist, ateist, deist teyid eder; aynı kör/âma insanı bir tekme ile arabaların önüne atmak münkerdir. Bunun da kötü bir fiil ve cürüm olduğunu yine Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, Budist, Taoist, ateist, deist kabul eder. Bugün adına ‘evrensel insani değerler’ denen şeyler ifadesini ma’rufta bulur; bunlar dinlerde, selim akıllarda ve temiz fitratlarda/vicdanlarda karşılıklarını bulurlar. Bu açıdan bakıldığında maʼruf ve münkerin, bütün din müntesipleri ve farklı kültürel gruplar arasında ortak temel paydaları ifade ettiklerini söylemek mümkündür…

“İslami hükümler, yani Şeriat’ın vaz’ettiği kurallar sadece Müslümanlar için bağlayıcıdır. Mesela namaz kılmak bir emirdir, içki içmek, domuz eti yemek nehiydir. Ama bir Hıristiyan için bu hükümler söz konusu değildir. Bir Müslüman içki içmez ama bir Hıristiyan’ın içki şişesini kasten kıracak alsa onu tazmin eder. Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve diğer din ve düşünce mensuplarının ortaklaşa doğru, iyi, faydalı ve güzel buldukları şeyler ma’ruftur, mesela yoksullara yardım edilmesi, açların doyurulması, muhtaçların yardımına koşulması, mültecilerin korunması, barışın tesisi için çalışılması, baskı rejimlerine karşı mücadele vs. Yine herkes için ortak yanlış, kötü, zararlı ve çirkin fiiller olabilir, mesela işkence, zorbalık, hırsızlık, yalan, sömürü, hayasızlık vs. gibi.” (Medine Sözleşmesi, Ali Bulaç)

Her türlü zulmü önlemek, mazlumlara destek olmak. Barışçı olmak, kavgaları önlemek… Kimsesiz hastaları bulup hastane ve ev ziyareti yapmak. Cömertlik alışkanlığı kazanmak. Yoksullara yardım götürmek, yaşlılara yardım etmek. Çevreyi, hayvanları ve bitkileri korumak…

Yukarıda sayılan “insanî” davranışlar tüm insanlar için ortak payda olabildiği için ayette (Âl-i İmran: 110) “Allah’a iman” bu fiillerden sonra zikrediliyor.

Netice olarak…

İslam’ın tebliğ tarihi iki damar, iki kanal veya iki anlayışın serüveninden ibaret. İlk grup dini devlet biçimi olarak algılamış, seküler “davranmış”.

İkinciler ise güç ve iktidardan uzak durarak yollara düşmüş İslam’ı dünyanın her yanına yaymışlardır. (Bk: İlk tebliğ misyonerleri, 26. Bölüm)

İkinci grup ilk gruba ait sahaya girdiğinde ise “Kerbela” benzeri ağır bedeller ödenmiş. (Kerbelâ’nın ardındaki sır, 27. Bölüm)

Bu tarihi sebeplerle “Nübüvvete veraset” yolunu tercih edenler ve onların oluşturduğu tüzel kişilikler için gaye-i hayal yalnızca üç hedefle sınırlı.

1: Allah’ın yüce adını (i’lâ-yı kelimetullah) her gönüle duyurmak. Bu mesele ile mahdut tüzel organizmalar kurmak.

2: Kur’an’ın yukarıdaki çizdiği sınırlar içinde “Amel-i salih, Ma’ruf ve Münker” kelimelerini hayatın merkezine taşımak. (Bk: Deizm ve ateizmin en önemli nedeni)

3: Hz. Bediüzzaman’ın önemli bir içtihadı var:

“Her bir mü’min i’lâ-yı kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi maddeten terakki etmektir… Biz de, fen ve san’at silâhıyla i’lâ-yı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilâf-ı efkârla cihad edeceğiz.”

Bediüzzaman, insanlığa keşif ve icatlar sunmayı “i’lâ-yı kelimetullah”ın bir rüknü olarak kabul ediyor. Şunu demiş oluyor:

“Teknolojide, sanatta geri kalırsanız insanlara Allah’ı anlatamazsınız, dininizi yükseltemezsiniz.”

Yani üçüncü hedef Müslümanlarca 1,000 yıldır yapılmayanı yapmak. Fen, teknoloji ve sanatta insanlığa katkılar sunmak.

Dine hizmet etmek isteyenler için en sâlim yol sadece şu 3 hedefe yoğunlaşmak ve geri kalan her şeyden Şeytan’dan kaçar gibi kaçmak.

SON BÖLÜM: Bahar nedir? Herkes Cennet’e girer mi?

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

7 YORUMLAR

  1. Hocam, Islam devleti anlayisiniz kafama yatmadi, yani demek istiyorsunuzki Islamda haram olan seyler sadece Müslümanlar icin gecerli, gayri Müslimler icin degil, dolayisiyla mesela icki, zina, rüsvet gibi dinimizde haram olan fiiller diger dinlerde helal ise bu onlara yasaklanamaz, onlar zina etmeye devam edebilir, dogrumu anladim?

  2. Boylesine ufuk acici faydali bir yazi dizisi icin Sayin Veysel Ayhana cok tesekkur ederim.Bu tur yazilar kitaplarda ve sitelerde cok guzel duruyor ancak yeteri kadar icinin doldurulamadigindan dolayi havada kaldigi ve tam anlasilamadigi kanaatindeyim. Bu tarz Soyut kaideleri gunumuz zamanina uygun somut orneklemelerle de irdeleyip sorgulayabilirsek meseleyi kavrayabilme adina daha iyi yol alabiliriz diye dusunuyorum. O yuzden daha cesur olmamiz lazim. Mesela yazar sunlari da sorgulasa ve kendi persfektifince nasil degerlendirdigini acik yureklilikle bizimle paylassa daha cok istifade ederiz:
    -Yazar, Bediuzzamanin “Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı veyahut Hulefâ-i Râşidîngibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.” tespitini naklettikten sonra soyle bir sonuca variyor:Öyleyse “Nübüvvete veraset” mesleğini gaye-i hayal edinenler siyasi hedeflerle hizmet etme fikrinden Şeytan’dan kaçar gibi kaçmaları gerekiyor. Siyasal İslamcı zümrelerin ülkelerini çevirdikleri perişanlık ortada. 30 yıl önce İran… Şimdi Türkiye. Bunlara tarihi tecrübeler de eklenince siyasi yolla “İla-yı kelimetullah”ın mümkün olamayacağı net bir şekilde görülüyor. Tek hizmet mecrası sivil toplum.
    –Hilâfet ve saltanata geçen” yani “devleti yonetmeye talip olan” nebi gibi masum veya hulefai rasidin gibi zahid olmali derken sadece Bastaki Bir’i/Lideri mi kastediyor? Veya biz sadece tek Bir Kisiyi mi anlamamiz lazim?
    -“Nübüvvete veraset” mesleğini gaye-i hayal edinenler siyasi hedeflerle hizmet etme fikrinden Şeytan’dan kaçar gibi kaçmaları gerekiyor.” Bediuzzamanin da kactigi bu “siyaset’in Icerigi” nedir? Buradan anlamamiz gereken sadece siyasi particilik midir? Bir insan veya grup resmi olarak siyasi parti kurmadan “kacilmasi gereken siyasetin” icine dusemez mi? Mesela “kacinilmasi gereken siyasetin” icine “devlet burokrasisi” dahil degil midir? Devlet Burokrasisine talip olmak/kadrolasmak bir nevi siyaset degil midir? Hizmet hareketi kendi muntesiplerini devlet burokrasisine yerlestirmek icin sadece “tavsiye” etmenin de otesinde birlik ve beraberlik icinde basinda da bir “sorumlu abi” nin oldugu bir yapilanma icinde hareket ettigi bir gercektir. Mesela Bu tutum siyaset degil midir?
    –“Tek hizmet mecrası sivil toplumsa”, devlet mecrasinda iyi polisler, iyi askerler, iyi hakimler yerlestirme isi ne kadar sivil bir is? Eger bu tarz bir yapilanma “siyasi yolla” hizmet etmeye giriryorsa Siyasal İslamcı zümrelerin ülkelerini çevirdikleri perişanlıga Hizmet hareketi de istemeyerek de olsa ortak olmus olabilir mi? Yani bu perisanligin tek mumessili sadece AK Parti mi?
    -“İslam’ın tebliğ tarihi iki damar veya iki anlayışın serüveninden ibaret. İlk grup dini devlet biçimi olarak algılamış, İkinciler ise güç ve iktidardan uzak durarak yollara düşmüş İslam’ı dünyanın her yanına yaymışlardır. İkinci grup ilk gruba ait sahaya girdiğinde ise “Kerbela” benzeri ağır bedeller ödenmiş.” Gunumuzde somut tanik oldugumuz pratik hayatta birincisini AKP, ikincisini Hizmet Hareketi temsil ettigini varsaysak; Hizmet Hareketinin gercekten güç ve iktidardan uzak durdugunu gonul rahatligi ile soyleyebilir miyiz? Geldigimiz sonuc itibariyle “Kerbela” benzeri agir bedeller odenmis olduguna gore, Acaba burokrasideki yapilanmasi ile hizmet hareketi, ilk gruba ait olan sahaya girmis oldugunu soyleyebilir miyiz?
    Tesekkurler

  3. Bediuzzaman ilayi kelimetullahi maddeten terakkiye dayandirmis, maddeten terakkiyi uc ana alanda gelismeye dayandirmis ; cehalet , fakirlik, ihtilaf. yani tam bir ittifak, gercek ilim ve sanatla fakirligi ortadan kaldirma cabasi , bu durumda toplumda dunyevi makam ve siniflar ortadan kalkar, bu durumda insanlari dinsizlige mahkum edip sadece dunyaya yonelterek dunyevi makam ve maddi imkansizliklara mahkum edenlerin isi bozulur ve 15 temmuzdaki gibi muslumanlara saldiri olur. 15 temmuzu bu sebeple yaptilar.

  4. İlayı Kelimetullahın yolunun bilim, fen, sanattan geçmek zorunda kalması…şeklinde özetleyeceğim sonuç kısmınızı.

    Bu güzel tespiti duymak oldukça mutlu etti.

    Etti, çünkü, artık irşad etmek için yetiştirdiğimiz irşad erlerinin de bu yeni vizyona ihtiyacı var.

    Din-Nasuhların dini anlatım şekli-Toplumun Bunu algılayış şekli..SONUÇ (4 LÜ TEMEL SÜREÇ)
    şeklinde yıllardan beri ve hatta asırlardan beri süren bu irşadın sonucunu gözlemlemek zorundayız.
    Nasıl bir insan yetiştiriyoruz. Yetitirdiğimiz insan nasıl bir insan?

    Sürekli kullandığımız,

    dünya hayatının faniliği,
    tul-i emel,
    kitap yüklü merkep,
    dünyanın müminin zindanı, inanmayanın cenneti,
    değerli olsa idi sinek kanadı kadar bile olsa Allah indinde değeri dünyanın inanmayanlara ondan bir damla su vermemesi,
    bir toplu iğnenin hesabını sabaha karar veremeyen adam,
    mal toplamanın çirkinliği,
    fakirlerin zenginlerden önce cennete girmesi,
    dünyaya küsme,
    bir ağacın altında gölgeleme kadar dünya hayatı süresinin olması..
    ve bunlar içinde bir de kadın konusu var ki o apayrı bir konu..
    vb…

    Toplumun genelinde ve özellikle muhafazakar kesimde nasıl ALGILANIYOR,

    Gençlerde nasıl algılanıyor,

    Bu algılanma yaş grupları arasında ve muhafazakarlık seküler olma bağlamında insanlarca nasıl algılanıyor?

    Bu konuda benim kendimce oluşan kanaatlerim var.

    Anlatılmasın mı?

    Elbette anlatılmalı, İman sonrasında, Nasihatının esas kısımlarından birini bunlar oluşturuyor.

    Lakin, tembelliğin, gayretkeşliğin, amaçsızlığın, öğrenmemenin var olduğu topraklarda doğduk büyüdük sürdü ve sürüyor.

    Dolayısıyla, neyi nasıl anlattığımız ve nasıl algılandığı çok önemli

    Hizmetin, Risaleden süzülen anlatımlarla zihin yapısı oluşan insan 1.0 da da şu an eksiklikler görüyorum.

    Modifiye edilmeli. Düne göre ilerici gördüğümüz insan1.0 sıfır, bugün malesef bugünün gerisi.

    İnsan 2.0 ı inşa etmeliyiz. Bu konuda ciddi ciddi düşünmek zorundayız.

    Türkiye de yaşanan zulm belki fark ettirmedi, ama İnsan 1.0 versiyonu da aslında bir yere kadar gelip, sonra orada yeniden ilerlemeyi durduruyordu.

    Zamanını konumu nedeniyle doğrudan aktif hizmetle dolduran insanları gözardı ederek elbette,

    ideal insanın, akademide, sanatta, fende, teknoloji de, iş dünyasında, konumu ne ise çağının gerektirdiği vizyon ile donatılması gerektiğini sürekli vurgulamak zorundayız.

    Sayın Ayhan, o nedenla tespiniz oldukça güzel ama içi doldurulmalı.

    Artık, sadece dünya hayatı levmedilmemeli, ve hatta levmetle yönü bırakılmalı, onun içinde var olabilecek, her yönüyle, örnekleri çıkarabilecek bir gayretin anlatımı onlamı din anlatımında. Nasuhlarda.

    Ve bunu İlayı Kelimetullah ideali ile birleştirmeliyiz.

    Madem yolu buradan geçiyor, öylese eskiye dair ne varsa, hepsini tek tek gözden geçirmek, nasıl algılandığını gözlemlemek zorundayız.

    Bugünün veya az geçmişin muhafazakar insanı, teknolojide, bilimde sanatta ileri gitmedi de, gecelerini teheccüdle, gündüzünü ibadetle, ömrünü hayır hasenatla mı geçirdi?

    Hayır demek zorundayız dimi.

    Yeni bir insan inşasında, özellikle gençlere, neyi üflediğimizi bilmek zorundayız.

    Hayatı bir mefkureye adamanın, bilimde sanatta teknolojide ilerlemeden, vasatı yakalayıp, eline kitabı alıp sokak sokak sohbet sohbet gezme döneminin artık sonlanması gerektiğini görmemiz gerekiyor. En azından böyle bir geçişin elzemliğini bilmemiz gerekiyor.

    Elbette, yerine, zamanına göre böyleleri olucak olmalı da, lakin bu bir hedef, yeni insan2.0 ın modeli olmamalı. Böyle olanları dahi buna teşvik etmeliyiz.

    Ömrümün 3 yılı İngilizceye gitti, bir 3 yılı da Almancaya. Bugün Anadolunun çoçukları, doktorları, eğitimlileri, zulme uğrasın uğramasın fark etmez, yıllarını yabancı diyarlarda geçirmek zorunda olan veya isteyen insanları, kaç yıllarını kısacık ömürlerinin verdikelrini görmeliyiz artık.

    Cehalet, tefrika, fakirlik olarak özetlediğimiz durumunda özeline inmek zorundayız.

    Bediüzzamanın, Üstadın tespitlerini de yeniden değerlendirip, revize edip, eklemeler açıklamalarla tam ortaya koymak zorundayız.

    Dedelerimizin, atalarımızın yapmadıkları/yapamadıkları üzerinden ortaya çıkan devasa evrensel dengesizliği hepimiz gözlemliyoruz dimi.

    Şairin dediği gibi, treni kaçırmış bir toplumun ferdiyizde diğer taraftan..

    Cenabı Hakkın anlatımını herşeyden öte tutma amacını bu treni kaçırma farkındalığıyla da içselleştirmek zorundayız.

    Bu nedenle teşekkür ediyorum..

    Artık düşünme zamanı..

    Yapma mevsimimiz zulmlerle geçiyor, belki biz yapamayız, lakin artık farkındayız da.

    Teorisyeni olabiliriz.

    Yeni insan inşa etmek….. Bunu açalım zaman zaman..

    Teşekkür ederim yeniden konuyu sizde irdelediğiniz için..

    • Veysel abi, keşke “amel-i salih” kavramını da daha önce farklı yazılarınızda kaleme aldığınız gibi; insan haklarını savunma, iklim krizine, geri dönüşüme, hayvan haklarına ve kadın ile çocuk haklarına duyarlı olma konularında hatta eş cinsellerin yaşam haklarını savunma konusunda yorumlayıp, günümüz Salih amellerinin bunlar olduğunu bir kere daha belirtseydiniz. Zira insan okurken yazı dizisi uzadıkça uzasın diyor ama bu seferde parçalı olarak hatırlamakta zorlanıyorum. Belkide sadece gözümüzün nuru Zaman’ın arşivinin başına gelenler buranın da başına gelebilir diye korkumdandır… 🤷‍♂️🤷‍♂️

      Allah razı olsun, inşallah bu seri kitaplaşır!! O zaman e-kitap da isterim. Alıntıları arşivlemesi kolay oluyor. Allah kolaylık, zihin açıklığı, kalem kuvveti ve bolca entelektüelite versin!!! Ecmain!!!

      Ahmet bey, sizin yorumunuzda benim için zihin açıcı oldu. Allah razı olsun, inşallah siz gibi şuan sahada bulunan abilerimiz bolca tespitlerini buralarda paylaşır ya da teorilerini kitaplaştırarak bizlere sunarlar… Sizlerede Allah kolaylık, zihin açıklığı… versin!!! Ecmain 🙏🙏🙏🙏

  5. Bir çeşit teorisyen olarak ele aldınız beni, iltifat ettiniz şekkür ederim, Metallica’dan Turn…

    Samimiyetle söylemeliyim ki, sıradan biri olarak yazdım. Saha da değilim, bu nedenle de iltifat diyorum.

    Sohbeti Canan ortamlarında oluyorum evet, ama bir işin ucundan gayretle tutan emek veren bir insan olduğumu malesef söyleyemem. Bu konuda dürüst olmalıyım. Bu nedenle de, satırlarımı bu şekilde soyut olarak yazdım. Bir işin ucundan gayretlice tutan biri olsan, bu satırlarım daha güçlü olurdu. Ama emek veren insanlara saygımdan daha soyut anlatmak istedim. Meramım da anlaşıldı sanırım. Eleştiriden öte, bir çeşit “olabilse ne olur” şeklinde anlatımla durumu izah etmeye çalıştım. Zira, yapmanın ne kadar zor olduğunu da biliyorum.

    Şu zulm çağında, emeğiyle, diliyle, zamanıyla Rızai İlahi yolunda katkı sağlayan insanların varlığı başlı başına bir fedakarlık her nerede olursa olsun. Malum akıl vermek kolay ama yapmak zor. Ben haya ederim böyle olmaktan.

    “Pis bir gerçek, güzelim teoriyi mahvetti” derler. Sahada olanlar sanırım, bu yeni insan yetiştirme fikrinin uygulama zorluklarını, amalarını, fakatlarını bilen insanlar olarak, karşılaştıkları gerçeklerle de, yeni katkılar, bakış açımıza yeni şeyler sunacaklardır da elbette.

    Bunların farkındayım.

    Amasına geldik. Aması şu..

    Çocukluğundan beri sohbeti canan ortamlarında olmuş biriyim. Dostluklarım, arkadaşlıklarımın buradan çoğunlukla.

    Hani deneylerde olur, gözlemlenen ve gözleyen diye ayrım yapılır, ben oldukça vakit geçirmiş, ruh dünyasını bu ortamlarda şekillendirmiş biri olarak hem gözlemlenen, gün gelip büyüdükçe o günlerimi ve başkalarının o günlerini analiz ettikçe zaman süreçleri boyunca, bir çeşit, hem gözlemci hem kendi nazarımda geçmişi gözlemleyenim.

    Konumuz, bilim, fen, akademi, sanat olunca, bağlamı da şimdi oradan yapıcam. Aşağıdaki satırlarımı, dünya yaşamında, başarı, ilerleme, konum, Kurumsal bir kimlikte yer alma, vb şekilde, kısaca dünya hayatında görünür olma.. Bunun da şu an bir İlayı Kelimetullahın bir çeşit yolu olması.. Bu bağlamda..

    İnsan 1.0 oldukça iyi bir motivasyona sahip başladı. Dereceler, başarılar elde etti. Dünya Fizik olimpiyatlarında, Matematik olimpiyatlarında 1. ler, Anadolunun bağrından çıkmaya başladı. Üniversite sınavlarında başarılar, dereceler, iyi bölümler kazanmalar..

    İşte buraya kadar çok güzel İnsan1.0. Peki ya sonra, üniversite okurken ki durum ve sonrası?

    İnsan 1.0, parlak bir çoçukken, üniversite ile, zamanını, tıpkı birilerinin kendinin elinden tutulduğu gibi, başkalarının elini tutmaya adadı. İnsan 1.0 ın en idealize edilenleri için okul, başarılı olma, kendini geliştirmek hep bir kaç tık geride kaldı.

    Bu konuda zamanla değişim oldu da elbet? 90 lı yılların ruhunda, üniversite de herhangi bir bölüme girip, başka bir şehire gidip hizmet etme, bunun için üniversite de okuma, bir çeşit araçtı. Zaten zamanın ruhu, mezun olan herkesi hayatın her ünitesinde değil, Kurumsal kimlikle bir yerlerde, öğretmen olma, vazifeli olmayı gerektiriyordu.

    İdeal olarak sunulan insanın, meslek hayatı diye birşeyi yoktu özünde, zamanın ruhu,”siz yürümenize bakın” ardınızda biz varız noktasındaydı?

    İleyı Kelimetullahı ideal edindikçe insan, akademi, bilime yönelme, sanata yönelme yerine, hadimi olarak, hizmetkarı olarak ülkedeyse insanının, dışındaysa insanlığın hizmetinde olmayı seçiyordu.

    Nitekim, o dönem, arı kovanı düşünürsek, bu arı kovanının erkek arıları hadimler, işçi arıları öğretmenlerdi.

    Öğretmenlik kutsanmıştı, bir çeşit herkesin öğretmen olmasının gerektiği bir hizmet vardı ortada.

    İşte bu zamanla değişti?

    Peki ne değiştirdi bunu? Bunu değiştiren, şartlardı, kahtı ricalın yok olmaya başlamasıydı. Kurumsal hizmete yeterince insan kaynağının olmasıydı, geri kalan elbette kendi alanlarına giderdi.

    Bu geçiş dönemini çok iyi bilen biri olarak, oldukça şaşıranlarından biriyim de. Malum, yukarıda demiştim, gözlemleyenim de diye. Mezuniyet sonrası, kendi alanında ilerlemenin bir çeşit günah olduğu dönemlerde, kahtı ricalin etkisiyle büyüyen biri olarak, bu değişime şaşırıyordum. Birden bire değişik bir vizyonla karşımıza çıkılıp, alanımızda ilerlememiz, gelişmemiz vs sürekli tavsiye ediliyordu.

    Sorup cevaplamıştım yukarıda elbette, yine söylersem, peki ne değişmişti? Değişen zaman değildi, artık kahtı rical bitmişti, gerek yoktu. Olması gereken bir süreç yaşanmış, ziraat mühendisine “ot yetiştirmek yerine insan yetiştirmek daha güzel değil mi”, inşaat mühendisine “bina inşası yerine insan inşası daha değerli değil mi” dönemi bitmişti. Artık. Lineer ve hatta bazen geometrik büyümeyle birlikte, herkes hayatın her alanında olmaya başlanmıştı.

    Başlanmıştı diyorum, zira büyük bir zulm herşeyi alıp götürdü, hayatın her alanında insanlığa hizmet götürmeyi hedefleyenleri. Bununla birlikte, gözden kaçırmamamız gereken, bu dönüşüm aşamasıydı. Dünün günahı bugünün sevabıydı.

    Dün “ot yetiştirmeyi” seçen ziraat mühendisi, insan yetiştirme de ihtiyaç olduğu için, bir çeşit yanlış yapıyordu.

    Bir zaman oldu “senin bölümün bu, elbette bu alan üzeriden insanlığa, toplumuna katkı sağlamalısın” durumuna geldi.

    Bugün nasıl peki? İşte bugün nasıl olduğuna ilişkin heyecan verici şey, Veysel Ayhan beyin yazısı ve sizi nde buna katılmanız değişik yönleriyle.

    Bugün geldiğmiz nokta da, fende, sanatta, akademide, sosyal bilimlerde olan insan, bu alanlardan zirveleşerek insanlığa birşeyler sunmalı ..İlayı Kelimetullah için.. noktasındayız..

    Aslında bu dünle çelişmiyordu. Çekirdekten kozaya,kozadan kelebeğe, tırtıl metaforu bunun en güzel izahı sanırım.

    Zamanın ruhu bunu gerektiriyor.

    İşte kast ettiğim noktaya geldim.

    Artık, yeni bir dönemdeyiz. Metaverse konuşuyoruz, güneşten milyon kez sıcak olan güneş yapımından, biomekanik, bio-mekanik-elektronik-yapay zeka karışımı ürünlerden bahsediyoruz.
    Alıp başını giden bir çağ, meslekler, kültürler, kitaplar, filmler hayatı şekillendiriyor.

    Böyle bir dünyanın farkındalığı önemli işte. Bu nedenle, az önce söylediğim, dünün 1.0 insanı, kısmen insan 1.2 versiyon olsa da yeterli değil bu çağda.

    Artık hayatın her alanında olmak, insanlığa oradan hizmet etmek fikri daha da geliştirilmeli..
    insan 2.0, hayatın her alanında söz sahibi olup, insanlığa bir felsefe sunabilmeli.
    Teknolojinin sahipliğine sahip olabilmeli. Mülkiyet olarak değil sadece, onun beyni olabilmeli.

    Olabilmeli, çünkü artık buna doğru gidiyoruz.

    Airbnb nin tek bir kendine ait oteli, konaklama yeri yokken, dünyanın en büyük konaklama hizmeti sunarak devasa bütçeli şirket şu an.

    Artık, fikri ve sınai mülkiyet, bacasız fabrika sinema alıp başını giderken, bu üretimin sahipliği nedeniyle, hegemonyasını da, egemen görüşünü de sunuyor. Daha doğrusu, bunların görüşü egemen olmak zorunda kalıyor.

    Çağa okumak, çağın idrakine sunmak Cenabı Hakkı, ancak çağın idrak seviyesine çıkmakla mümkün oluyor.

    İşte bu nedenle, de bazı sorularımı önceki yorumumda söylemiştim.
    İnsanlara, dünya hayatını öyle bir anlatın ki, bu insanları bunları yapmayı isteme duygusundan geri durmasın.

    “İstemez misin ya Ömer, dünya onların, ahiret bizim olsun” sözünü çok iyi tefsir ve tevil etmeliyiz.

    Kısaca, nasıl anlatmalıyız yollarını düşünmeliyiz?
    Bugüne kadar anlattığımız insan, liseye kadar başarılıydı. Liseden sonra başarılı olmadı. Sistematik olarak. Elbette güzel örnekler oldu. Ama onlar dahi, bir çeşit kabuğu kırma, eleştiriyi göze alma yoluyla, birçeşit kedini kenara çekerek yaptılar.

    İşte durum bu…. Bunu düşünmeliyiz. Buna kafa yormalıyız. Bu bağlamda..

    Eğer, evrensel bir mesajı sunmak istiyorsak dünya çapında.. sanırımm bunun yolu da başka bir şeyden geçmiyor.

    Teşekkürederim sabırla okuduğunuz için..

    En başarılılara öğretmen olmanın tavsiye edildiği yıllarda memleketin en başarılı liseli gençlerine , öğretmen oluyorlardı örneğin. Ve bir zaman gelmişti ki, artık herkes öğretmendi.

    ve her zaman övüldüğü ve öyle de olması gerektiği üzere, Kurumsal hizmette yer almak bir çeşit hadim,

    Bununla birlikte, Veysel beyin yeni çağın İlayı Kelimetullah yolunun ilimden, fenden, sanattan geçtiğini belirtmesi, ötesi bir çeşit deklare etmesi üzerine, bu sıradanlığıma rağmen paylaşmak istedim ben, ucundan kıyısından.

    Paylaşmak istedim dedim, sıradanım dedim, ben kimim ki dedim.. evet bunlar gerçek. Bununla birlikte, birşeyi de ifade etmeden geçemeyeceğim elbette. Çocukluğundan beri, Sohbeti Cananla büyümüş, o atmosferleri içine çekmiş, dünya kadar dostu, arkadaşı çevresi olan, elbette sizlerde öylesiniz, birisiyim.

    Bu nedenle, kendim de dahil, yaşadığım az da sayılmayacak bu zaman diliminde gözlemlerimin, kanaatlerimin elbette önemli olduğunun farkındayım.

    Bu yazdılarım

    Ortalık süt liman, zulm bitmiş, inisiyatifin sağduyudan yana olduğu, yürü yürüyebildiğin kadar, yol senin çevgan senin ruhu için hiçbir engel yok, demokratik ortamlar uygun, insanların elinde maddi ve manevi imkanlar… geriye sadece Nasıl? sorusu kalmış ZAMANlarda değerlendirilip aksiyona dönüşebilecek düşünceler bunlar ..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin