Kafası karışık olan Erdoğan, Amerikalılar değil

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN, WASHINGTON 

Erdoğan’ın çalışma masasını ve o masanın üzerindeki takvimi gözünüzün önüne getirin.

Üzeri kırmızı kalemle çizilmiş iki tarih göreceksiniz: 3 ve 8 Kasım 2020.

İlki, yani 3 Kasım, Joe Biden’ın ABD Başkanı seçildiği tarih.

Bir önceki başkan Trump ile her istediğinde telefonla konuşan Erdoğan henüz Biden’den ile görüşemedi.

Erdoğan’ın tebrik mesajına da dönülmedi.

İkinci tarih 8 Kasım.

Erdoğan’ın üzerine “paralel devlet” inşa ettiği Berat Albayrak pat diye gitti. 108 gündür ortada yok.

Dahası 3 aydır adını anan yok(tu).

CHP akıllıca bir kampanya yapıp Albayrak’ın çarçur ettiği 128 milyar doları gündem yapınca Saray 100 küsur günden sonra Albayrak’ı hatırladı.

Erdoğan aylar sonra ilk kez Berat Albayrak’ı ağzına aldı, AKP’liler Albayrak’tan bahsetmeye başladı.

Berat Albayrak’ın zamanında paraya boğduğu Aktroller ve yandaş yazarlar da ‘mecburen’ Albayrak’ı anmaya başladı.

Bu durum “Berat Albayrak geri mi dönüyor?” spekülasyonlarına yol açtı ama ben tersini düşünüyorum. Berat’ın defteri dürüldü ve o defterden beyaz sayfa açmak mümkün değil.

Kaldı ki Berat Albayrak’ın bir süredir yeni hayatına hazırlık yaptığı, tamir tadilat işleriyle uğraştığı da sır değil.

Erdoğan’ın Berat Albayrak’la barıştığı yönündeki haberlere mesafeli yaklaşmak lazım. Çünkü olay sadece yerel dinamiklerle sınırlı değil.

Berat Albayrak’ın geçmişinde yer alan bazı işleri Erdoğan’ın başını ağrıtabileceği için Erdoğan istese de Berat Albayrak’ı “görünür” hale getirmek istemeyecektir. Üstelik bu konuda hem Rusların hem de Amerikalıların eli boş değil.

Gelelim Erdoğan’ın endişelenmesini gerektirecek diğer gelişmelere.

Yazının girişinde de anlattım. Erdoğan Trump ile sıradışı bir ilişki kurmuştu. Rus oligarklardan zengin işadamlarına, bol sıfırlı lobi anlaşmalarından “damatlar diplomasisi”ne kadar alışılmadık kanallar kullanılıyordu.

Erdoğan ülke içinde Berat Albayrak, ABD ile ilişkilerde de Trump üzerinden paralel yapılar kurmuştu.

İkisi de çöktü.

Yeni başkan Joe Biden aylardır Erdoğan’la görüşmedi, Erdoğan’ın gecikmeli tebrik mesajına da dönmedi.

Erdoğan’ın gözü kulağı telefonda ama o telefon da bir türlü çalmıyor.

Gerçi telefonla görüşmek sorunları çözmeyecek ama Erdoğan rejimi ‘en azından bir görüşebilseydik’ düşüncesinde.

Erdoğan ve AKP kurmayları Washington’un dikkatini çekebilmek için ‘rol dağılımı’ yapıyor, Süleyman Soylu’nun başını çektiği kişiler ve yandaş medya kalemleri ABD’ye savaş açıyor ama ABD tarafı bunu çok kale almış değil.

Bu arada Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir başka gelişme oldu.

ABD Başkanı Biden, güvenlik ve dış politika alanlarında dünyanın en saygın forumu kabul edilen Münih Güvenlik Konferansı’na katılıp “Amerika geri döndü” dedi.

Covid-19 salgını nedeniyle video konferans olarak yapılan toplantı, uluslararası ilişkilerin nabzını tutmak için önemli bir organizasyon. Sunumlar, raporlar ve verilen mesajlar dünya dengelerinin ne yönde seyredeceği konusunda ipuçları veriyor.

Toplantının geçen yılki başlığı “Batısızlık” (Westlessness) olmuştu.

Bu yıl ise Biden’ın dış politika öncelikleriyle paralel olarak “Batısızlığı aşmak: Transatlantik ilişkilerinin yenilenmesi, küresel sorunlarla  mücadele” olarak belirlendi.

Biden, katıldığı ilk uluslararası toplantıda “Bugün, ABD başkanı olarak konuşuyorum ve dünyaya açık bir mesaj veriyorum; Amerika geri döndü” dedi.

Peki, bunun Türkiye ve Erdoğan ile ilgisi ne?

Aslında cevap açık. Biden öncülüğünde Batı ittifakı yeni bir döneme giriyor ve yakın gelecekte yaşanacak olaylar bu çerçevede şekillenecek. Her şeyden önce Trump döneminde yükselen “popüler ve otoriter” anlayışların yerine “demokratik kurumların güçlendirilmesi” ağırlık kazanacak. İnsan hakları ihlalleri ve demokratik kazanımlar konusunda adımlar atılacak.

Biden’ın konuşmasına damga vurduğu gibi Pekin ve Moskova’ya karşı yeni bir dönem başlayacak. Karadeniz hareketlenecek.

Erdoğan yönetimine verilen mesaj da çok açık; ya oradasın ya buradasın. Mealen “Artık tarafını belli et, Rusya ile mesafe koy, başta Doğu Akdeniz olmak üzere dış politika konularında kabadayı gibi davranma” deniyor.

ABD tarafı Erdoğan’ın sıkıştığı zaman ne kadar esnek olabileceğini biliyor.

O yüzden yeni dönemde ilişkinin seyrini Ankara’nın atacağı adımlar belirleyecek.

Erdoğan’ın son günlerde pahalı lobi şirketleri ile anlaşması bu sürecin bir yansıması. Türkiye F-35 projesine dönebilmek için altı aylığına 750 bin dolarlık bir lobi anlaşması yaptı.

Ankara bu anlaşma sayesinde F-35’e dönmesinin mümkün olmadığını biliyor. Ancak Washington’un güçlü lobi şirketlerini paraya boğarak “yeni kanallar” açmış olacak. Ardından bol sıfırlı yeni lobi anlaşmaları yapılacak. Sonuçta Erdoğan’ın para sorunu yok ve “paranın konuştuğunu” yaşayarak gördü.

Yoksa S-400’lerde bir çözüm olmadığı sürece F-35’lere geri dönüşün mümkün olmadığını Erdoğan yönetimi de biliyor.

Erdoğan’ın ABD ile ilişkileri toparlamasının önünde bir başka engel daha var. Daha doğrusu o engeli kendisi çıkartıyor. ABD’ye karşı söylemlerinde dikiş tutturamıyor.

Aynı konuşmanın içinde bile bir taraftan beyaz bir sayfa açmaktan bahsederken iki dakika sonra tam tersine suçlamalar, absürt ithamlar yapabiliyor.

Mesela Trump başkanken Siyahların Hayatı Değerlidir (Black Lives Matter) eylemlerinden Antifa’yı, Biden başkan olunca da Kongre baskınından YPG’yi sorumlu tuttu.

Böyle bir ifade Saray medyasında ve AKP seçmeninde karşılık bulabilir ama ABD’liler buna gülmüyor bile.

Tıpkı 15 Temmuz suçlamalarına gülmedikleri gibi!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin