Kadim mesele (2): Açlık!

YORUM | M. NEDİM HAZAR 

Kanaatim odur ki, tarihin yazılı kısmında büyük acılar ve gözyaşıyla ma’kes bulan fiziki açlık kadar, yazılmamış ve çok fazla dillendirilmemiş bir açlık daha vardır.

Üstelik ilkinden daha acı bir tarihtir bu: Kalp, ruh ve vicdanların açlığı. Derunî statiği hesaplanmamış, burç kökleri derinlere kadar inmeyen hiçbir platform kalıcı olamıyor, demiştik. Farklı bir hendese bu, neredeyse hiçbir ajanda ya da planda yer bulamayan, mühim bir hesaptır esasen.

Yüzeydeki hesap, kitap ve politikalar bununla sağlam zapt u rapt altına alınmaz ise, her tablo geçici, her mutluluk sentetiktir. Ve belli bir süre sonra sarsıntı kaçınılmaz hale gelir.

Mesele, hak talebi ile yaygara koparmaktan daha mühim ve rasyoneldir. Taş da farklı anlam ifade eder bu boyutta, talep de. Seccade ne büyük bir gezi alanıdır bir bilinse, gündelik yaşanan acıların hiçbiri vuku bulmayacak belki de. Ve ötekine atılacak yerde bağırlara basılsa taşlar, oturacak yerli yerine belki de.

Aç olduğunu bilemeyene ne yapabilirsiniz ki?

Öte yandan, açlıktan kıvranan, susuzluktan kavrulan sinelere, vicdanlara ve yüreklere bir nebze çare olmanın çırpınışı var elbette. Baktıkça derinleşen, derinleştikçe billurlaşan ruhanî bir derinlik bu. Bu buudu ıskaladığınız an geriye yanılsama kalır ve kriminolojik pansumanlar. Bu nedenledir ki, tüm şatafat ve debdebeleriyle medeniyetin havarisi gibi görünen toplumlar bile, çok basit küçük olaylarda düğümlenebiliyor, biçare kalabiliyor.

Kişi başına düşen milli gelir bir yere kadar önem kazanır, esas kişi başına düşen vicdan ve merhamet miktarını yukarı çekebilmek!

Karnı tok, ruhu açların dünyasında vaatler elbette tek boyutlu, gül bahçeleri sadece elyaftan ibarettir bu yüzden. Çizilen yörünge pragmatizmin soğuk ve iç karartıcı sınırlarını çok fazla aşamaz. Ve muhatabı sadece gafil yığınlarından ibaret sayar bu tek boyutlu vaat sistemi. Açlık hep hakimdir ve öldürücüdür bu düzlemde. 

Çok kolay anlaşılabilir bir şey değil farkındayım ve farkındayım, boyutu ve geçmişi bilinmeyen bir açlığın tatmini de pek kolay değil. Gaye-i hayalsiz bir topluma ümitten bahsetmek post-modern illüzyondan başka bir şey olmuyor çoğu zaman. Aman dikkat; birini yerin dibine sokup, diğerini arş-ı âlâya çıkarma gayretkeşliğinde değilim. Lineer bir dengeden bahsetmeye çalışıyorum şuracıkta. Müsademeden dem vurmuyorum hele!

Motivasyonun öneminden bahsederken de, motive edicilerin bizatihi kendileri ve argümanlarının işin künhüne varılmamasıyla çıkılan yolda, konsantrasyonun kısa mesafeli olabilirliğinden ayrıca… Köksüzlük, ziyadesiyle boşluk ve defo demek.

Derinliksiz ve tek boyutlu motivasyonun uzun ömürlü olamayacağının sebebi de bu zaten. En ufak bir sızmayı, minik bir kaçağı bile affetmiyor tarih ve zamanla devasa gediklere, oluk oluk yozlaşmaya dönüyor akıntı. Ve korkarım ki, bireysel kaygı ve çırpınmalar da çok fazla anlam ifade etmiyor, bir kıymet-i harbiyesi bulunmuyor bu problematiğin. 

Müşterek insiyak olmadan, geçici his dalgaları ve dalgalanmaları karşısında hemen alabora olan derme çatma bir sandaldan başka anlam ifade etmez bireysel çabalar. Üstelik zaman ve enerji israfına dönüşürler bir süre sonra. Oysa kadim ölçü belli bidayetten beri; önce gaye-i hayal belirlenecek amentü olarak. Ardından zihnî, sonra fiziksel pratiği. O zaman anlam ifade edebiliyor bireysel birikim, enerji ve motivasyon. Meşhur, buz parçacıklarını havuzda eritme misalini hatırlayalım… O zaman tarih, kendi seyir güzergahına muazzam tablolar ekleyerek ilerleyecek ve sabitleyecektir. 

İnşallah meramımı aktarabiliyorumdur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin