İtiraz, biçilen role, senaryoya değil!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Gezi Davalarında da yargı borsa gibi bir kaç saat içinde birbirinin tam aksi yönde iki karar verdi. Dışarıdan pek çok batılı diplomatın, içerden siyasetçinin, hukukçunun olduğu karar duruşmasında 840 gündür yok yere hapiste tutulan Osman Kavala ve diğerlerine beraat verildi. Tam herkes bir şaşkınlık ve sevinç içinde iken davanın tek tutuklu sanığı Osman kavala bu defa 15 Temmuz’la ilgili başka bir davadan tutuklandı, özgürlüğü verilmedi. Yargıyı kullanan irade (Yargıçların kendi iradelerini kullanmadığı çok açık) adeta Çin işkencesi yapıyor insanlara.

Belki de böylece Firavun’un:“Öldüren de benim yaşatan da” diye halkına gözdağı vermesine benzer mesaj veriyor muhaliflere. “Benden korkmaya devam edin! Bana karşı bir cephe filan oluşturmaya kalkışmayın! Sizinle böyle oynarım, böyle perişan ederim!” demeye getiriyor. Altının boşaldığı, toplumda homurdanmaların arttığı böyle bir dönemde “her şeye kadir” olduğu, herkesi ezebileceği mesajını vermek istiyor belki de.

Bu çare olur mu muktedir için? Sanmam.

Yaptıkları kudretini göstermekten öte acziyetinin işareti. Son kozlarını ilkesizce, mantıksızca kullandığının göstergesi!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ama burada tuhaf olan Erdoğan’dan dayak yiyen kesimlerin absürd, ilkesiz ve ikircikli duruşu. Soros’la ilintilendirilen, “Uluslararası güçlerden destek alarak meşru hükümeti devirmeye çalışmaktan” yargılanan Geziciler, liberaller, sol kesimler bu davayı “Sivil toplumun mezarının kazılması!” olarak görüyorlar. Ama savunmalarında, konuşmalarında “Fütü Fütü..” diye dolanmaktan utanmıyorlar! Senin yurtdışından fon alarak yaptığın işler bir sivil toplum faaliyeti olabilir, çevrecilik duyarlılığı olabilir. Bu anayasal bir hak. “Herkes dengeli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahip”. Ayrıca anayasal başka bir hak olan gösteri ve nümayiş hakkına var. Bunlar tamam. Senin yaptıkların elbette STK faaliyeti, nümayiş hakkı. Peki seninki STK faaliyeti oluyor da sarma yapıp kermeste satan, öğrenciye burs veren teyzenin faaliyeti neden STK faaliyeti olmuyor da “terör” oluyor? Dış kaynaklardan değil, Anadolu’nun alt-orta düzey esnafından destek alarak Güneydoğu’da okuma salonları açan, kurban dağıtan adamların faaliyeti niye STK faaliyeti olmuyor da terör oluyor? Utanmadan, sıkılmadan ve bir de liberal, demokrat geçinerek savunmalarınızda bu insanları “terörist” diye anıyor ve Zalimler nezdinde başka masumları karalayarak kendinizi aklamaya çalışıyorsunuz.

Gezi duruşmasında sanıklardan Şerafettin Can Atalay: “Zaman Gazetesi’nin zihniyetiyle bizi karalayamazsınız” diye güya savunma yapıyor. Zaman Gazetesi’nin dava ve duruşma ile alakası ne? Kaldı ki sizi Gezi’den beraat ettiren zihniyet aynı gün Osman Kavala’yı 15 Temmuz’dan, yani darbecilikten tutukladı. Ama siz hala “Zaman Gazetesi zihniyeti” diyerek, “F.TÖ” diyerek, CHP’den HDP’ye Gezi’ye tüm muhaliflerin cezalandırılması için oluşturulan, torba kavramları kullanıyorsunuz. Ayrıca Atalay’ın ifadesi genelleme, aşağılama ve ayrımcılık suçu içeriyor. Toplumu kin ve nefrete sevk etme, bölme içeriyor. Bunun yerine yasal suç, hukuk ve suç-eylem ilişkisine odaklanarak savunma yapsanız hem savunmanız daha güçlü olur, hem tarihe not düşmüş olursunuz, hem de sizi kesmek için kullanılan zalimin ürettiği “F”.TÖ” bıçağını yalamamış olursunuz. Ama bizde herkesin “öteki” olarak kodladığı kesimlere karşı peşin hükümleri, ön kabulleri, onulmaz husumetleri vardır.


ZAMAN, GEZİ’DE NE YAPTI?


Erdoğan sadece devletin bütün güç unsurlarını kontrol etmekle, kuvvetler ayrılığını bitirmekle kalmıyor. Karşısında yer alan, muhalefet eden kesimleri kendi içinde bölüyor, ayrıştırıyor. Ürettiği söylemleri muhaliflerine bile kullandıracak kadar gündemi domine ediyor. Yazdığı senaryo ile ürettiği repliklerle muhaliflerini birbirine düşürüyor ve enerjilerini birbirine harcamasını sağlıyor. Erdoğan’dan dayak yiyen kesimler ise senaryoyu ve senaristi, metni, söylemleri sorgulamak yerine o senaristin kendilerine biçtiği rolü sorguluyor. Zulüm sahnesine sürülen öteki insanlara vurarak kendini kurtaracağını, kendine biçilen kötü rolden aklanacağını, atılan suçun hafifleyeceğini sanıyorlar. Kimbilir belki de Saray’ın yargıçlarına bir nevi merhamet dileniyorlar!?

Dünya görmüş, kendini liberal aydın özgürlükçü gören koca koca adamlar bu kısır döngünün içinden çıkıp senaristi ve onun mantığını, kurgusunu sorgulamıyor. Onun ürettiği repliklerle aynı zulme maruz öteki garibanlara atf-ı cürümlerde bulunmaya, Erdoğan’ın ifadelerini kullanmaya devam ediyor.

Türkiye 17/25’ten bu tarafa Erdoğan ve ailesinin ürettiği sanal söylemler, senaryolar üzerinden gündemi tartışıyor. Gerçekleri ıskalıyor, kabukta dolanıp öze ulaşamıyor. Halktan medyaya aydınlara kadar herkes Erdoğan’ın büyüsü ile tütsülenmiş gibi. O’nun oluşturduğu sanal alemden kurtulup hakikate uyanamıyor. Robotlar gibi Erdoğan’ın yargısının, medyasının başka mağdurlar için ürettiği replikleri tekrar edip duruyor.

Senaristi eleştirmeden, senaryoda sana yüklenen rolü sorgulamadan bu oyundan kurtulmak, bu rüyadan uyanmak, bu sarmalı kırmak mümkün değil. Ama ne tuhaftır ki hala insanlar kendilerine giydirilen kostümlere ve role uygun davranıp, verilen replikleri tekrar edip duruyorlar.

Senaryoda kendisine afilli veya kabul edilebilir rol düşenler hayatından memnun. “Kimse bana rol biçemez!”, “Sen kimsin? Bana rol biçmek sana mı düştü?” diyen yok. Kendine kötü, olumsuz rol düşenler daha iyi rol düşse hiçbir sıkıntısı kalmayacak veya o rolden iyi bir role terfi etseler problem çözülecek! Kendilerini en kötü rol biçilene göre kıyaslayıp “bizi niye onlarla aynı sahneye aldın?”, “aynı bölümde rol verdin?” derdindeler.

Millet ise senaryoya gark olmuş halde. İzlediklerini gerçek sanıyor. Aydınların figüranlığı benimsediği, metne dair, senariste dair bir sorgulama içinde olmadığı ortamda salondaki seyircilerin bu teatral gösteriye kendilerini kaptırmaları çok da yadırganacak bir durum değil!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin