İşte Erdoğan’ın kırmızı çizgileri

YORUM | TARIK TOROS 

Öyle arsızlar ki…

İktidarı 6 aylığına CHP’ye bıraksalar mesela.

Geriye doğru 20 yıllık icraatı üzerine yıkar, ardından iktidara tekrar talip olur, CHP’nin bıraktığı “enkaz” üzerinden siyaset yaparlar.

Halk da yer.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Cehalet ve iâşe garantisi üzerine bina edilmiş iktidarların devrilmesi bir noktadan sonra güçleşir.

Çünkü…

Cehaleti bir anda gidermek imkân ve olası değildir. Medya araçları muktedirin elindedir.

Fakir halkı “iâşesinin kesilmeyeceğine” ikna etmek de güçtür.

***

Seçim yaklaştı, olasılıklar konuşuluyor.

Normal zamanında yapılsa bile 1.5 yıl sonra kampanya dönemi başlayacak.

Şakası yok.

Abdullah Gül tekrar ısıtılıyor.

Erdoğan’ın üç kırmızı çizgisi var:

1: AKP genel başkanlığını bırakmaz.

2: Abdullah Gül’ü daha da kapıdan sokmaz.

3: İktidardan düşmek ölümdür, hayatta kalmak için yapamayacağı şey yoktur.

Bunları okuyamamak siyasi körlüktür.

***

Ne dedi en son:

-Türkiye’yi felaketten medet uman zihniyetin eline bırakamayız!

Bunu söyleyen kişi, seçimli/seçimsiz gitmez.

***

Onca olumsuz yönüne karşın Erdoğan’ın en mühim başarısı:

Kitlesini dönüştüren bir lider olması.

Muhalefet liderleri bunu yapamıyor.

Hatta şöyle bir durum var:

Erdoğan bugün “ak” dediğine yarın gocunmadan “kara” diyor ve kitlesi bunu alıp kabul ediyor.

Hafıza sorunu değil bu.

Kitlesini kendi gibi akşamdan sabaha dönüştürebiliyor.

Muhalefeti de peşine takmış, dön baba dönelim.

***

Erdoğan normal yolla gitmez çünkü…

Onun için, “iktidardan düşmek” ölmekle eşdeğer.

Dünyanın hiçbir ülkesinde barınamaz.

Bu konuda garanti de verilemez çünkü hiçbir teminata güvenmez.

Öyle suçlara bulaştı ki, sonunun Hüsnü Mübarek veya El Beşir gibi olacağını biliyor.

Ölümden herkesten çok korkuyor.

***

Bunun bir de Erdoğan’ı orada tutanlara bakan yönü var:

İktidarının normal yollarla el değiştirmesini istemezler.

Seçimle değişirse mesela…

Mevcut rejim çöker, kısmen hukuk demokrasi döner.

Bu, onu orada tutanların işine gelmez, eski normali kabul edemezler artık.

Erdoğan tıpkı kendi iktidarını tahkim ettiği gibi sıradışı yolla devrilmelidir -ki kendinden sonra olağanlaşmış olağanüstü dönem devam edebilsin.

Çünkü sırada, temizlenmesi gereken AKP kadrolaşması ve zengileşmesi vardır.

***

Türkiye’de muhalefetin bilinçli/bilinçsiz iki stratejisi var:

1: İktidarla idrar yarıştırmak.

2: Kendi tabanının gazı almak.

***

Bakış açıları değişmedikçe hakiki manâda değişim olmaz.

Erdoğan gider, yerine gelenler cezaevlerine AKP’lileri tıkar, mala mülke çöker.

***

Yanılmayı çok isterim.

Ne çare, duymak istediğiniz şeyleri yazamadığım için üzgünüm.

Ne yazık ki ufukta göremiyorum bunu.

2 YORUMLAR

  1. Tarık bey, bilmiyorum yazılarınızı beğendiğimi söylememe gerek var mı. Bu son yazınızı da beğendim. Ancak bir yerine takıldım. Erdoğan´ın kitlesini dönüştürme özelliğine sahip bir lider olduğundan, bugün “ak” dediğine yarın “kara” deyip bunu kabul ettirebildiğinden bahsediyorsunuz.
    Bu doğru olabilir. Ancak ben yine de itiraz etmek istiyorum. Zira bu tür ifadeler zamanla üst üste geldiğinde sanki karşımızda olağanüstü bir siyasi deha varmış gibi bir izlenim bırakabilir. Ben bunun doğru olmadığını, kitlesine bugün ak dediğini yarın kara olarak kabul ettirebilmesinin daha çok muhatap kitlesinin durumu ile ilgili olduğunu düşünüyorum.
    Ne demek istediğimi birkaç nokta halinde anlatmaya çalışayım. Erdoğan´ın kitlesi neden ona bu derece bağlı? Sanıyorum şu noktalar önemli:
    1. Güçlünün yanında yer almak daha konforlu bir şey. Saat başı haber bültenlerinde televizyonun karşısına geçmek çok mutluluk verici olmalı onlar için. Her gün ya bir fabrika açılışı müjdesi, ya devlet düşmanlarına karşı operasyon haberi, ya da Türkiye´nin ne kadar güçlü olduğu övgüleri. İktidarın ise hiç bir hatası yok.
    2. Güçlünün yanında yer almanın sağladığı psikolojik mutluluğun yanısıra günlük hayatta da önünüzü açıcı etkilerinin olması. Bir yere mi gelmek istiyorsunuz? İktidar taraftarı olmanız lehinize olabilir.
    3. Eğer dini veya muhafazakar çevrelerden geliyorsanız, 2000´li, hatta 2010´lu yıllara kadar ikinci sınıf vatandaş olma duygusu nedir biliyorsunuz. Ve Erdoğan ile artık birinci sınıf vatandaş olmanın gururunu yaşıyorsunuz.
    4. Erdoğan sadece sizi ikinci sınıf vatandaşlıktan kurtarmış olmuyor, ülkeyi de aynı zamanda gerçek sahiplerine verdiği duygusunu besliyor. Bugüne kadar ikinci sınıf vatandaş olmakla beraber derinlerde kendinizi hep bu ülkenin asıl sahibi görmüşsünüz. Ülkenin öz kültürünün asıl taşıyıcısı sizsiniz. Ötekiler, Aleviler örnegin dini olarak sapkın, laikler, kemalistler Batı etkisi ile öz kültürüne yabancılaşmış kesimlerin temsilcileri. Şimdi siz ilk defa Erdoğan ile ülkenin asıl sahiplerinin eline geçtiğini düşünüyorsunuz. (Bu düşünce tarzının Batıdaki sağcı popülist söylemler ile benzerliği de söz konusu, ama bu başka bir mesele).
    5. Psikolijide Asch-Deneyi meşhurdur. Deneklere aynı uzunlukta çizgiler gösterilir, ancak başkalarına çizgilerin uzunluğunun farklı olduğu söyletilir. İlginçtir, tek başına iken gördüğünü söyleyenlerin birçoğu başkaları farklı bir şey söylediğinde eşit uzunlukta gördüğü çizgilerin farklı uzunlukta olduğunu söylemeye başlar. Şimdi bunu Türkiye´de sürekli medya propagandası altındaki insanların durumuna aktarın.
    6. Erdoğan´ın kitlesini etkilemesinde Türkiye´deki klasik dini kültür faktörü de var kanımca. Dini bilgiyi her şeyin üstüne koyuyorsunuz, kafanızı yormanıza gerek yok. Her şeyi hocaya sorabilirsiniz. Güvenin, itaat edin, sonunda da dünya ve ahiretinizi kurtarın. Demokrasiymiş, insan haklarıymış, bireyin özgürlüğüymüş… Size dünya ve ahiret hayatınızı kurtaracağı vaadinde bulunan bilgi kaynakları karşısında bunlar çok da önemsiz kalmıyor mu? Şimdi bu itimadın bir de siyasi iktidara aktarıldığını düşünün.
    7. Bunlara Türkiye´deki sağ kesim okur yazarlarının zihninin kendi propagandasından zehirlenmesini de ekleyebilirsiniz. Günlük hayatında küçük hesapların peşinde koşan, devlet karşısında ezik insanlardan çok şey beklemesini, toplumu aşırı yüceltmesini ve gerçekleri görmek istememesini düşünün. Mesela tarih, Osmanlı, Osmanlı seferleri vs. deyince bu kesimin aklına seferde bağdan geçerken yediği üzümün yerine para asıp geçen asker geliyor. Geçmişe ve tarihine bakışı böyle anlatımlarla şekillenmiş. Bunun belki psikolojik temelleri bulunan ama yanıltıcı olan bir anlatım olduğu ise akıllara gelmiyor.
    Bu konuda örneğin İngiltere´de bir şehirde yerliler ise yeni göç edenlerin arasındaki ilişki ve yeni gelenleri dışlama mekanizmalarını inceleyen Alman sosyolog Norbert Elias´ın önemli bir çalışması var (Etablierte und Aussenseiter). Elias orada şehir yerlilerinin biz ve onlar farkını oluştururken kendilerini en iyi örnekleri ile özdeşleştirip ötekileri en kötü örnekleri ile anlattığından söz ediyor.
    Çok uzattım. Sadece Erdoğan gibi birinin öyle deha noktasına çıkartılmasına yol açabilecek bir anlatımın doğru olmadığını ifade etmeye ve bunu gerekçelendirmeye çalıştım. Ben tüm gücüne rağmen karşımızda başarılı, imrenilecek biri olduğuna inanmıyorum. Bu kadar insanın hayatına olumsuz manada dokunan ve karartan birini çok büyük bir deha imiş gibi gösterecek anlatımları doğru bulmuyorum.

  2. ŞİMDİKİ ERDOĞAN, önceki Erdoğan değil.

    Önceden ayak oyunları kurabiliyordu.
    Fakat,
    Şimdi ortada, payandalarla ayakta durdurulan bir kişi var. Eski VASIFLARINI kaybetti. HÜKÜMSÜZDÜR.

    Sadece hadi evinde rahat uyu demelerinin vakti gelmedi de ondan piyasada..

    — Muhakeme yeteneğini kaybettiği açıkça Tv lerde görülüyor.

    — Ağır saglık sorunları nedeniyle yürümekte zorlanıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin