İstanbul’daki ‘İran operasyonu’ bize ne söylüyor?

HABER ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN 

Peşinen söyleyeyim birazdan okuyacaklarınız yakın gelecekte filmlere konu olacaktır. Uzun yıllardır İsveç’te yaşayan, Suudi Arabistan destekli rejim muhalifi İranlı lider, İran istihbaratı tarafından İstanbul’da kaçırıldı. İşin içinde İran istihbaratının kullandığı kadınlardan uyuşturucu tacirlerine kadar herkes var. Tabi birden çok istihbarat örgütü de.

Özetle anlatayım:

Konudan, Washington Post’un 13 Aralık tarihli haberiyle haberdar olduk. Habere göre 14 yıldır İsveç’te yaşayan İranlı muhalif Habib Chaab, 9 Ekim’de İstanbul’da kaybolmuştu. Detaylar tam bir casusluk filmi gibi: İran istihbaratına çalışan ve bal tuzağı (honey trap) için kullanılan Saberin Seadi isimli genç bir kadın, Habib Chaab’ı İstanbul’a çekiyor.

Seadi 8 Ekim’de beraberinde iki erkekle İstanbul’a gelip hazırlıkları yapıyor. Chaab 9 Ekim’de İstanbul’a uçuyor, Sabiha Gökçen’den taksiyle Beylikdüzü’nde bir benzincide buluşmaya gidiyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Chaab buluşmak için minibüse girdiğinde İran ajanlarınca bayıltılıyor ve karayoluyla Van üzerinden İran’a kaçırılıyor.

İki gün sonra ise gözleri bağlı vaziyette İran devlet televizyonuna çıkartılıp ‘şok edici itiraflar’da bulunuyor.

Girişte de dediğim gibi, şu haliyle bile dört başı mamur bir casusluk filmi çıkar bu operasyondan.

Ancak olayın bundan sonrası daha da ilginç.

Washington Post’un 13 Aralık tarihli haberinden bir gün sonra İstanbul merkezli bir ‘casusluk operasyonu’ başladı.

Havuz Medyası’nın haberlerine göre MİT, Chaab’ın kaçırılmasına aracılık eden 11 kişiyi kıskıvrak yakalamıştı. Yine Havuz Medyası’na göre yakalanan kişiler uyuşturucu kaçakçısı Naci Zindaşti’nin adamlarıydı.

‘Operasyon’ giderek daha da ilginç bir hale geliyordu.

Burada temel bir soru ile devam edelim: Suud destekli bir muhalif, üstelik İsveç vatandaşı ve İstanbul’da ‘paketlenip’ İran’a kaçırılıyor. Peki, İran istihbaratı bu çapta bir operasyonu Türkiye topraklarında nasıl bu kadar kolay yapabiliyor?

Gerçi Washington Post’un haberinde ifade edildiği gibi Türkiye, İran istihbaratının ‘arka bahçesi’ne dönüşmüş olsa da bu yerel istihbarat desteği alınmadan yapılabilecek bir operasyon değil.

İkincisi, Habib Chaab 9 Ekim’de İstanbul’da kaçırıldı. Bundan 5 gün sonra, 14 Ekim’de Bahtiyar Fırat, THY’nin TK0878 uçağı ile İstanbul’dan Tahran’a uçmak üzere iken uçaktan MİT tarafından alındı ve 45 gün boyunca bulunamadı.

Buradaki önemli ayrıntı şu: Türk istihbaratına göre Bahtiyar Fırat, İranlı muhalif Chaab’ın kaçırılmasını organize eden ekipte. Ancak Chaab 9 Ekim’de kaçırılmış, 11 Ekim’de İran devlet televizyonunda gösterilmiş.

Böyle bir kaçırma olayına karışan birisinin elini kolunu sallaya sallaya dolaşması, THY uçağına bilet alıp Tahran’a uçmak istemesi pek akla yatkın değil.

Bu kadar kritik bir operasyona karışan birisinin ortada gözükmemesi beklenirdi.

Fırat THY uçağından indirildikten 45 gün sonra, 26 Kasım’da İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde ortaya çıktı.

İşkence gördüğü ilk bakışta bile anlaşılabiliyordu.

Ardından da 13 Aralık’ta Washington Post’ta Habib Chaab’ın kaçırıldığı haberi çıktı. Washington Post’ta çıkan haberin satır aralarına bakıldığında Türk güvenlik birimlerinden bilgi alındığı net olarak görülebiliyor.

Yani Washington Post’a bilgi veren ‘üst düzey Türk yetkili’ gerçekten ‘üst düzey’ bir isim.

The Post’un bu haberinden bir gün sonra Erdoğan medyasında “MİT’in Türkiye’deki İran ajanlarına yönelik operasyonu” manşetlere çıktı.

İstanbul merkezli 3 ilde yapılan operasyonda 11 kişi yakalandı ve 9’u tutuklandı. Havuz medyasına göre Chaab’ın kaçırılmasına aracı olanlar ‘İran istihbaratı ile bağlantılı uyuşturucu baronu’ Naci Şerifi Zindaşti’nin adamlarıydı.

Bu arada hatırlatalım İstanbul’da uçaktan alınıp 45 gün boyunca işkence edilen Bahtiyar Fırat, Naci Şerifi Zindaşti’nin yeğeniydi.

Üçüncüsü:

Habib Chaab’ın kaçırılması olayı üzerinden birden çok ülkeyi ve istihbarat servisini ilgilendiren bir ‘algı savaşı’ başladı.

İlk hamle Washington Post’a sızdırılan detaylarla oldu. ABD medyasına bilgi veren ‘üst düzey yetkili’nin detaylara hakim olduğu çok belli. Aynı şekilde İngiliz SKY News’e konuşan kişi de olaya dair birinci elden bilgilere sahip.

Türk medyasında ilk haber 17 Aralık’ta TRT Haber’de çıktı. Ardından tüm medyaya neredeyse birebir aynı metin servis edildi.

Habere göre Habib Chaab’a kurulan ‘bal tuzağı’nın aktörü Saberin Seadi 8 Ekim’de Türkiye’ye geldi ve beraberinde iki İran istihbaratçısı daha vardı. Seadi’nin tüm hareketleri kameralardan izlenirken beraberinde gelen istihbaratçılar bir hırdavatçıya gidip operasyonda kullanacakları malzemeleri aldılar.

Ertesi gün Habip Chaab geldi ve onun da kamera görüntüleri kare kare servis edildi. Chaab’ın bayıltılıp kaçırıldığı beyaz minibüs ise yine kameraların önünde tüm Türkiye’yi baştan başa kat edip Van üzerinden İran’a geçti.

Erdoğan medyasının haberlerine göre İran istihbaratının operasyonuna yardım edenler ise Naci Şerifi Zindaşti’nin adamlarıydı.

Zindaşti’nin ‘İran istihbaratı ile çalıştığını’ üstüne basa basa anlatan aynı medya Erdoğan’ın başdanışmanı ve geçtiğimiz günlerde Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybettiği söylenen Burhan Kuzu’nun Zindaşti’nin serbest kalmasındaki rolünü gözden kaçırdılar.

Zindaşti’nin ‘uyuşturucu kaçakçılığı yapmak, silahlı suç örgütü kurma, adam kaçırma ve öldürme’ suçlamalarıyla 4 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanırken tuhaf bir şekilde serbest kalmasının üstü kapatıldı.

Tam bu noktada önemli bir gelişme daha oldu ve Zindaşti ekranlara çıkıp konuşmaya başladı. Naci Şerifi Zindaşti Kanada’da sürgünde yaşayan gazeteci Said Sefa’ya konuştu ve çok ilginç şeyler anlattı (https://www.youtube.com/watch?v=C3WwQ5ktsqI).

“Chaab’ın kaçırılması ile ilgilerinin olmadığını, tuhaf bir şekilde olaya eklemlenmeye çalışıldığını” söyleyen Zindaşti şöyle devam etti: “Bahtiyar Fırat akrabamdır. Havalimanında, uçağın içinden alınıyor ve 4-5 saat mesafede bir yere götürülüyor. 45 gün işkence görüyor ve sonunda bir metin imzalatılıyor. Chaab’ın kaçırılması olayının talimatını benim verdiğimi söylettiriyorlar. Benim bu olayla alakam yok ve neden bizi bu olaya dahil ettiler bilmiyorum.”

Zindaşti’nin Said Sefa’ya söylediği başta çok ilginç şeyler de var ve meraklılarına videoyu izlemelerini tavsiye edip konumuza devam edelim.

Dördüncüsü: Habip Chaab, İran’daki Arap muhalif azınlığın bağımsızlığını savunuyordu. Arap Mücadele Hareketi’nin İsveç kolunu yönetiyordu. Suud yönetimi ile temasta olduğu iddia ediliyordu.

Yani ‘büyük balık’ sayılırdı.

Gelelim Habip Chaab’ın kaçırılması olayının analizine.

Öncelikle hadisenin bizatihi kendisi İran istihbaratının Türkiye’deki gücünü gösteriyor.

Çünkü sembol bir muhalif ismi İstanbul’da ‘paketleyip’ ülkeyi baştan başa geçip İran’a götürmek Zindaşti türü bir uyuşturucu kaçakçısının yapacağı iş değil.

Bu aleni bir istihbarat operasyonu.

Bu noktada operasyonun iki ülke istihbaratının ortak işi olduğu teorisini yabana atmamak lazım. İddialara göre MİT, Chaab’ın kaçırılması sürecini koordine etti ama kendini perde gerisinde tuttu. Buna karşılık İran’la al ver ilişkisi kurdu. Yani, “ben senin muhalifini vereyim, sen benim muhalifimi ver” dendi.

Operasyon Türk istihbaratının koordinasyonunda olmuş olsa da İran istihbaratının operasyonuymuş gibi sunuldu. Bu noktada Zindaşti’nin adı öne atıldı.

Zindaşti’nin profili herkesçe malum. Temiz birisi olmadığı konusunda herkes hemfikir.

Hem İran hem Türkiye tarafında güçlü bir aşireti var. Uyuşturucu dünyasında söz sahibi. Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. Zindaşti’nin adı ile Türk istihbaratı perdelenmiş oldu.

Böylece Türkiye’nin yeniden ilişki tesis etmeye çalıştığı Suudi Arabistan ile ‘arasının bozulmaması’ sağlanmış oldu. Ayrıca Habip, İsveç vatandaşı ve olayın Zindaşti’ye ve İran istihbaratına yıkılması bu açıdan da önemli.

Bir diğer önemli ayrıntı şu: Zindaşti’nin anlatımlarına göre yeğeni Bahtiyar Fırat İstanbul’da kaçırıldıktan sonra 4-5 saat mesafede bir yere götürülüyor ve orada 45 gün işkence görüyor.

Bu da bize şunu söylüyor: Türkiye’de son yıllarda artan adam kaçırmalarla bu olayda yaşanan kaçırma hadisesi benzeşiyor. Çünkü kaçırılan Gülen Cemaati mensuplarının Ankara Çiftlik’te bulunan bir MİT binasında işkenceye maruz kaldığı biliniyor. Bahtiyar Fırat havalimanında kaçırıldıktan sonra buraya getirilmiş olabilir çünkü mesafe örtüşüyor. Ayrıca diğer Gülen Cemaati mensupları gibi işkenceyle ifade alındıktan sonra tuhaf bir şekilde polis gözaltısında ortaya çıktılar.

Olaya dair çok şey söylemek mümkün. Ancak ben başka bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Geçen hafta, tam da 17 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yıldönümünde Selam Tevhid Operasyonu’nu yapan polisler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.

Malum olduğu üzere İran’ın Türkiye’deki casusluk faaliyetlerini hedefleyen Selam Tevhid Operasyonu’nu yapan polisler 17 Aralık operasyonu sonrası görevden alınmış, operasyon deşifre edilerek sonlandırılmıştı.

Erdoğan yargısı Saray’ın direktifleri doğrultusunda tam da operasyonun yıldönümünde müebbet hapis cezaları yağdırarak ‘mesajı’nı vermiş oldu. Gazeteci Gültekin Avcı da bu soruşturma kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Oysa ki suçlamalar, yazdığı birkaç köşe yazısından ibaretti. Üstelik Avcı’nın yıllar önce yazdığı yazılarda anlattıkları Habip Chaab’ın kaçırılması sonrasında aynı başlıkla İngiliz Sky News’te yayınlandı.

İranlı gazeteci-akademisyen Savash Porgham İran istihbaratının genç kadınları kullanmasını detaylarıyla anlattı. Avcı aynı şeyleri yıllar önce yazdığı için müebbet hapis cezası aldı.

Ben de kişisel Youtube kanalımda o operasyonda görev almış polis müdürlerinden Murat Çetiner ve Hikmet Kopar ile özel bir yayın yaptım.

Operasyona dair detayları konuştuk.

Yılların polis müdürleri yayında İran istihbaratının Türkiye’deki faaliyetlerini detaylarıyla anlattılar.

Bazı kesimler “Bunlar polis şüpheciliği, yok böyle bir şey” itirazını dile getirdi.

Bu noktada şunu ifade etmekte fayda görüyorum: Şahsen Hakan Fidan’ın İran istihbaratına çalıştığı tezine mesafeliyim. Bir takım şüpheli şeyler var ama bunlar Türk istihbaratının başında bir İran ajanı olduğu gibi büyük bir iddiayı desteklemeye yetmez.

Aynı şekilde Türkiye’nin kılcal damarlarına kadar sızan İran ajanları söylemini de abartılı buluyorum. Ancak “Bütün bunlar uydurma, İran’ın Türkiye’de faaliyette bulunduğu yok” tezini de tümden reddediyorum. Gerçek bu iki tezin arasında bir yerde.

Bana göre İran’ın Türkiye’de yoğun faaliyetleri var, Türkiye’de İran’a sempatiyle bakan ciddi bir kitle de var, bunların istihbarat tarafından takip edilmesi de şart.

Habib Chaab’ın kaçırılması operasyonu da tam olarak bu gerekliliği teyit ediyor.

Mesela Kudüs Ordusu Generali Mirvakili bavul içinde para getirip Selam örgütünden cezaevinde olanların yakınlarına dağıtıyordu. Yarım kalan Selam Tevhid soruşturmasında mebzul miktarda detay mevcut. Aynı şahsın başta Erdoğan olmak üzere devlet yönetiminden kişilerle temasları vardı.

Şunu da tekrar vurgulamak lazım: Chaab’ın kaçırılması gibi bir operasyonun ‘yerel destek’ almadan yapılması mümkün değil.

Bu noktada akıllara Kudüs TV Genel Yayın Yönetmeni Nureddin Şirin’in “Kasım Süleymani, 15 Temmuz’da darbe girişimini engellemek için herkesten çok çalıştı. Süleymani’nin Türkiye için neler yaptığını Erdoğan da çok iyi biliyor” demesi geliyor.

Çünkü Kasım Süleymani’nin Türkiye ayağı Kudüs Ordusu generali olan Mirvakili’ydi.

Peki Mirvakili adına nerede rastlamıştık?

Erdoğan rejiminin kapattığı Selam Tevhid örgütü soruşturmasında!

2 YORUMLAR

  1. Yazı gayet güzel olmuş orda bir sıkıntı yokta. Polis müdürleriyle yaptığınız programda; yani sizi tanımasam( önceki yazılarınız açısından)diyeceğim ki konuyu kapatmaya çalışıyor. Neden bu kadar kasıldınız selam tevhit konusunda. Müdürler açıkca anlattı herşey ortada yani 17 -25 için konuşmaya bile gerek yok diyorsunuz. Ama selam tevhit için çok itidalli davranıyorsunuz. Oysa ki ortaki deliller e baktığımızda bence 17-25 den daha vahim bir durum var. Ayrıca selam tevhit konusuyla ilgi çok merak ettiğiniz hep bişey var ama ne? Diye merak ettiğiniz. Yani hükümet bu konuya bukadar tepki gösterdi dediğiniz şeyle ilgili. Polis müdürü nazara verdi ya demekki tepkinin büyüklüğünden şunu anlayacağız iyi biryerden yakalanmışlar yani hükümet. Bence bu vahim konuyu insanların kalbinde söndürmeyin. Hakan fidan kim ya konuşabilşyormu onu bile bilmiyoruz. Adam kaçırmaktan başka bildiği bişey yok cani herifin. Bu adam hakkında mı itidalli davranacağız. İranlıların altına yatıyorsa elini namaz kılıyorken şiiler gibi bağlıyorsa bu onların arasında yetişmiş bir adam demektir. Onların arasında yetişen onlardandır onlara hizmet eder. Ben bu ülkede ehli sünnetim şii inanışını sevmem tasvip etmem. Onlara ve faaliyetlerine karşı yavuzum. Allaha sığınırım o sapıklıktan. Bu alçaklarla ilgili iddialara itidalli yaklaşmaya gerek yok. Dini imanı para kadın ve saltanat olmuş yezid oğlu yezittir bunların hepsi. Okadar bilgiyle ve kepazelikle kasıp kavuran bir program beklerdim sizden.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin