İşkenceciler hesap verecek, kazanan insanlık onuru olacak

KONUK YAZAR | AHMET DAŞTAN

Çok aktif bir twitter kullanıcısı değilim. Duyarlı olduğum konularda fikirlerimi yazmaya, haksızlığa uğrayanlara ses olmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz haftalarda, adı işkenceye karışmış birinin, cinayete kurban gitmesini yorumlayan ve asla kötü niyet içermeyen tweetim yüzünden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkımda soruşturma başlatmış. Türk büyükelçiliğinde kayıtlı adresimi ekleyip, Romanya makamlarından istinabe yoluyla ifademe başvurulmasını talep etmiş.

Gittim, ifademi verdim. Bu vesileyle işkenceleri hukuksuzlukları karşımdaki hakime anlatma imkanı buldum. Aslında olan şuydu: Beni mahkeme sopasıyla korkutmak isteyen Türk yargısı, kendi içler acısı halini ortaya seriyordu.

Maalesef toplumun büyük kesiminde devletin her yaptığını doğru kabul etme, izah edemediğine bir hikmet yükleme hastalığı var. Onlara göre, devlet zulmediyorsa mutlaka bir bildiği, zulme uğrayanın da illaki bir suçu vardır. Hatta bu hasta ruhlar devletin öldürdüğü her canlıyı hiç düşünmeksizin ‘terörist’ sınıfına sokuyor; çocuk, hamile, kadın, yaşlı fark etmiyor.

Hele bir de yapılan zulümler karşısında taşkınlık ve anarşiye meyletmeyen müspet hareketin temsilcisi bir zümre varsa, vurun abalıya! Nasıl olsa bu dünyada haklarını aramazlar ya da helal ederler, öbür dünyaya da, kim öle, kim kala, veyahut kim inana…

KİMSE ÇEKTİĞİ ACILARI UNUTMUYOR

Şu bir hakikat ki, kimse acıyı unutmuyor, acının da bir hafızası var silinmeyen. Ve işkence gören, haksızlığa uğrayan insanlar, kendilerine bunu yapanları şahitleri ile kaydedip yarınlarda hesabını sormak için hukukun uykudan uyanmasını bekliyor. MİT’in Pakistan’dan mafya usulü kaçırdığı eğitimci Mesut Kaçmaz’ın, twitter hesabından kendisine işkence yapan kişileri resimleriyle beraber açık ettiği gibi.

Madem işkencecileri duyurduğum için devlet beni sorguluyor. Ben de devletin kabarık işkence karnesinden, tazeliğini kaybetmemiş birkaç örnek vererek kabahat işlemeye devam edeceğim.

Rakamlara bakacak olursak, Advocates of Silenced Turkey (AST) raporuna göre, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası kayda geçmiş 2278 işkence vakası var. Bunların 423’ü polis gözaltı merkezlerinde gerçekleşti. MİT, 11 farklı ülkeden insan kaçırdı. 93 kişi kötü muamele ya da işkence sonucu hayatını kaybetti. Adalet Bakanlığı’nın 29 Kasım tarihli verilerine göre, 559 bin kişi hakkında Hizmet bağlantısı nedeniyle soruşturma açıldı.

Gözaltında dokuz gün boyunca işkence görüp, öldükten 1,5 yıl sonra suçsuz bulunarak görevine iade kararı alınan öğretmen Gökhan Açıkkollu, son dönemde işkenceye verilen kurbanlardan biridir. Bu suçsuz öğretmenin hesabını kim verecek?

A.G., sokakta başına çuval geçirilen ve darp edilerek MİT Yenimahalle kampüsüne getirilen ve 4,5 metrekarelik karanlık hücrede haftalarca tutulan mağdurlardan biri. Günlerce kendisine ve arkadaşlarına Filistin askısında elektrik verildiğini, kamçı, sopa ve (Haydar Dayı dedikleri) coplarla her gün 4-5 saat dövüldüğünü anlatıyor. Makata cop sokma, yapay penislere oturtma gibi eylemler nedeniyle bazı arkadaşlarının bağırsaklarının yırtıldığı rapor ediliyor. Hücresinde işkence görenlerin çığlıklarını alaya alıp kahkahalarla gülen işkencecilerin hesabını kim soracak?

İŞKENCEYE TAKİPSİZLİK VERENİN YANINA KAR MI KALSIN?

Bir başka öğretmen; Halime Gülsu. Atfedilen suç, hapisteki KHK’lı ailelere yardım için içli köfte yapıp satmak. 15 yıldır çektiği kronik romatizmal hastalığı nedeniyle sürekli ilaç kullanıyordu. İngilizce öğretmeni Gülsu, 28 Nisan 2018’de Tarsus Cezaevinde ilaçları verilmediği ve vaktinde hastaneye kaldırılmadığı için 32 yaşında hayatını kaybetti. Açılan soruşturmada savcı Zeki Topaloğlu “Kovuşturmaya gerek yok” diyerek takipsizlik kararı verdi. Verdiği karar, bu savcının yanına mı kalmalı?

MİT’in Çiftlik denilen tesislere, 6 ay boyunca işkence yaptığı Ayten Öztürk, yargılandığı duruşmada başından geçenleri detayıyla anlattı: “Duvardaki halkalara ellerimi bağlıyorlardı. İki çeşit elektrik işkencesi uyguladılar. Copla taciz ve tecavüz etmeye çalışıyorlardı.”

KHK’lı adliye memuru Mehtap Tosun, duruşmada “nezarethanede 12 gün başörtümüzü vermediler” diye anlatıyor. Hem de başörtüsünü füruat bile görmeyecek kadar önemsediklerini söyleyen muhafazakar sözde dindarlar tarafından işleniyor bu suç.

Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutukluyken, doğum için götürüldüğü hastanede 2 gün boyunca elleri kelepçeli suni sancıyla doğum yapmaya zorlanan tutuklu Rabia Bıyıklı, bebeği Mavi ile birlikte cezaevine gönderildi. İstanbul’da tutuklu Beyza Demir ile Erzurum Cezaevi’nde tutuklu Şeyma Tekin de aynı akıbeti yaşayıp soğuk koğuşa bebekleriyle dönen annelerin sadece bazıları.

KHK ihraçlarına karşı direnişin simgesi haline gelen Nuriye Gülmen, gözaltında maruz kaldıkları işkenceyi şöyle anlatıyor: “Boğazımı sıkıp yere yatırdılar, yerde sürükleyerek ters kelepçeyle gözaltına aldılar. Gözüme ve ağzıma biber gazı sıktılar. Sırtıma ve boynuma tekmeler attılar. Bir polis ‘’Emri Reis’ten aldık, Türk’ün gücünü göreceksiniz!” dedi.

Kadınların çektiği işkenceler bununla sınırlı değil. Cezaevi koğuşunda ya da gözaltındayken, kimsenin haberi olmadan düşük yapan kadınları kimseler bilmiyor. Kötü şartlardan, ihmallerden dolayı ölen bebekler, annelerin yürek acılarından sadece bazıları.

İŞKENCE MAHPUSLARLA SINIRLI DEĞİL

Aslında işkence görenler sadece gözaltına alınan ve tutuklanan erkek kadın veya kundaktaki çocuklar değil, onların dışarıdaki aileleri ve çocukları da aynı işkenceleri yüreklerinde ve yaşantılarında hissediyorlar. Tıpkı babası tutuklandığı için 8 yaşında kanser olan ve “19 aydır babamı görmüyorum. Bir yıldır hastayım. Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum” diye feryat eden Ahmed Burhan Ataç gibi. Bu nasıl bir vicdansızlık ki, ölmek üzere olan bu çocuğun feryadına koşmak yerine annesini gözaltına alarak gözdağı veriyorlar!

Kanser hastası mühendis Yusuf Özmen’i, 5 rapor ve 40 doktor imzasına rağmen cezaevinden hala çıkartmıyorlar, kanunları takan yok.

Bir başka yüz kızartıcı işkence vakası Antalya’dan. 15 Temmuz’dan kısa süre sonra gözaltına alınan öğretmen E. B’nin ailesi, günler süren araştırmadan sonra demir parmaklıklar ardında değil de hastane kayıtlarında izine rastladı. E.B., Bağırsaklarından ameliyat edilmiş ve yoğun bakıma alınmıştı. Makatına sert bir cisim sokulmuş bu nedenle bağırsakları patlamıştı. E.B.’nin makatına şişe sokulduğu, bayılma ve durdurulamayan kanama sonrası hastaneye kaldırıldığı belirlendi. Ama her nedense, adli tıp doktoru ‘işkence yoktur’ raporu verdi.

Şüpheli İ.B’ye yapılanlar ise işkencecilerin nasıl ahlaksız bir canavar olduğunu gösterir cinsten: “Soyarak cinsel organlarımızı sıkma, darp etme gibi iğrenç yönelimlerde bulunarak tehditler savurdular. Biri ‘Anneni buraya getirdim, konuşmazsan gözünün önünde tecavüz edeceğim’ dedi. Kafama torba geçirip kafamı yere, duvara vura vura beni, alçakça gülerek, domalık dedikleri bir pozisyona getirerek ‘Yok mu buna tecavüz edecek babayiğit’ diye bağırıp gülüyorlardı. İşlemediğim bir suçu (kabul etmem için) hakaret ve tekmelerle üstüme geliyorlardı. Darp raporları aldığım her gün beni bir kez daha darp ediyorlardı. ‘İstediğin kadar al, bize sökmez, her şey elimizde’ dediler.’’

“Türkiye’de hücre hapsinde tek başıma tutuldum. Akli dengemi ancak saatlerce dua ederek koruyabildim” diyen Amerikalı Rahip Brunson kadar güçlü olmayanlar da var. Erzincan T Tipi Cezaevinde 3 yıldır tutuklu bulunan Öğretmen Hakan Yıldırım gibi akıl sağlığını kısmen veya tamamen kaybedenlerin sayısı az değil.

Bir zamanların beyaz Torosları gibi siyah Transporter’la kaçırılıp aylardır kendilerinden bir daha haber alınamayan Sunay Elmas, Ayhan Oran, Turgut Çapan, gibi isimler hala kayıp. Babası İçişleri Bakanlığı’na çağrı yaptıktan sonra “Çocuğunuz hain, kaçtı” dediklerinden 271 gün sonra Gökhan Türkmen işkence edilmiş olarak karakola bırakıldı. Altı ay gayriresmi işkence mekanlarında eziyet edildikten sonra karakolda ortaya çıkan Mustafa Yılmaz da aynı akıbeti yaşayanlardan.

İŞKENCE GÖREN ASKERİ PERSONEL

İşkenceyi en fazla yaşayanlar ise Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan generaller başta olmak üzere bütün rütbeli askerler oldu. Şüphesiz en çok işkence görenlerden biri, darbenin bir numarası olarak söylenen ama darbeyi engellemek için dönemin HKK Abidin Ünal’ın Akıncı Üssü’ne gönderdiği ve dönemin Genelkurmay 2. Başkanı şimdiki Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’in, kendisini kurtardığı için “Allah razı olsun” dediği ve Hulusi Akar’ın “seni dinlerler” diyerek darbecileri ikna etmek için gönderdiği Orgeneral Akın Öztürk. Ahmet Nesin’in programında konuşan 2 subay 65 yaşındaki Akın Öztürk’ün yüzlerce kişi içinde çırıl çıplak soyularak işkence edildiğini, yapılan işkencelerin artık işkenceci polislerden bazılarının tahammül sınırlarını bile aştığını belirtti.  Org. Akın Öztürk’ün işkenceli seansına katılan Komiser U.Ö., gözaltına alınan generallere şişe soktuğunu bizzat kendisi anlatıyor. New York merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) raporunda 13 ayrı örnek dosya var.

Mahkemede Hulusi Akar, Abidin Ünal ve Yaşar Güler’in tanık olarak dinlenmesini isteyen Öztürk, savunmasında “Gözaltında yapılan işkenceleri ifade etmeye utanıyorum.” Diyerek, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını istemekle yetindi.

16 Temmuz’da gözaltına alındıktan sonra ağır işkence gördüğü fotoğraflarla ortaya çıkan Hulusi Akar’ın yaveri Yarbay Levent Türkkan’ın öldüğü düşünülerek Ankara Numune Hastanesi Morgu’na gönderildiği ve orada yaşadığı ortaya çıkmıştı. Yüzünde ağır işkence izleri olan Türkkan’a sert cisimle tecavüz edilmesi sonucu bağırsaklarının patladığı, vücudunun değişik yerlerine şiş sokulduğu ve ellerinin ise işkencede kırıldığı ortaya çıktı. Türkkan’ın, karın bölgesinin sarılı olduğu, ellerinin ise alçıya alındığı fotoğrafını görmeyen kalmadı Türkiye’de.

İşkencecilerin TSK’nın subay sınıfını hedef alarak yıllardır biriktirdikleri kini kusmak için, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden sırf işkence için özel isimleri Ankara’ya getirdiği ortaya çıktı sonradan.

Bir başka işkence tanıklığı da Oda TV yazarı Müyesser Yıldız’dan. Yazıda anlatılanlar şöyle: ‘’Mahrem abi olarak tutuklanan bir sanık mahkemede ifadelerini kabul etmiyor. Hakim ‘daha önce askerlerin isimlerini vermiştin’ deyince tanık, ‘’Efendim, Beni gözaltına aldılar. Günlerce işkence yaptılar. Karımı gözaltına alıp, yan odada bana gösterdiler. Çocuklarımı, Çocuk Esirgeme Kurumu’na verdiler. Günlerce işkenceden sonra bana, “karınla oruç bozarız” dediler. Ne istiyorsunuz dedim. “Sana söylediklerine ilave olarak birkaç resim göstereceğiz, bunları da tanıdığını söyleyeceksin. Tutanağı imzalayacaksın. Önce karını, bu ifadeleri mahkeme huzurunda tekrar ettikten sonra da seni çıkaracağız.” dediler. Ben de imzalamak zorunda kaldım. Aklımı yitirmek üzereyim, psikolojik tedavi görüyorum.’’

Twitter’da @dr_voyoger kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan eski bir asker, 15 Temmuz akabinde binlerce askerin tutulduğu Ankara Başkent Spor Salonu’nda yaşananları anlattığı twit serisinde tüyler ürpertici şu bilgileri paylaşıyor: “Salonda yaklaşık 1000 kişi vardı. Sürekli yeni insanlar getiriliyordu. Genelkurmay karargahından getirilen askerî personelin durumu içler acısıydı. Sırtlarında kollarında ve bacaklarında yoğun yanıklar vardı. Bu insanları salona getirmeden önce sıcak asfalta yatırmışlar ve vucutları yanmıştı. Bu insanlar acı içerisinde kıvranıyorlardı…. ’Hain teröristler!! OHAL ilan edildi. Artık buradan çıkamayacaksınız. Evlerinizi basmaya başladık, karılarınız bizim karılarımız olacak, çocuklarınızı alıp devlet yurtlarına yerleştireceğiz ki sizin gibi hain olmasınlar!’’ Bu anonsu saatlerce yaptılar. İşte o zaman gerçekten korktuğumu hissettim. Bu anonstan sonra işkencenin dozu giderek arttı…. Erlere, rütbeli askerleri dövdürmeye başladılar. Subay, astsubayları sıraya soktular ve erlere tokat attırdılar. Erler kendi komutanlarını döverken polisler çok eğleniyordu. İstedikleri şekilde vurmayan erleri, polisler kendileri dövüyordu. Erlerde tabi can havli ile var güçleri ile vuruyorlardı…

Yaralı askerler vardı. Hiçbir şekilde müdahale edilmiyordu. Ellerinden voleybol direklerine kelepçelemişlerdi. Kurşun yarası olan yerlerine ayakla basıp ‘Sen daha gebermedin mi?’ diye bağırıyorlardı… Bu dayaklara bayan polislerde katılıyor ve bütün güçleri ile bu insanlara vuruyorlardı. Zaten bitkin durumdaki insanlar bu dayaktan sonra yürüyemeyecek hale geliyor ve polisler tarafından sürüklenerek aramıza bırakılıyordu”

Bu kullanıcı yürek yakan şu şahitliği de ekliyor: ‘’Hemen yanımda oturan bir üsteğmen arkadaşı, polis ayağa kaldırdı. Arkadaşa ‘Ben bir o… çocuğuyum de!’ diye bağırdı. Arkadaş ‘Ben anneme küfür edemem’ diye cevap verdi. Polis öyle kötü vurmaya başladı ki… Sürekli bağırıyordu ‘Söyle, ben bir o… çocuğuyum’. Arkadaş da ben anneme küfür etmem diye tekrar ediyordu. Polis üstüne çıktı tepiniyordu ama baktı ki söyletemeyecek, ‘söylesen de soylemesen de sen bir o.çocuğusun’ diyerek arkadaşı kanlar içinde bırakıp gitti. Arkadaşın yanına sokulup ‘tamam gitti’ dedim, bana ‘küfür etmedim değil mi?’ diye sordu. ‘Hayır, etmedin’ dedim. Bana ‘Eğer ben burda ölür, sen de sağ çıkarsan annemi bul ve ona canım anama küfür ettiremediler diye anlat’ dedi, gözyaşları yüzündeki kanı yıkarken…

Bütün bu işkenceleri yapanlar ve onlara göz yumanlar, onlara emir verenler ve onlara göz yumanlar hakkında asayişi sağlıyorlar diye hiçbir işlem yapılmazken; “Öğretmen N.B.’ye Rize Emniyet Müdürlüğü’nde işkence yapılmasından sorumlu amirlerden birisi Altuğ Verdi, bugün bir psikopatın kurşunuyla can verdi” şeklinde tweet atınca veya ‘İşkenceci Afyon Terörle Mücadele Şube Müdürü Arif Alpaslan (39), açığa alınmasının ardından aracında intihar etti’ diye yazınca asayişi bozup halkı kin ve nefrete yönlendirmekle suçlanıyoruz. Ben de o zaman yeri gelmişken tekrar söyleyeyim; Allah işkencecilerin hepsinin akıbetini ibretlik eylesin, kendilerinden sonra gelecek bütün nesillere.

İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yoktur. Ve son olarak iskencecilere sesleniyorum; Cahillikten mi, intikam hırslarından mı, iktidara yaranıp makam sahibi olma beklentisinden mi bu riski alıyorsunuz bilmiyorum, ama emin olun bir gün hukuk elbet gelecek, ve size bugün ‘Korkma arkanda biz varız’ diyenler de sizinle beraber yargılanacak. İşte o gün kazanan insanlık onuru olacak.

1 YORUM

  1. KÜrtleri Terörizme Eden Psikopatlar Sürüsü…

    İnsan süretindeki İşkenceci canavarlar, ruh yapılarının icabı bu vahşeti yapacaklar..Dün yalnızca Kürtlere karşı sergiledikleri bu alçaklıklarını, bugün cemaate karşı yapıyorlar, yarında büyük ihtimalle Davutoğlunda emareleri gözüktüğü gibi, kendilerine bu ilkencelefi yapacaklar.
    Bu hep böyledir.
    İmha oluncaya kadar zülümlerine devam edecekler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin