TR724 | İNCELEME
TÜİK tarafından paylaşılan ‘İstatistiklerle Kadın 2025’ raporu, Türkiye’nin nüfus yapısında AKP iktidarı döneminde meydana gelen köklü değişimi sayısal verilerle ortaya koydu. Tablodaki temel göstergelere göre son 20 yılda kadınların doğurganlık hızında çok ciddi bir düşüş var.
Buna göre, 2001 yılında 2,38 olan toplam doğurganlık hızı, 2024 yılı itibarıyla 1,48’e gerilemiş. Demografi biliminde bir nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli olan asgari oran 2,10 olarak kabul ediliyor. Türkiye’de toplam doğurganlık hızı son 23-24 yıllık süreçte yaklaşık yüde 38 oranında bir düşüş kaydetmiş. Bu oran sadece yüksek değil, demografik açıdan “yıkıcı” bir düşüşü temsil ediyor.
Mevcut veriler, Türkiye’nin bu yenilenme eşiğinin yüzde 30 oranında altına düştüğünü gösteriyor. Bu durum, uzun vadede çalışma çağındaki nüfusun azalması ve yaşlı bağımlı nüfus oranının artması anlamına geliyor. Benzer düşüşler birçok ülkede görülüyor, ancak Türkiye’deki tempo Avrupa’da en keskin olanlardan biri olarak öne çıkıyor.

Peki bu durumun temel sebebi ne?
Doğurganlık hızındaki bu sert düşüşü tek bir nedene bağlamak doğru değil. Uzmanlara göre, doğurganlık düşüşleri genellikle eğitim seviyelerindeki yükseliş, kadınların işgücüne katılımı, aile planlaması yöntemlerinin yaygınlaşması ve kentleşmeyle ilişkilendiriliyor. Ancak Türkiye’de durum biraz daha farklı…
Türkiye’de bu oranın düşmesinde en belirleyici faktörün ekonomi olduğu belirtiliyor… Artan enflasyon, konut fiyatlarındaki aşırı yükseliş ve bir çocuğun bakım maliyetinin (eğitim, sağlık, gıda) katlanması, ailelerin çocuk sahibi olma kararını ertelemesine veya çocuk sayısını sınırlamasına neden oluyor.
Uzmanlara göre gerek küresel (iklim krizi, savaşlar) gerekse yerel düzeydeki belirsizlikler, potansiyel ebeveynlerde, “Bu dünyaya çocuk getirilir mi?” sorusunu tetikliyor. Psikolojik güvenlik hissinin azalması, doğurganlık hızını baskılayan görünmez ama etkili bir unsur olarak gösteriliyor. Ayrıca yaşam tarzlarındaki değişim de bir başka unsur…
Anne olma yaşı yükseliyor
TÜİK’in verileri, kadınların anne olma yaşının istikrarlı bir şekilde yükseldiğini belgeliyor. 2014 yılında 25,5 olan ilk doğumdaki ortalama anne yaşı, 2024’te 27,3’e çıkmış. Yaşa özel doğurganlık hızları incelendiğinde; 2001 yılında en yüksek doğum oranı 20-24 yaş grubundayken, günümüzde bu yoğunluğun 25-29 ve 30-34 yaş gruplarına kaydığı görülüyor.

Kadınlar eşitsizlik ve şiddet sarmalında!
Rapor, kadınların hâlâ eğitim ve iş hayatında ciddi bir biçimde eşitsizliklere maruz bırakıldığını da ortaya koyuyor. Nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların istihdam oranının erkeklerin yarısından az olduğu, yoksulluk riski ve bakım yükünün de kadınlar üzerinde daha yoğun olması dikkat çekti.

Türkiye’de işgücüne katılım oranı yüzde 54.2 ile nispeten düşük seviyede. Bu, nüfusun yaklaşık yarısının işgücü piyasasına katılmadığını gösteriyor. İşgücü, şu anda çalışanlar (istihdam edilenler) ile aktif olarak iş arayan (İŞKUR’a kayıtlı) işsizleri kapsıyor.
İstihdam oranı ise 49.5. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede bu oran yüzde 75,8!
Grafikte en çarpıcı nokta, kadın-erkek arasındaki uçurum. Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36.8 ile çok düşük seviyede. Kadınlarda dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 11.8 ile erkeklere göre daha yüksek, istihdam ise sadece yüzde 32.5! Yani, kadınların işgücüne katılımı sınırlı ve katılanlar arasında iş bulma zorluğu daha fazla. Avrupa’da ise işgücüne katılan kadınların istihdam oranı yüzde 70,8! Arada uçurum var…
Erkeklerin işgücüne katılım oranı yüzde 72 ile kadınlara göre çok daha yüksek. Neredeyse iki katı… İstihdam oranı yüzde 66.9. Bu, erkeklerin işgücü piyasasında daha baskın olduğunu gösteriyor, ancak genel katılımın düşük olması ülke çapında bir sorun…
