İlim aşkı, fantazi, boşa harcanan enerji, insaf

YORUM | AHMET KURUCAN

Nice zamandır akademik makalelerin sonunda onun muhtevasını yansıtacak anahtar kelimeler ve kavramlar yan yana dizilir. Şimdilerde gazete köşe yazıları ve haberlerinde de yapılıyor bu. Ben bunu yazının başlığında yapmaya çalıştım. Uzatmayacak olsaydım “araştırma ruhu, hakikati bulma çabası, içtihat, akademik kurul toplantısı, fıkıh, zekât” gibi başka kelimeler ve kavramları da ilave ederdim.

Gelin hayalen 50 yıl sonrasına gidelim. İlahiyat fakültesi, lisans üstü dini ilimler eğitimi veren bir kurumun fıkıh kürsüsünün toplantısına katılalım. Öğrencilere hazırlatılacak tez için konu arayışı toplantısı olsun bu toplantı. Ya da üç aylık periyotlarda çıkan ilmi dergimiz için konu tespit toplantısı. 

Heyet üyelerinden birisi diyor ki; “2015 yılında falan ilin, falan ilçesinin, falan kasabasının, falan köyünde cami imamlığı yapan falan, “demirci örs ve çekicinin, semerci iğne ve tığının zekâtını nasıl verecek” sorusuna cevap olarak kaleme aldığı iki sayfalık bir yazısı var ve sıra dışı görüşlerle dolu. Onu tez veya makale konusu yapalım.”

Eğer o heyette ilim ve hakikat aşkı varsa, ilmi çalışma deyip fantezilere girmiyorsa, ümmeti Muhammed’in ve insanlığın çözüm bekleyen daha gerçekçi binlerce sorunu dolayısıyla enerjisini boşa harcamayı düşünmüyorsa, bu teklif kabul görmeyecektir.

Neden? Söz konusu imamın o iki sayfalık sıra dışı görüşleri haricinde 50 yıl sonrasına intikal etmiş hiçbir çalışması olmadığı için.

Neden? Teklifi getiren kişi haricinde 50 yıldan bugüne o imamın adını hiç kimse duymadığı ve bilmediği için.

Neden? O şahıs yüksek düzeyde eğitim veren ve yayınlar yapan kurumların ilmi yeterlilik kriterlerine uygun vasıfları taşımadığı için.

Bu nedenlerin hepsine itiraz edebilirsiniz ama suna edemezsiniz, çünkü yaşadığımız dünyada karşılığı olmadığı ve Müslümanların daha öncelikli olarak çözmesi gereken yüzlerce-binlerce meselesi olduğu için.

Yukarıdaki misali vermemin sebebi şu. Hem geçmiş ilmi mirasımızı inceleme hem bugünün vaki hem de geleceğin muhtemel problemlerine yönelik araştırma ve çalışmalarda Batı dünyasında yerini alan ilim adamları bizden fersah fersah öndeler. Dini kimlik olarak kendisini Müslüman olarak tanımlayanlar da böyle başka dinlere mensup olanlar da. İtimad edin, Müslüman dünyanın ilim camiasının hemen hepsine liderlik ve rehberlik yapacak düzeydeler. İstisnalar tabii ki hariç biz ise bir zamanlar meleklerin cinsiyetini tartışan Hristiyan din adamları gibi olur-olmaz meselelerle zaman kaybediyor, fantezi peşinde koşuyor, enerjimizi boşa harcıyor, dünü anlamaya yönelik harcadığımız zamanı dengeleyemediğimiz için bugün ve yarını kaybediyoruz.

Geçenlerde bir çalışmaya denk geldim. Aynen verdiğim misalde olduğu gibi bundan yaklaşık yüz yıl önce yaşamış, Anadolu’nun ücra bir köyünde imamlık yapan bir zatın kaleme aldığı iki sayfalık bir yazı, nasılsa el yazması olarak kütüphane safları arasında yerini almış. Tanınmamış bir insan. Bırakın kitabı başka hiçbir yazısı yok. O yazısı da farazi misalde verdiğim şekliyle sıra dışı, ilim geleneğinde yeri olmayan, belki de ilk defa mürekkep ve kağıtla buluşmuş, ayet ve sahih hadis bazında temellendirilmesi yapılmamış ve yapılması da imkânsız, literatürdeki adıyla tam manasıyla “şâz” bir görüş. Ve bu görüş uğruna benim başlığa çektiğim şeyler; fantezi, boşa harcanan zaman, yanlış anlaşılan ilim ve hakikat aşkı…

Sözü getirmek istediğim nokta şu; İslam dünyasında Türkçe ve kısmen de Arapça olarak yapılan ilmi çalışmaları takip etmeye çalışıyorum. Yapılan tezler, gerçekleşen ilmi toplantılar, yayınlanan makaleler, sesli veya görüntülü olarak web ortamına aktarılan konuşmalar vaktim ve imkânım elverdikçe okuyor, dinliyor ve izliyorum. Aynı zamanda Batı dünyasında İngilizce olarak yapılan çalışmalara da göz gezdiriyorum. Mukayeseler yapıyorum. Birçokları itibariyle diyebilirim; uçurum var aralarında. Uçurumun boy gösterdiği alanlar; araştırma tekniği, düşünce sistemi, yazım ve anlatım metodu, araştırma konularının dünü anlamaya, bugünü yaşamaya ve yarını şekillendirmeye yönelik çerçevede seçimi.

Bir de işin insaf boyutu var. Hiç kimseyi rencide etmek istemediğim için dikkat ederseniz baştan itibaren meseleyi genel çerçevede ele almaya çalıştım. İnsaf boyutu şu; ne eğitim seviyesi, ne de ilmi kapasitesi bilinmeyen bir kişinin sıradışı görüşünden hareketle yapılan o çalışmanın sonucunda şu deniyor; “Zaten hadislerin, fıkhî görüşlerin, tasavvufi yaklaşımların hepsi veya bir çoğu veya bazısı….” Cümlenin sonunu getirmedim ama anlaşıldı umarım. Genelleme yapılarak hükümler kesilip biçiliyor. Ulaşılan bu sonucu ifade için uzun boylu cümleler kurmaya gerek yok. İnsaf demek yeterli. 

İnsaf burada hem anahtar kelime hem de tek kelimelik bir cevap. 

Evet; insaf.

2 YORUMLAR

  1. Burada “keşke” demek doğrumudur bilmiyorum ama dediğiniz problemle keşke sadece “bazı” bilimsel makale ve çalışmalarda karşılaşılsaydı.
    Bugün -bendeniz de dahil- pekçoğumuzun günlük hayatıdaki “tahayyül, tasavvur, taakkullarından” yazılı, sözlü ve hatta beden diliyle ifademize kadar yansıyan bir karşılığı var bu yazınızın…

  2. Merhaba Ahmet Hocam,
    Kanımca, problemi tespitte hata yapıyoruz. Ya tamamen beyan deyip dini ilimlerde yoğunlaşmaya çalışıyoruz. Veya burhan deyip felsefeye kayıyoruz veyahutta irfan deyip orada kalıyoruz. Halbuki bizim mirasımız bunların hepsi. Tamanda yetkin olmadan/vukufiyet kesbetmeden gerçek entelektüel olmak muhal değilse de noksan oluyor. Buna Batı felsefesini de eklemekte fayda görüyorum…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin