İktidar yaptığına neden ‘Af’ demiyor?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Mevcut hükümet, kurulduğu günden bugüne ‘af’ uygulamasına karşı olduğunu sürekli dile getirdi. Kurulduğu tarihlerde ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve sosyoekonomik durum bu tavırda belirleyici oldu. O dönem ‘ekonomi’ ve ‘yargı’ konularında kamuoyundaki yakınmaları nazara veren iktidar temsilcileri, böylece bunu halk nezdinde ‘oy’a çevirebilmek istiyordu.

Kendisinden önceki koalisyon iktidarının çıkardığı ve “Rahşan Affı” denilen af ile salınan bazı adi suçluların kısa zamanda yeni suçlar işlemesi kamuoyunda büyük tepki çekmişti. “Suçluların işledikleri suçları yanlarına kâr kalıyor” algısı oluşmuştu.

AKP iktidarı, şimdilerde adına “af” demese de yüz bine yakın adi suçluyu -infaz yasasındaki düzenlemelerle- fiilen affederek tahliye etti. Suçla bir işi olmamış insanlar ise siyaseten içeride tutuldu. CHP, kapsamın genişletilmesi için yasayı AYM’ye taşıdı. Ama tartışmalar bitmedi. Yapılan, iktidarın inkar ettiği gibi bir af değil mi? İktidar neden böyle bir düzenlemeye gitme gereği duydu? Düzenleme için AYM ne karar vereceğine dair sorular sorulmaya devam ediyor. 

GENEL OLARAK “AF” MESELESİ…

Ceza mevzuatı reformu olarak bilinen temel ceza yasası ile yargılama ve infaz yasalarının 2005 yılında yenilenmesi ile 1/2 olan koşullu salıverme için gerekli infaz oranları 2/3 ve 3/4 oranlarına çıkarılmıştı. Hükümet, iktidara geldiği 2002 yılı itibariyle 60 bin kişi tutuklu-hükümlü sayısına sahip toplam cezaevleri mevcudunu bugün 5 katı artırarak 300 bin tutuklu-hükümlü sayısına yükseltti.

Hükümet, bu yüzden başlangıçta açıkça karşı çıktığı af konusunu özellikle dile getirmiyor. Zira, suç mağduru olmuş kişiler ile bu konuda direkt karşı karşıya gelmekten ve bu kişilerin oylarından mahrum kalmaktan kaçınıyor.

Öncelikler “Af” durumlarına genel bir bakış yapalım.

İlk olarak Cumhurbaşkanı affı: Anayasaya göre kişi bazlı af yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir ve bu yetkisini Anayasa’nın 104. maddesi uyarınca bu madde de yazılı nedenleri bulunan kişilere (sürekli hastalık, sakatlık ve kocama halleri vs) kullanabilir. Yani Cumhurbaşkanı bu kişilerin cezalarını hafifletebilir veya kaldırabilir.

Türk hukuk literatüründe ‘af’ kavramı “genel af” ve “özel af” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Genel af: Hem cezayı hem de suçu ortadan kaldırır.

Özel af: Suçu değil, sadece cezayı ortadan kaldırır. Bir mahkemece verilmiş ve yasal usulünce kesin hüküm halini almış (örneğin bir hapis cezasının doğrudan doğruya yok sayılması veya kesinleşmiş hükmün ceza miktarının bir gün dahi azaltılması) işlemine siyasal irade tarafından adına ne denilirse denilsin teknik anlamda bu karar ve uygulama bir ‘af’ olmaktadır. 

Siyasi iktidarlar ve özellikle AKP hükümeti ‘özel af’ düzenlemelerini “yasa değişikliği” olarak adlandırmayı tercih edegelmiştir. 

Hukuki anlamda bir ‘infaz’ olabilmesi için aynı yasa maddesinin aynı fıkra ve cümlesini aynı olayda ve zamanda ihlal etmiş bulunan iki sanık hakkında verilen ve kesin hüküm halini alan cezanın infaz edilmiş sayılmasında koşullu salıverilme durumu bakımından temel kriter olarak aranması gereken ‘iyi halli olma’ durumunun mevcudiyeti veya yokluğu olmak üzere mevzuatta yazılı infaz değerlendirmeleri yerine getirilmesi gerekmektedir… Buna rağmen:

– Bu hususlar her bir hükümlü için ayrı ayrı tetkik edilmeden,

– Bir hükümlünün cezasını azaltan,

– Koşullu salıverilme sürelerini kısaltan,

– Hükümlü kişinin şartla dahi olsa daha erken tahliyesine imkân sağlayan uygulamaların adı ne olursa olsun aslında ‘özel af’ olmaktadır.

‘Genel af’ ya da ‘özel af’ kararı almak için adi yasa değişikliklerine nazaran daha nitelikli oy çoğunluğu gerekmektedir. Yani Anayasanın 87. Maddesi uyarınca Meclis üye tamsayısının beşte üç (3/5) çoğunluğunun yani en az 360 milletvekilinin ‘oyu’ ile genel ve özel af ilânına karar verilebilir.

Dolayısıyla da iktidar, nitelikli oy çoğunluğu aramak külfetinden kurtulmak için anayasaya karşı böyle bir hile/hülleye başvurmuştur.

Bu şekilde aynı zamanda kendi istediği kişileri de tahliye edebilmiştir.

Dolayısıyla da bu iktidar infaz yasaları üzerinden (ve infaz yasası içinden de özellikle şartla tahliye süresi üzerinden) genellikle torba yasa değişikliği şeklinde TBMM önüne getirmiştir… Bu dolaylı aflar bir nevi kanuna hatta anayasaya karşı hile/hülle yöntemiyle çıkartıla gelmiştir. Son yasa da bu şekilde…

CEZAEVLERİ: DOLDUR BOŞALT!

Yeni inşa edilen onlarca ceza infaz kurumuna rağmen cezaevi kapasite sorunları bir önceki dönemine göre daha da artan sayılar ile 2-3 yılda bir tekrar gündeme gelmekte…

Hükümet, siyasi iktidarı boyunca yaptığı bu yasa değişiklilerinde, her seferinde adına ‘infaz yasası düzenlemesi’ demeyi özellikle seçmiştir. En son yaptığı yasa değişikliği ile birlikte kendi döneminin 4. özel affını çıkartmış oldu.

Hükümetin, infaz yasasında değişiklik olarak yaptığı her düzenleme ile yargı sistemini iyice zorlaştırmakta… Adalet hizmetlerinin gecikmesi ve işlememesinden kaynaklanan ve bu konuda ortaya çıkan olumsuz tablodan kendisini sorumlu bulmamakta! Her konuda olduğu gibi burada da kendisine bir “günah keçisi” bulup yargıyı sorumlu tutmaktadır.

Hükümet, bununla birlikte bu ‘af’ konusunu kamuoyunda 2-3 yıl dile getirilip konuşulmasını özelikle tercih etmekte, umutların oluşmasını sağlamakta ve ardından hemen af benzeri yasa değişikliğine gitmeksizin böyle düzenlemeler yapmaktadır… Sonuç itibariyle de hem genel hem de yerel seçimlerde bu konuda beklentileri olan hükümlü yakınlarının umutlarını direkt oya çevirmiş olmaktadır. 

ESKİ VE YENİ YAKLAŞIMLARA DAİR…

Daha önce yürürlükte bulunan 647 sayılı infaz yasasına göre (kural olarak) şartla tahliye için aranan süre 1/2 olarak aranmakta olan süre 01.06.2005 tarihinden itibaren, genel olarak 2/3 ve bazı suç türleri bakımından ise 3/4 süre oranları belirlenmiştir.

Türk hukukunda, şartla salıverme kurumunun ve diğer ülkelere oranla sıkça çıkartılan af yasalarının uygulanması suretiyle fiilen çektirilmese bile, yasalarda öngörülen soyut cezalar ağırdır. Bu durum, yasa koyucu iradenin bugüne kadarki temayülünün, cezanın genel önleme amacını ön plana aldığını göstermektedir. Başlangıçta bu yolda olan eğilim, hala siyasi konjonktüre göre bazı suçlar için ceza miktarlarında özellikle getirilen ceza artış miktarları ile yaygın siyasi anlayış olarak geçerliliğini korumakta ve kanunlara yansımaktadır.

Hükümetin “af” demediği aflara bakacak olursak:

1- Hükümet, infaz alanında yasal düzenleme adı altında 05 Nisan 2012 tarihinde 6291 sayılı Kanunla; henüz koşullu salıverilme aşamasına gelmemiş olan hükümlülerin cezalarının kalan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak toplumsal ortamda infazının yolunu açmıştı (İnfaz K. m. 105/A, Geçici madde 3). 

Bu düzenlemeyle; koşullu salıverilme tarihine bir yıl kala, “denetimli serbestlik tedbiri” uygulamasıyla ceza infaz kurumlarından tahliyeler gerçekleşmişti. 

2- Bu kez 24 Ocak 2013 tarihinde ve 6411 sayılı Kanunla İnfaz Kanunu’na yeni bir geçici madde eklenmiştir (Geçici madde 4). Bu geçici madde ile;

Koşullu salıverilme öncesi denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmek için cezasının son altı ayının açık ceza infaz kurumunda çekilmesi koşulu kaldırılmış ve bu suretle, İnfaz Kanunu’nun 105/A maddesinin uygulama alanı genişletilmiştir. Bu geçici madde hükmü gereğince, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak üzere ceza infaz kurumlarından tahliyeler gerçekleşmiştir. 

3- Hükümet, artan cezaevleri mevcuduna geçici bir çözüm daha bulmak adına tekrar 15 Ağustos 2016 tarihinde tüm ülkede ilan edilen OHAL Kararları uyarınca bu sefer bir KHK ile (671 sayılı KHK, 6757 s. Kanun) ile, İnfaz Kanuna yeni bir “geçici” madde eklemiştir. (Geçici madde 6.)

Bu düzenlemeyle:

– Geçici madde 105/A’daki bir yıllık süre iki yıla çıkarılmış,

Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûm olunan hapis cezasının yarısını infaz kurumunda çekme şartı getirilmişti.

Bu tahliyelere rağmen, infaz kurumlarındaki tutuklu-hükümlü sayısında sadece kısa bir süreliğine bir azalma meydana gelmiş ve hemen akabinde sayı artmaya devam etmişti… 1 Kasım 2016 tarihi itibarıyla 129.291 kişi olan cezaevi toplam mevcudu, 2020 yılı mart ayı itibariyle 300.000 kişi olmuştu. 

4- Hükümet 2018 yılından beri kamuoyunda ‘af’ olarak konuşulan kendisinin ise “af değil, yasal düzenleme” olarak nitelediği düzenlemeyi (tasarı olarak değil!) ‘kanun teklifi’ni yakınlarda Meclis’e sunmuştu. 

Ve siyasi ömrünün dördüncü “özel affı” nihayet 15 Nisan 2020 tarihinde 7242 sayılı kanun numarası ile yürürlüğe girmiş oldu. Bu ‘af’ düzenlemesinden 90 binden fazla kimse faydalanmış ve 15 Nisan itibariyle tahliyeler başlamış oldu…

**

Şimdi bu düzenleme Ana Muhalefet tarafından AYM’ye taşındı.

Sonrasında ne olur, iptal çıkar mı, çıkarsa ne olur, daha önce ne gibi kararlar verilmişti?

Bunları da sonraki yazımızda ele almaya çalışalım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin