İHD Onursal Başkanı Akın Birdal: Türkiye en karanlık dönemini yaşıyor

Akın Birdal

İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, AKP rejimi Türkiye’sinde yaşanan ihlaller ve atılması gereken adımlarla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Independent Türkçe‘ye konuşan Birdal’a göre Türkiye en karanlık dönemini yaşıyor. Birdal, “Bir tüneldeyiz ve henüz bir ışık görünmüyor. Ama bu görünmeyecek anlamına gelmesin. Herkesin yeniden kendisini sorgulaması gerekiyor. Aksi takdirde ülkeye de topluma da yazık edilecek.” diyor.

Özellikle 2015’ten sonra yargının AKP vesayeti altına girmeye başladığını anlatan Birdal, Türkiye’nin yarı açık cezaevine dönüştüğünü anlatıyor. “Onlara göre kendisi gibi düşünmeyen, kendinden olmayan herkes muhaliftir, teröristtir ve dış mihraklıdır.” tespitinde bulunan Birdal’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

YARGI, SİYASETİN VESAYETİ ALTINDA

  • İktidar da kendi erkini korumak için muhalefetin bütün hak ve özgürlüklerine duvar örüyor. Ne yazık ki yargıç okulda öğrendiği hukuk bilgisi ve vicdanıyla karar veremiyor. Bu nedenle hukuk kararları hep tartışmalı oluyor.
  • Özellikle 2015’ten sonra vesayetin altına girmeye başladı. Son 7 yıldır da bunun çok çarpıcı örneklerini görüyoruz. Siyasal ve toplumsal muhalefetin söz, ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü baskı altına alındı.
  • Türkiye yarı açık bir cezaevine dönüştü. Bir toplum kendi dili, kimliği, kültürü, inancıyla kendisini ifade edemiyor ve geliştiremiyor. Daha geçtiğimiz günlerde Kürtçe konserlere yasaklar getirildi.

TÜRKİYE GERİYE GİDİYOR

  • (Türkiye 1980’lere göre) Ne yazık ki, daha da kötüye gitti. Son 25-30 yıldır hak ve özgürlüklrden bundan giderek uzaklaşıldı. Birleşmiş Milletler, AGİT ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlar varlık nedenlerinden uzaklaşıyor. Kapitalist devletlerin etki alanına giriyorlar.
  • Türkiye’de hem iç hem de dış denetim mekanizmaları kilitlendi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kavala ve Demirtaş kararları bile uygulanmıyor.

AP’NİN RAPORLARININ CAYDIRICILIĞI YOK

  • Mesela dün Avrupa Parlamentosu Türkiye insan hakları raporunu yayınladı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan bir tepki geldi. Çünkü bu raporların bir caydırıcılığı yok, raporda sadece endişe duyduklarını söylüyorlar.
  • Oysa BM ve Avrupa Konseyi’ne taraf olan ülkeler bunu hukuku ile içselleştirmesi gerekiyor. Uygulanmaması halinde askeri, mali, ticari ve siyasi yaptırımlar var ama ne yazık ki bunların hiçbiri uygulamaya konulmuyor.

TÜRKİYE’NİN KOZLARI NELER?

  • Türkiye’yi cesaretlendiren farklı faktörler var. Birincisi, Ortadoğu yeniden dizayn edilirken o paylaşım savaşında Türkiye’nin jeo-stratejik pozisyondan vazgeçemiyorlar. İkincisi, Türkiye önemli bir silah pazarı. Sadece 2022’nin son 4 ayında 9 milyar dolar askeri harcamalara para ayrıldı.
  • Üçüncüsü, mülteci kozu. Ne yazık ki yine Batı dünyası 1951 Cenevre sözleşmesine uymayıp bütün mültecileri Türkiye’de depoluyor. 3-5 milyar euro veriyor ve “bunları alın ve burada tutun” diyor ve burada bir dram yaşanıyor. Dördüncüsü, Ukrayna-Rusya savaşı Türkiye’nin elini güçlendirdi. Beşincisi de son İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusundaki veto hakkı. Dolayısıyla Türkiye’nin eli daha güçlendi.

PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜLMELİ

  • (Bu kamplaşma ve kutuplaşmanın bitmesi için) Önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden vazgeçmek gerekiyor. Yargı, yasama ve yürütme kuvvetler ayrılığı meselesi yeniden inşa etmek gerekiyor. Bugün bütün bunlar bir tek kişinin elinde toplanmıştır ve “ben yaptım oldu” şeklinde oluyor.

ERKEN SEÇİM KAÇINILMAZ GÖRÜNÜYOR

  • (Erken seçim ihtimaliyle ilgili bir soru üzerine) Olacak, bu kaçınılmaz görünüyor ama kasım ayının başında ama ilkbahardaki iktidarın şu anda yaptığı her şey ona endeksli. Mesela 3600 gösterge gibi. Bu ne demektir “siz bana oy verirseniz yılbaşında u uygulamaya geçer” demek istiyor.
  • Özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtlerin desteği alınmadan iktidar değişmesi pek olası değil. Burada HDP ve Kürt siyaseti belirleyici olacak. Topyekûn bir baskı ve saldırı altındayız. Bu nedenle buna topyekûn bir demokratik hat oluşturmak gerekiyor.

BİR TÜNELDEYİZ VE HENÜZ IŞIK GÖRÜNMÜYOR

  • (Beyin göçüyle ilgili bir soru üzerine) Emin olun Türkiye şimdi en karanlık dönemini yaşıyor. Bir tüneldeyiz ve henüz bir ışık görünmüyor. Ama bu görünmeyecek anlamına gelmesin. Herkesin yeniden kendisini sorgulaması gerekiyor. Ve “ne yapmak gerekir?” sorusunun karşılığını uluslararası aktörlere ve dinamiklere göre değil de Türkiye’nin kendi öz dinamikleriyle birlikte bir yol haritası belirlememiz gerekiyor. Aksi takdirde ülkeye de topluma da yazık edilecek.

HERKES ADALET ARIYOR

  • Çok ilginç, Türkiye’de herkes adalet arıyor. Cumartesi Anneleri, emekçiler, kadınlar, KHK’lılar, sanatçılar, hak savunucuları, ötekileştirilmişler, LGBT’liler adalet arıyor. Cezaevinde 106’sı ağır bin 574 hasta mahpus var. Neredeyse her ay 1-2 hasta mahpusun cenazesi cezaevinden çıkıyor. Öncelikle herkesin kendi sokağından çıkması ve alışkanlıklarından uzaklaşması gerekiyor. Barış, adalet ve özgürlük isteminde ortaklaşılmalı.

HELALLEŞME DEĞİL, YÜZLEŞMEK LAZIM

  • Helalleşme doğrudan bir adlandırma değil, çünkü hukuki bir karşılığı yok. Bunun hukuki karşılığı yüzleşmedir. Yüzleşme ve hesaplaşmadır. Bütün çatışmalı toplumlarda savaştan demokratik topluma dönüşte bu olmuştur. Yani kapı komşumla bir sorunum olur, gel kucaklaşalım ve helalleşelim denilir. Dediğim gibi bunun hukuki bir dayanağı yok. Bunun hukuki karşılığı yüzleşmedir. Bu devletin yapması gerekir ve farklı kesimlerin de kendisiyle yapması gerekir.
  • Kim kime haksızlık yapmışsa yüzleşmesi gerekir. Çünkü tarihimize bakın çok sabıkalı bir tarihimiz var. Son 100 yıla bile baksak yeterlidir. 1909, 1915 ve 1921. 1925, 1937-38, 1940-42, 1955 6-7 Eylül, 1960 darbesi ve günümüze kadar Sivas, Suruç, Roboski ve Gar katliamı. Bunlarla yüzleşilmediği için hep yaşanıyor, yineleniyor.

LİYAKATSİZLİK HER ALANDA YAŞANIYOR

  • (Liyakatsizlik) Her alanda yaşanıyor. Başta yargı alanında. Bugün bakan yardımcılığına atanan kişi mahkemelerde iktidarın lehine karar veriyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ne liyakat ne denetim var. Bunlar nasıl hukuk fakültesinden mezun oldular.
  • Eğitimde üniversiteleri görüyoruz, kayyumlarla yönetilmek isteniyor. Oysa o üniversitelerin serbest, bilimsel ve özgür kürsüler olması gerekir. Ancak kendilerine ait kürsüler kurmak istiyorlar. Sağlık hizmeti de benzer durumda. Paranız varsa sağlık hizmeti alabiliyorsunuz, yoksa hiçbir güvenliğiniz yok. Ülke bu denli kötüye gidiyor.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin