İffet kahramanı olmalıyız

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Kulluk imtihanı bakımından çok çetin bir asırda yaşıyoruz. Özellikle iffet ve namusu korumak, duygularımızı meşru yollarla tatmin etmek konusunda çok ağır şartlarda bulunuyoruz. Başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere hepimiz şeytanî tuzaklarla dolu kaygan zeminlerde dinimizi yaşamaya çalışıyoruz.

Bugün iffet imtihanında bizlere ve ciğerparelerimize örnek olacak bir sahabeden bahsetmek istiyorum. Onun hayatından alacağımız çok dersler var.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) can dostları sahabe efendilerimizle sohbet ediyordu. Bu sırada bir genç gelerek, “Yâ Resûlallah, bana zina yapmak için izin ver” dedi. İffet ve ahlâk kahramanlığında zirveleri tutmuş iki cihan serverine nasıl böyle bir söz söylenebilirdi?

Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen Resûlullah’a (s.a.v.) böylesi edep dışı bir teklifte bulunulması sahabe efendilerimizi rahatsız etmişti. Hemen gencin üzerine yürüyerek onu ayıpladılar ve men ettiler. Ancak getirdiği iman nuruyla insanları iffet ve edebin en güzel örnekleriyle süsleyen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), gencin kendisine getirilmesini istedi. Delikanlı yaklaşınca şöyle sordu:

“Bu fiilin annene yapılmasını ister misin?”

Genç:

“Hayır, vallahi (istemem)” diye cevap verdi.

Peygamberimiz (s.a.v.):

“(Başka) insanlar da anneleri için bunu istemezler” dedi.

Daha sonra, “Kızın için kabul eder misin?”, “Kız kardeşin için…”, “Halan için…”, “Teyzen için bunu ister misin?” diye sordu ve her defasında, “Vallahi hayır” cevabını alınca, Hz. Peygamber (s.a.v.) de:

“Diğer insanlar da buna razı olmazlar” buyurdu.

Sonra elini gencin üzerine koyup şöyle dua etti:

“Yâ Rabbi, günahlarını affet, kalbini pak et, fercini muhafaza et!”

Genç ondan sonra hiçbir olumsuz eğilim göstermedi (Müsned, 5: 256).

YÜREĞİ TERTEMİZ DUYGULARLA DOLMUŞTU

Ahlâk ve iffet abidesi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tatlı ve yumuşak üslubu, anlayış ve empatiye davet eden yöntemi gencin beyninde şimşekler çakmasına sebep olmuştu. Az önceki duygularıyla şimdiki tavırları arasında büyük bir fark vardı. Sanki az önce ahlâksız teklifte bulunan o değildi. İçindeki kötü istekler kaybolmuş, yüreğini tertemiz duygular doldurmuştu.

Bu gencin Cüleybib isminde 15-16 yaşında birisi olduğu ve kadınlara sözle sarkıntılık yaptığı söylenir.

O hadise ve duadan sonra Cüleybib, Medine’nin en iffetli ve ahlâklı insanlarından biri haline gelmiştir. Ancak kötülükten alıkoymak yetmemektedir. Çünkü insanın içindeki duyguların meşru bir şekilde tatmin edilmesi gerekir ki, kendisini haramdan koruyabilsin.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün gençlerin yanına varıp şöyle demişti:

“Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü haramdan alıkoyar; iffet ve namusu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü (oruç), cinsî arzuyu azaltır” (Müslim, Nikâh:1).

Zaten Rabbimizin emri de aynı doğrultudaydı:

“İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden dindar olanları evlendirin. Onlar fakir iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah’ın lütfu geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.” (Nur Sûresi: 32).

İTAAT EHLİ BİR HANIM

Bu yüzden Cüleybib’e köklü bir çözüm bulmak isteyen Allah Resûlü, onu evlenecek kızları olan bir aileye gönderir. Aile soylu ve iffetlidir. Her an kızları için bir evlenme teklifi beklemektedirler.

Cüleybib kapıyı çalıp içeriye girer ve onlara Allah Resûlü’nün selamını söyler. Aile heyecanlanmış ve arkasından gelecek haberi merakla beklemektedir. Cüleybib, Peygamberimizin dediklerini aynen onlara aktarır. Kâinatın Efendisi, “Benim selamımı söyle, kızlarını sana versinler” buyurmuştur.

Ana ve baba birbirleriyle bakışırlar. “Cüleybib’e mi?” diye düşünürler ve tereddüt ederler. Ancak emri veren İki Cihan Serveridir ve ortada tereddüt edecek bir mesele yoktur. Onlar kızları adına çekimser davranırken, perde arkasından bütün konuşulanları dinlemiş olan evin kızı seslenir: 

“Allah Resûlü’nün emrini yerine getiren birisi karşısında niçin tereddüt gösteriyorsunuz?” (Müsned, 4: 422).

Anne ve baba kızlarının bu uyarısı karşısında evliliğe razı olurlar.

Zaten bu konuda anne babanın itaat etmekten başka bir tercihte bulunma hakları da yoktu. Çünkü bu hususta Rabbimizin emri kesindi:

“Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse besbelli bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzab Suresi: 36).

SAVAŞTA ŞEHİT OLDU

Cüleybib artık evlenmiştir. Birkaç hafta sonra da Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir cihada katılır ve orada şehit düşer. Bazıları şehitlerini araştırırken, “Kayıplarınız var mı?” diye sorar Allah Resulü. “Yok!” diye cevap verirler. “Ama benim kaybım var!” der Allah Resûlü.

Arkasından da sanki çocuğunu yitirmiş mahzun ve yüreği yaralı bir baba gibi Cüleybib’i arar ve nihayet bir yerde bulur. Yedi kâfirin yanında, üstü başı kanlı, bir sürü yara içinde ve kılıcı hâlâ elindedir.

Allah Resûlü ferman eder:

“Yedi kişiyi öldürdü, gazi oldu ve sonra da şehit düştü.” 

Başını dizine koyar ve şöyle buyurur:

“Allah’ım, bu bendendir, ben de ondanım” (Müslim, Fedâilü’s-Sahabe: 131; Müsned, 2:136, 4: 422-425).

HANIMI PEYGAMBER DUASI ALDI

Hz. Cüleybib’in (r.a.) hanımı ise, kocasının yolunu gözlüyordu. Şehit olduğunu öğrenin­ce, “şehit hanımı” olduğu için Cenâb-ı Hakk’a şükretti. Hele Re­sû­lul­lah’ın kendisi için, “Allah’ım, onun üzerine hayırlar yağdır. Hayatı boyunca sıkıntı yüzü gösterme.” şeklindeki duasına mazhar olunca dünyalar onun oldu. Bu dua sebebiyle herkes bu kadına gıptayla bakardı, yardımlarını, alakalarını esir­gemezlerdi. (Müsned, 4: 421; Üsdü’l-Gàbe, 1: 292).

Evet, Peygamberimize (s.a.v.) itaat eden ve duasını alanlar ahlâk ve iffet kahramanı oldular. Allah bizleri de Kendisine ve Resûlüne itaatle ahlakta ve iffette zirveyi tutanlardan eylesin.

İFFETLİ BİR EŞ İSTEYEN İFFETLİ OLMALI

Bu muhteşem hatıradan alacağımız birçok ders vardır. Öncelikle empati yapmak, “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına da yapma” hakikatini iffet konusunda da uygulamak gerekir.

Yıllar önce lisede okuyan iffetli bir gence arkadaşları, “Neden kızlara bakmıyorsun, onlarla arkadaşlık etmiyorsun?” diye sorarlar.

O da şu ibretli cevabı verir:

“Şimdi yaşımız küçük. Ama bir gün gelecek, evleneceğiz. Ben koklayacağım gülün temiz olmasını isterim. Kendim de temiz olmalı, iffet ve ahlâkımı korumalıyım.”

Gerçekten de iffetli olmak, dürüstlüktür, kendi içinde tutarlı olmaktır. Aynı zamanda gelecekte evleneceği kişinin iffetli olması için de fiilî bir duadır.

Burada şu soru akla gelebilir: Hayatında iffetle ilgili hata ve kusurları olanlar, iffetli kimselere lâyık değil midir?

Biliyoruz ki, Rabbimiz tövbeleri kabul eden, mağfiret isteyeni affeden, ayıpları örtendir.

Hayatının belli bir döneminde veya zaman zaman günaha girenler, hemen tövbe ve istiğfara sarılmalı, ayıbını kimseye açmamalı, ibadet ve dua ile manevî bir zırhın içine girmelidir.

Çünkü Cüleybib’in (r.a.) bu hatırasında derdini bir maneviyat büyüğüne açıp onun tavsiyelerini ve duasını almanın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Herkes her zaman bir maneviyat büyüğüne ulaşamasa bile iffetli, ahlâklı, tecrübeli ve salih bildiği bir kimseye derdini açıp dua ve tavsiyelerini alabilir.

İffeti korumaya vesile olacak hususlardan bazıları da, bir spor ve sanat dalıyla meşgul olmak, hayra teşvik eden şerden men eden bir arkadaş çevresi edinmek, manevî beslenmeye önem vermek, iffet kahramanlarının hayatını okuyup modellemeye çalışmak, meşru bir ideale bağlanıp Allah’ın dinine hizmet etmeye çalışmaktır.

4 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin