İdlib’te şehitler ve savrulan dış politika!

YORUM | ERHAN BAŞYURT 

Dış politikada neredeyse her gün yeni bir fiyasko ile karşılaşmaktan yorulduk.

Diplomasimiz hiç bu kadar öngörülemez olmamıştı.

“Keskin sirke küpüne zarardır” boşuna denmemiş.

İktidar, bir süredir “kabadayı dış politikası” yürütüyor.

Sürekli tehdit dilini kullanıyor, gerginliği kontrol edemeyeceği şekilde tırmandırıyor, zıt güçlerle ittifak kurup aklı sıra denge kurmaya, avantaj sağlamaya çalışıyor.

Dış politika sarkaç gibi hızla bir sağa bir dola savruluyor.

Denge yok. İlke yok. Diplomasi bile yok…

Her savruluş, deprem gibi ülke çıkarlarından bir şeyleri yıkıp yok ediyor. 

Suriye’de olduğu gibi bazen de ülke olarak enkaz altında kalıyoruz.

İktidar, hatalardan ders çıkarmak yerine ters çıkarmaya devam ediyor.

***

“Suriye, Türkiye tarihinin en büyük dış politika fiyaskosudur” tespitini bu sütunlarda bir kaç kez dile getirmiştim.

O fiyasko bile sürekli tekrarlanan hatalarla büyütülüyor. Onarma yok…

İdlib, yeni 6 şehit verdiğimiz yangın yeri.

700 bin Suriyeli göçmen daha sınırlarımıza doğru göç ediyor. Bu sayı 1 buçuk milyonu bulabilir.

Türkiye’nin Suriye’de nihai hedefi nedir? Gençlerimiz, Suriye’de neden şehit verilmektedir? 

İktidarın hedefi her gün değişmekte ve kimse net olarak bilememektedir.

Suriye’de Esed’i devirmek için yola çıkılmıştı.

Emevi Camii’nde Cuma kılacaklardı… Şam, Halep, Türkiye’nin eyaletleri olacaktı!

Sonuç tam bir fiyasko oldu.

Şimdi, Suriye parçalanmasın, Kürtler bağımsız olmasın ve mülteciler geri dönsün isteniyor.

Yani Esed’in Suriye’de hakimiyeti yeniden tesis etmesi ve Kürt bölgelerinin de bağımsız olmasına izin vermemesi isteniyor.

ABD’yi uzaklaştırıp Esed rejimini Kürt bölgelerine çeken Türkiye, şimdi de Esed’e bağlı birliklerin İdlib’e girmesini engellemeye çalışıyor. Neden?

İktidar, Suriye topraklarının bir kısmını işgal altında tutmak gibi ham bir hayal kuruyorsa, şimdiden söyleyelim, yol yakınken vazgeçsin…

Dört tarafını düşmanla dolduran Türkiye’ye kimse bu fırsatı vermez. Saddam’ın Kuveyt’e girmesine izin verip Irak’ın başına çöktükleri gibi, ülkenin başını durduk yere belaya sokarsınız. 

***

Türkiye, ABD’yi Fırat’ın doğusundan çıkmaya zorlarken de uyarmıştık, “Türkiye, Rusya’nın baskılarını tek başına göğüsleyemez, ABD’nin bölgeden çıkarılması zaafa uğratır, Rusya size uçuş yasağı getirdiğinde bu bölgeleri de Esed’e teslim edersiniz…” diye.

O gün dile getirdiğimiz kaygılar maalesef bugün gerçekleşiyor.

Türkiye, Fırat’ın doğusunda yeni bir şey kazanamadığı gibi, ABD yerine artık Rusya ile ortak devriye geziyor.

Hani İdlib, Afrin güvenli bölge haline getirilmişti? Hani 2 milyon mülteci, yeni ‘güvenli bölge’ Fırat’ın doğusuna yerleştirilecekti?

Ne oldu? Niye yapamıyorsunuz? Hatta 700 bin yeni mülteci akımı riski ile neden karşı karşıyasınız?

Sorun Türkiye’nin, Suriye’de sadece Kürt fobisi ile hareket etmesinden kaynaklanıyor.

Türkiye, Suriye’de Kürtlerin özerkliğinden anlamsız bir korku yaşıyor ve fiyaskoyu batağa dönüştürüyor. 

Kürt fobisi nedeniyle ABD’yi karşısına alan Türkiye teslim aşamasındaki son nesil F-35 savaş uçaklarından vazgeçti. 

NATO birlikleri ile çatışma aşamasına geldi. Sonuçta, F-35 ve silah ambargosu ile karşı karşıya. 

Akıl dışı bir hamleyle, Rusya’dan 4 batarya S-400 aldılar. Halen kurulmadı. Aktif değil. NATO sistemi içine dahil edilmesi de mümkün değil. 

İktidar, Soğuk Savaş dönemi oyunu oynayarak, Rusya’ya yanaşırsa ABD’nin istediklerini yapacağını sanıyor. Oysa yapmadı. Yapmaz da…

Putin’e yanaştı diye Rusya’nın isteklerini yapacağını sanıyor, o da olmadı.

Rusya da sattı. Sadece Suriye’de değil Libya’da da Rusya ile bir çatışma hali söz konusu. 

Ankara şimdi de, bir başka dengesiz hamle daha yapıp, Rusya’ya diz çöktürmek için bir bölümü Rus işgalindeki Ukrayna’yı masaya sürüyor. 

Ukrayna’ya askeri yardım yapıp, Kırım’ın ilhakını tanımadığını açıklıyor.

***

Ne oldu? ABD’yi, AB’yi karşınıza almak size ne kazandırdı?

Almanya, motor satmıyor diye Altay tankı yapamıyorsunuz. 

ABD, F-35’leri vermedi ve ambargoyu genişletmesi söz konusu, ateşle oynamaya devam ederseniz yakında F-16’lar için bile parça sıkıntısı yaşamaya başlayacağız.

NATO’da bile size karşı artık ciddi bir güven bunalımı yaşanıyor.

Batıdan uzaklaşmak size ancak kaybettirir. 

Zira yerine koymaya kalktığınız şey, iki totaliter rejim uzantısı Rusya ve Çin…

Gerçeklikten kopup, Türkiye’nin güç kapasitesinden habersiz, hayal dünyasında yaşıyorsunuz. 

Türkiye bu politikalarla, içine kapanmış Venezüela, Sudan, İran gibi bir tek adam rejimi olabilir. Bu da felakete eş değerdir. 

Bırakın küresel aktör olmayı, artık bölgesel bir güç bile değiliz.

Sınır komşunuz Suriye de bile sözümüz geçmiyor. Savaş uçağı uçuramıyoruz…

***

Türkiye’nin bu süreçte en büyük hatalarından bir diğeri de, ‘vekil savaş’ akımına kapılmış olması.

Suriye’de, son olarak Libya’da, paralı askerler kullanmaya kalkışması. 

Çoğunluğu radikal örgütlerle bağlantılı, radikal eğilimli bu kişiler, aşırılıkları ile Türkiye’ye zarar veriyor. 

Türkiye çok daha tehlikeli bir yolu seçti.

El Kaide ve IŞİD bağlantılı gruplar için Türkiye’yi lojistik üssü ve insan kaynağı koridoruna çevirdi.

Halen de İdlib’te, Afrin’de, Kuzey Suriye’de, Libya’da bu gruplarla iş tutuyor.

Aklı sıra ‘maşa’ kullanıyor. Gerçekte ateşle oynuyor. Eline masum sivillerin kanı bulaşıyor.

Kimlerle iş tuttuğunu, kimlere silah sevkıyatı yaptığını, kimlere vize kolaylığı sağladığını, kimlere para yardımı yaptığını, kimlerin istihbarata çalıştığını dünya alem biliyor.

Rusya da ABD’de de AB ülkeleri de Araplar da hepsine vakıf. Gazeteleri yazıp duruyor.

Savaş suçları kapsamındaki bu dosyalarla, iktidara ‘şantaj’ yapıp diz çöktürüyorlar her defasında… 

Bu radikal unsurların, Pakistan örneğinde olduğu gibi bir gün dönüp Türkiye’nin başına bela olmaları ihtimali ise, en büyük tehlike. 

***

Sonuçta iktidar, bir hayal aleminde yaşıyor.

Kendilerini ‘İslam aleminin lideri’ gibi görüyorlar.

‘Mehdiye hazırlık’ yaptıklarını ileri sürüyorlar.

Askeri, ekonomik ve teknolojik güçlerini ABD ve Rusya ile aşık atmaya yeter zannediyorlar.

Ateşle oynuyorlar. Ülkeleri ve halkları perişan eden kanlı oyunların parçası haline geliyorlar.

Maşa ile ateşi tuttuklarını sanıyorlar ama gerçekte ateşe sokulan maşa oluyorlar. 

Ülkenin kaynaklarını, örtülü-örtüsüz har vurup harman savuruyorlar. Ülke ekonomisini çökertiyorlar. 

Gerginlik tırmandırmanın, sadece güçlüye yaradığını hala anlamıyorlar.

Barışa ve diplomatik çözüme hizmet etmiyorsa, savaşın vahşet olduğunun farkında değiller.

‘Age of Empires’ oynar gibi kendileri ekran başında ülke kurup, rejim devirip, ‘fetihler’ yapıyorlar, ancak sahaya ‘fakir’ vatan evlatlarını sürüp, fiyaskolarının kurbanı ediyorlar. 

Ham hayalleri her defasında gerçeklerin duvarına çarpıyor ve paramparça oluyor. Ancak onlar, taban desteği ile yola devam ediyorlar, ya da tabanlarını yeni bir hayal peşinde koşturuyorlar. 

Suriye olmadı, Libya verelim… ABD olmadı Rusya verelim… Rusya olmadı Ukrayna verelim… Avrupa olmadı Avrasya verelim… Avrasya olmadı İran verelim… O da olmazsa Somali verelim…

***

Peki Türk dış politikası nasıl olmalı? Türkiye’nin gücü, gerçek kapasitesi nedir? Türkiye ne yapmalı? Hatalarından nasıl ders çıkarmalı? Bu hatalar nasıl telafi edilir?… Tüm bu sorulara, bir sonraki yazıda yer vermeye çalışalım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin