Hurda araba basın özgürlüğünü nasıl kurtarır? [AMERİKA GÜNLÜĞÜ]

AMERİKA GÜNLÜĞÜ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Hurda araba ile basın özgürlüğü arasındaki ‘doğrudan ilişkiyi’ detaylarıyla anlatacağım ama önce AKP’lilerin çok sevdiği tabirle ‘büyük resme’ bakacağız. Çünkü o ‘büyük resim’de biz gazetecileri yakından ilgilendiren, ufuk açan ve çözüm yolu gösteren önemli veriler var.

Konumuz Amerikan medyasının sıra dışı örnekleri.

Amerika dışındaki ülkeler için Amerikan medyası deyince CNN, FOX, MSNBC gibi televizyonlar ve New York Times yada Washington Post gibi gazeteler akla gelir. Ancak Amerika içinde en etkili, en güvenilir yayın kanalları adlarını bile duymadığınız iki kuruma ait; NPR ve PBS.

Her ikisini de detaylı şekilde anlatacağım.

Ancak önce bir hatırlatma yapayım; ABD’de bizdeki TRT yada İngiltere’deki BBC gibi bir devlet kanalı yok. Yurtdışına yayın yapan Amerikanın Sesi (VOA) gibi kurumlar ise yakın zamana kadar ABD içinden izlenemiyordu. ‘Devlet kanalı’nın olmamasının temel nedeni ile ‘bağımsızlığını muhafaza edemez’ endişesi.

KANALIN PATRONU DOĞRUDAN HALK 

Bulunduğu şehre göre değişmekle birlikte büyük şehirlerde yaşayan Amerikalılar ortalama iki saati yollarda geçiriyor. Toplu taşıma Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yaygın değil. Şehirlerde yatay mimari olduğu için mesafeler uzak. Eğer ABD’de özel arabanız yoksa haliniz harap.

Arabalarda bu kadar çok vakit geçirince radyolar çok daha önemli hale geliyor.

En bilinen ve en etkili kanal ise NPR (Ulusal Kamusal Radyo ağı). NPR adından da anlaşılabileceği gibi ulusal bir yayın ağı. Kamu yayıncılığı yapıyor ama hükümetlerle ilgisi yok. Devletten aldıkları çok küçük bir fon var ancak onu da hükümet değil ABD Kongresi tahsis ediyor. Ancak bu rakam çok küçük olduğu için önemi yok. Kongre parayı kesse bile yayın devam edebiliyor.  Uzun lafın kısası siyaset kurumuna karşı hiç bir diyet borçları olmuyor. Siyasi tehditlere, şantajlara karşı ‘yav he he’ diyebiliyorlar.

Peki bu kanal nasıl çalışıyor ve parayı nereden buluyor ?

Işte burada devreye başlıkta bahsettiğim yöntem devreye giriyor. NPR ülke geneline yayılmış 900 yerel – kamusal radyoya içerik sağlayan dev bir organizasyon. Eğer standartları sağlayabiliyorsanız bu sisteme dahil oluyorsunuz. Sadece sisteme dahil olmakla kalmıyor bir de NPR genel kurulunda oy hakkına sahip oluyorsunuz. Yayın içeriklerini ise bu kurulda oluşturulan yönetim kurulu belirliyor.

NPR’ın gelirinin neredeyse yarısı radyoların içerik karşılığı ödediği ücretten geliyor. Kalan kısım ise bağışlarla karşılanıyor. Dinleyici bağışları çok önemli bir yer tutuyor. Gerçekten de NPR bir marketing başarısı. Çünkü NPR tişörtlerinden kahve bardaklarına kadar çeşitli ürünleri de satarak gelir elde ediyorlar. En ilginç yöntemlerden birisi de hurda arabalar. NPR diyor ki “hurda arabanız mı var, uğraşmayın bize haber verin gelip alalım, satalım ve radyoya gelir olsun”. (ABD’de hane başına düşen araba sayısı tahmin edebileceğiniz gibi hayli yüksek. Eskiyen arabalarda sık sık yenileniyor)

Vakıflar, kar amacı gütmeyen kurumlar da NPR’ın destekçisi. Ancak dinleyici bağışı en büyük gelir kalemi. Eğitimli kesimde NPR aboneliği hayli yaygın. Yani parayı hükümetten değil bizzat halktan toplayan bir kamusal yayın kuruluşu. Hal böyle olunca da siyasi iradenin hiç bir etkisi yok. İktidar kim olursa olsun radyo etkiye kapalı.

Bir an için düşünün; Türkiye de Anadolu Ajansı ve TRT doğrudan iktidarın propaganda aracı. Her ikisinin başında da Erdoğan’ın danışmanları var. Tüm içerik Saray’dan belirleniyor. Üstelik paralarınıda halk ödüyor.

Yayın içeriğine gelince; NPR’ın habercilik standartları hayli yüksek. İktidar kim olursa olsun eleştirel bir çizgisi var. Muhabirleri ve editörleri hayli saygın isimler. NPR’da yayına çıkmak prestijli bir durum. Şöyle özetleyeyim; NPR muhabirlerinin, editörlerinin siyasilere sorduğu soruları biz Türkiye’de AKP’den birine sorsak muhtemelen kestirmeden Silivri’ye gideriz. En hafif yaptırım işsiz kalmamız olur.

EDİ İLE BÜDÜ’NÜN KANALI HALA ÇOK POPÜLER 

Kamusal yayının televizyon ayağına gelince.

Susam Sokağı ile büyüyen ‘Edi ile Büdü’yü izleyen bizim jenerasyon aslında PBS ismine yabancı değil. PBS (Kamusal Yayın Hizmeti) televizyonu NPR’ın televizyon versiyonu. Ülke genelinde yaklaşık 350 kanal bu sisteme dahil. Merkezi bir içerik yok. PBS’in tüm içeriği mahalli kanallarca sağlanıyor. NPR gibi gelirinin büyük bir kısmı bağışlardan geliyor. Kamusal fondan gelen para yüzde on kadar. Siyaset mekanizmalarının kanala etkisi yok.

Amerikalılar siyasi tercihlerine göre FOX yada CNN izlese de ‘en güvendiği kanal’ her zaman PBS oluyor.

AMERİKALI SİYASİLERİN KORKULU RÜYASI 

Amerikan medyasının en ilginç kanalı ise C-SPAN.

Bizdeki ‘Meclis Tv’nin muadili. Kar amacı gütmeyen bir kurum ve NPR-PBS gibi siyasi etkiye kapalı. 3 ayrı kanal ve bir radyo frekansından oluşan C-SPAN Amerikan meclisini yayınlıyor. Hiç bir yorum katmadan ne varsa onu yayınlıyorlar.

Dolayısıyla mecliste yaşanan gerginlikler, atışmalar, sert geçen oturumlar olduğu gibi ekranda.

Mesela ben bu yazıyı yazarken Amerikan Kongresi’nde Başkan Trump’ın Ukrayna skandalına dair oturum vardı. C-SPAN, istihbarat komitesi direktörünün milletvekillerince haşlanmasını saatlerce canlı yayınladı.

Senato oylamaları da canlı yayınlanıyor ki önemli gündemlerde C-SPAN’ın reytingi coşuyor.

C-SPAN sadece meclisle sınırlı değil. Seçim kampanyaları , paneller ve basın toplantıları da canlı yayınlanıyor. Şahsen benim çok ilgimi çeken (kanallarımızı geri alınca böyle bir projeyi Türkiye’de yapmak istiyorum) diğer bir uygulama ‘Kitap Tv’. C-SPAN2 haftasonları kitap televizyonuna dönüşüyor. Yeni çıkan kitaplar, yazarlarıyla söyleşiler, paneller ve kültür dünyasına dair toplantılar kanalda canlı yayınlanıyor.

ABD TECRÜBESİNDEN DERSLER 

Bu yazının konusu tüm Amerikan medyasının analizi değil. Sadece kamusal yayınları özetledim. Türkiyeli bir gazeteci olarak ABD tecrübesinden almamız gereken dersler olduğu düşüncesindeyim.

ABD Anayasası’nın birinci ek maddesi doğrudan ifade ve basın özgürlüğünü düzenliyor. Bu ülkede basın özgürlüğü adeta kutsal. Bırakın gazeteci hapsetmeyi gazetelerin yayın politikalarına müdahale etmek hayal bile edilemez. Ne siyasiler böyle bir şeye cesaret eder ne de gazeteciler buna kapı açar. Buradan kastım kurumların siyasi görüşünün olması değil. ABD medyası bizim medyanın aksine açıktan siyasi görüş sahibidir ve bunu ilan eder.

İfade ve basın özgürlüğü ile ilgili köklü bir kültür var. Ancak aynı zamanda ‘eşeği sağlam kazığa bağlamayı’ da ihmal etmiyorlar. Yargı bu konuda açık taraf. Mesela Trump hoşuna gitmeyen sorular soran bir gazetecinin Beyaz Saray akreditasyonu iptal etti. Mahkeme Trump’ın bu kararını bozdu ve Beyaz Saray gazetecinin kartını geri vermek zorunda kaldı.

Başkanın uçağına binmenin de kuralları var ama bu kuralları Bezay Saray belirlemiyor.

NPR ve PBS’in işletme modeli ise basın özgürlüğünün güvencesi sayılabilir. Düşünsenize patronunuz doğrudan size bağış yapan halk. Ne siyasilerin ne de büyük şirketlerin reklam baskısını ensenizde hissetmiyorsunuz. Tam anlamıyla bağımsız, özgür ve korkusuz yayıncılık yapabiliyorsunuz.

Peki bütün bunlardan bize ne derseniz? hani olurda bir gün Türkiye’de özgür, bağımsız ve mesleki standartları yüksek bir medya düzeni tesis edilecek olursa ABD tecrübesinden istifade edilebilir diye anlattım bütün bunları.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin