HRW: Zorla kaçırılmalar soruşturulsun; tutuklu ve aileler tehdit edilmesin

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), tutuklu Gökhan Türkmen’in devlet görevlileri tarafından dokuz ay boyunca zorla kaybedildiğine ve işkenceye maruz bırakıldığına ilişkin verdiği ifadenin yetkililer tarafından acilen ve etkin bir şekilde soruşturulması gerektiğini belirtti. HRW, Türkmen ve ailesine yapılan baskının bir an önce sonlandırılmasını da isterken Türkiye’de yaşanan diğer zorla kaybedilme hadiselerinin araştırılması talep etti.

Türkmen son üç yıldır devlet görevlilerince kaçırıldıkları ve aylar boyunca zorla kaybedildikleri yirmiden fazla kişiden biri. Henüz bu vakaların hiçbiri hakkında etkin bir soruşturma yürütülmüş değil ve adalet aramak amacıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş çok sayıda aile bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında zorla kaybolan Yusuf Bilge Tunç’ın nerede bulunduğu ve akıbetinin ne olduğu ise hala bilinmiyor.

HRW’nin açıklamasında şöyle denildi:

Tutuklu olan Gökhan Türkmen, son üç yıldır aileleri, birkaç vakada ise kendileri, devlet görevlilerince kaçırıldıklarını ve aylar boyunca zorla kaybedildiklerini iddia eden en az iki düzine insandan biri. Bunlardan biri dışında hepsi erkek. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2017 yılından beri bu türden 16 vakayı inceledi. Henüz bu vakaların hiçbiri hakkında Türkiyeli yetkililer tarafından etkin bir soruşturma yürütülmüş değil ve adalet aramak amacıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş çok sayıda aile bulunuyor. Bir kişinin nerede bulunduğu ve akıbetinin ne olduğu ise hala bilinmiyor.

Gökhan Türkmen, 10 Şubat 2020 tarihli bir duruşmada, 7 Şubat 2019’da devlet aktörleri tarafından kaçırıldığını, bilinmeyen bir alıkoyma merkezinde tutulduğunu ve polis tarafından gözaltına alınmadan ve tutuklanmadan önce dokuz ay boyunca işkence gördüğünü iddia etti. Türkmen ayrıca, hapishanede ziyaret edildiğini ve iddialarını geri çekmesi için kendilerini istihbarat memuru olarak tanıtan yetkililer tarafından tehdit edildiğini iddia ediyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “hukuki yükümlülüklerini pervasızca ihlal eden Türkiye, zorla kaybetme vakalarına ilişkin güvenilir kanıtları etkin bir şekilde soruşturmaktan ısrarla kaçındı,” şeklinde konuştu. Williamson “yetkililer Türkmen’in kaçırıldığı, işkence gördüğü ve susması için baskı gördüğü yönündeki iddiaları acilen soruşturmalı ve konuştukları için yapılabilecek misillemelere karşı onun ve ailesinin korunmalarını sağlamalıdır,” dedi.

43 yaşındaki Türkmen, kaçırılması, zorla kaybedilmesi ve işkence görmesi hakkında ilk olarak 10 Şubat 2020 tarihindeki duruşmasında konuştu. Türkmen ayrıca görevlilerin onu hapishanede de ziyaret ettiklerini ve kendisi ile ailesini tehdit ettiklerini anlattı. Yetkililer bu iddialara yönelik, kapsamlı bir soruşturmayı hızla başlatmakla ve Türkmen ile ailesinin daha fazla misillemeye ve tehdide maruz kalmamalarını sağlamakla yükümlü.

Türkmen, 7 Şubat 2019 tarihinde Antalya’da kayboldu. Yetkililerden Türkmen’in nerede olduğuna ilişkin defalarca bilgi almaya çalışan ailesi, soruları yanıtsız kalınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Türkmen 6 Kasım tarihinde emniyette gözaltında yeniden ortaya çıktı. Ankara’daki bir mahkeme Türkmen’in tutuklanmasına karar verdi. Halen Ankara Sincan’da, 1 Numaralı F-tipi cezaevinde, tecrit koşullarında tutulan Türkmen, casusluk ve Türkiye hükümetinin 2016 darbe girişiminden sorumlu tuttuğu Fethullah Gülen hareketi ile ilişkili olmak suçlarından yargılanıyor.

“İstinbarat görevlisi olarak kendisini tanıtanlar aileyi tehdit etti”
Türkmen’in avukatı, ayrıca, Türkmen’in, 15 Kasım’dan beri, kendilerini Milli İstihbarat Teşkilatı görevlileri olarak tanıtan kişiler tarafından altı defa ziyaret edilmesine, bu kişilerin Türkmen’i ve ailesini tehdit etmesine ilişkin de suç duyurusunda bulundu. Söz konusu kişiler, 2020 Mart ayında yaptıkları bir ziyarette, Türkmen’in Şubat ayındaki duruşmada dile getirdiği kaçırıldığı ve işkence gördüğü yönündeki iddiaları geri çekmesi için ona baskı yapmışlar. Ankara Cumhuriyet Savcılığı 16 Nisan günü söz konusu suç duyuruları hakkında üç adet takipsizlik kararı verdi. Türkmen’in avukatı bu takipsizlik kararlarına itiraz etti. Türkmen’in eşi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne tanımadığı kişiler tarafından kendisine gözdağı verildiğini, bu kişilerin kocasının bulunması için bir kampanya yürütmek amacıyla, onun adına açtığı bir Twitter hesabını ele geçirdiklerini ve yine kocasının adına ikinci bir hesap açtıklarını anlattı.

2019 Şubat’ında zorla kaybedilen ve Temmuz ayında emniyette gözaltında yeniden ortaya çıkan dört kişi ise olayın tam olarak ne şekilde gerçekleştiği konusunda sessiz kaldılar, ancak söz konusu şahısların aileleri, Türkiyeli yetkililere ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne çok sayıda suç duyurusunda ve başvuruda bulundular. Halen Sincan Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunan Selim Zeybek, Özgür Kaya, Yasin Ugan ve Erkan Irmak adlı söz konusu dört şahıs, Gülen hareketi ile ilişkili olmak ve casusluk suçlarından yargılanıyorlar.

2019 Şubat’ında kaçırılan, Mustafa Yılmaz adındaki beşinci bir şahıs ise, Ekim ayında emniyette gözaltında yeniden ortaya çıktı ve halihazırda Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. O da ailesinin, kaçırılması ve kaybolması hakkında kendisine yönelttiği soruları yanıtlamaktan kaçındı ve Gülen hareketi ile ilişkili olmak ve casusluk suçlarından yargılanıyor. 6 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da kaybolan Yusuf Bilge Tunç adındaki başka bir şahsın nerede olduğu ise, ailesinin bilgi almak için Türkiyeli yetkililere defalarca başvurmuş olmasına rağmen, halen bilinmiyor.

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi, 13 Şubat 2020 tarihinde söz konusu yedi şahsın zorla kaybedilmesi hakkında bir rapor yayınladı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

“Kayıt altında olmadan 5 ay boyunca işkence” iddiası

Avukatlar, zorla kaybedilme olduğu iddia edilen iki vaka hakkında da İnsan Hakları İzleme Örgütü’yle bilgi paylaştı. Mesut Geçer adında bir şahıs 2017 Mart’ında zorla kaybedildiğini ve emniyette gözaltına sevk edilmeden evvel 16 ay boyunca alıkonulduğunu ve defalarca işkence gördüğünü söylüyor. Ayten Öztürk adında bir kadın ise 2018 Mart’ında zorla kaybedildiğini ve emniyette gözaltında resmen kayıt altına alınmadan evvel, beş ay boyunca işkence gördüğünü söylüyor. Bu iki kişinin dile getirdiği zorla alıkonulma, kaybedilme ve işkence iddialarına yönelik olarak da etkin bir soruşturma başlatılmış değil.

Söz konusu zorla kaybedilmelerin, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ajanları tarafından yürütülmüş olduğuna ve Öztürk haricinde diğer kişilerin ya doğrudan istihbarat teşkilatında çalışmış ya da istihbarat teşkilatında çalışan görevlilerle Gülen hareketi ağları üzerinden ilişki kurmuş oldukları yönünde teyide muhtaç bazı bildirimler İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne ulaştı. Ne var ki bu yönde bir araştırma İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün faaliyet alanının dışında kaldığı için, İnsan Hakları İzleme Örgütü bu iddiaları ne teyit edebilecek ne de aksini ispat edebilecek bir konumda.

İnsanların özgürlüklerinin devlet görevlileri veya hükümet tarafından yetkilendirilmiş, desteklenmiş veya zımnen onaylanmış kişi veya gruplar tarafından tahdit edilip, daha sonra bu özgürlük tahdidinin varlığının inkar edildiği veya zorla kaybedilen insanların nerede bulunduklarının veya akıbetlerinin ne olduğunun gizlendiği vakalar, zorla kaybetme vakaları olarak görülür.

Uluslararası hukuk, zorla kaybedilmeyi ağır bir suç olarak görür ve her koşulda yasaklar. Bu yasak sadece bu tür vakaların engellenmesini değil, zorla kaybedilme iddialarının soruşturulması ve sorumluların yargılanması görevini de içerir. Zorla kaybedilmeler, devletler tarafından teşvik edilen politikaların veya uygulamaların veya devlet görevlilerin sivillere karşı yürüttükleri daha geniş saldırıların parçası olarak yürütüldüklerinde, insanlığa karşı bir suç da teşkil edebilirler.

Williamson, “zorla kaybedilmeler menfur suçlardır ve bunların Türkiye’de ısrarla vuku bulması, ancak yetkililer bu olayları soruşturur ve sorumluları adalet önüne çıkartırsa son bulabilir,” dedi. Williamson “Yusuf Bilge Tunç sekiz aydır kayıp; onun nerede olduğunu belirleyerek ailesine bilgi vermek Türkiye’nin yükümlülüğüdür ve bu yükümlülüğün acilen yerine getirilmesi gerekir,” şeklinde konuştu.

Gökhan Türkmen’in Zorla Kaybedilmesi

Gökhan Türkmen’in eşi Zehra Genç Türkmen, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne kocasının kayıp olduğu 7 Şubat- 6 Kasım 2019 arasındaki dokuz aylık süre zarfında nerede bulunduğu konusunda yetkililer tarafından Türkmen ailesine bilgi verilmediğini, ailenin Gökhan Türkmen’in kaçırılması ve kaybolmasına yönelik bir soruşturma başlatılması için yaptığı çok sayıdaki başvurunun da yanıtsız bırakıldığını anlattı.

Türkmen, emniyette gözaltında ortaya çıktıktan sonra, kayıp olduğu süre zarfında saklanmakta olduğunu söylemiş ve kendi seçtiği bir avukat talep etmemişti. Ancak hakkında yürütülen ceza yargılamasının 10 Şubat tarihinde yapılan duruşmasında, Türkmen zorla kaybedildiğini ve işkence gördüğünü mahkeme önünde ilk defa açıkça anlattı ve yetkililer tarafından atanmış olan avukatını azletti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkmen’in mahkemede verdiği ifade tutanağını edindi. Türkmen ifadesinde, kendilerini polis olarak tanıtan ve polis yelekleri giymiş üç şahıs tarafından kaçırıldığını iddia ediyor. 271 gün boyunca gözleri kapalı, elleri kelepçeli, ayakları zincirli bir şekilde bir hücrede tutulduğunu, işkence gördüğünü ve ayrıntılarını daha sonra açıklayacağı başka insanlık dışı muamelelere maruz kaldığını anlatıyor. Aç ve susuz bırakıldığını, uyumasına izin verilmediğini ve başka kötü muamelelere maruz kaldığını söylüyor.

Türkmen, kendisini kaçıranlar tarafından verilmiş 50 sayfalık bir ifadeyi kendi el yazısıyla kopyalamaya ve bu ifadede dile getirilen iddiaları ezberlemeye zorlandığını belirtiyor. Türkmen kendisinin ve ailesinin hala tehdit edilmekte olduklarını ve cezaevinde de tehdit aldığını söylüyor.

Mahkeme duruşmadan sonra verdiği ara kararda, savcılık makamından Türkmen’in iddialarının soruşturulmasını talep etti. Türkmen, ayrıca, avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulunarak, kendilerini Milli İstihbarat Teşkilatı görevlisi olarak tanıtan şahıslar tarafından 15 Kasım’dan beri altı defa cezaevinde ziyaret edildiğini ifade etti. Türkmen bu şahısların Mart ayında kendisini ve ailesini tehdit ederek zorla kaybedilme ve işkence iddialarını geri çekmesi yönünde baskı uyguladıklarını belirtti.

19 Şubat’ta Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından atanmış üç avukat Türkmen’i ziyaret ederek, onunla zorla kaybedilme ve işkence iddiaları konusunda görüştü. İnsan Hakları İzleme Örgütü söz konusu avukatların Baro’nun insan hakları merkezine verdikleri, 24 Şubat tarihli ayrıntılı raporu inceledi. Merkez, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Baro’nun Türkmen’in iddialarıyla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.

“Twitter hesabım kendisini Ayyıldız Timi tanıtanlar tarafından ele geçirildi”

Türkmen’in eşi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, vaka ile ilgili konuştukları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile BM Gözaltında Zorla veya İrade Dışı Kaybetme Çalışma Grubu’na başvuruda bulundukları için, kendisinin ve kocasının tehdit edildiklerini ve hedef alındıklarını iddia eden, yazılı bir ifade sundu. Türkmen’in eşi, kocasının, cezaevinde görevlilerden kendisine ve çocuklarına yönelik tehditler aldığını söylediğini aktardı.

Türkmen’in eşi hem kendisine ait e-posta adresinin hem de kocasının kaybolmasıyla ilgili olarak kamuoyu yaratmak amacıyla aylar önce kocasının adıyla açmış olduğu bir Twitter hesabının kendilerini “Ayyıldız Timi” olarak tanıtan şahıslar tarafından 18 Şubat günü ele geçirildiğini ve bu şahısların kocası adına ikinci bir Twitter hesabı açtıklarını bildirdi. Bilgisayar korsanları, Türkmen’in gözaltında iken verdiği ama ailesinin daha önce görmemiş olduğu bir ifadenin bazı kısımlarını ilk Twitter hesabından 19 Şubat günü paylaşmışlar. Diğer Twitter hesabından ise Zehra Genç Türkmen’in fotoğraflarını ve nüfus cüzdanını paylaşmışlar. Zehra Genç Türkmen suç duyurusunda bulunmuş ve ikinci Twitter hesabının kapatılmasını başarmış, ancak ilk hesap hala açık ve Zehra Genç Türkmen bu hesaba hala erişemiyor.

Türkmen’in, ailesi ve avukatları ile yaptığı tüm görüşmeler, mahkeme kararıyla, cezaevi gardiyanlarının huzurunda gerçekleşiyor ve sesli ve görüntülü olarak kaydediliyor. Bu tür önlemler avukatlar ile müvekkillerin özel ve gizli görüşme yapma haklarını ihlal ediyor. Türkmen’in ailesi tarafından atanan avukatlarından biri Türkmen’e 18 Şubat günü yaptığı bir ziyaret sırasında, cezaevi yetkilileri ile arasında bu konuda bir tartışma yaşandığını İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne anlattı. Söz konusu avukat haftalar sonra Türkmen’i yeniden ziyaret etmek istediğinde, aradan geçen zamanda, kendisine tebliğ edilmeyen bir mahkeme kararıyla, müvekkilini ziyaret etmesinin altı ay süreyle yasaklanmış olduğunu öğrenmiş.

Avukat, kendisini istihbarat görevlisi olarak tanıtan kişilerin müvekkiline yönelttikleri tehditler konusunda suç duyurusunda bulunmuş. Ankara Cumhuriyet Savcılığı 16 Nisan günü, cezaevi yetkilileri ve Türkmen’in kendisini tehdit ettiklerini iddia ettiği isimsiz görevliler hakkında üç adet takipsizlik kararı vermiş. Türkmen’in avukatı bu kararlara itiraz edecek. Türkmen’in eşi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne bu koşullar altında kocasının güvenliğinden endişe ettiğini belirtti.

“Diğer zorla kaybetme” iddiaları

İnsan Hakları İzleme Örgütü 2019 Şubat ayında kaybolduktan sonra Ekim ayında emniyette gözaltında yeniden ortaya çıkan ve halen tutuklu olarak Sincan cezaevinde, tecrit koşullarında bulunan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz ile görüştü. Sümeyye Yılmaz’ın kocasıyla cezaevinde yaptığı görüşmeler de Türkmen vakasındaki gibi, gardiyanlarının ve sesli ve görüntülü kayıt cihazlarının huzurunda gerçekleşmiş.

Sümeyye Yılmaz, kocasının, zorla kaybedildiği 245 gün zarfında yaşadıkları konusunda konuşmak istemediğini söylüyor: “Ne zaman ne yaşamış olduğunu soracak olsam, eşim geriliyor ve gösterdiği fiziksel tepkilerden, bu konu hakkında konuşmak istemediğini anlıyorum. Benden şikayetimi geri çekmemi istedi, ama bunu yapmayacağımı biliyor ve kabul ediyor.” Yetkililer Kovid-19 küresel salgını sebebiyle aileler ile mahpuslar arasındaki tüm görüşmeleri yasakladılar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2017 yılında belgelendirmiş olduğu bir zorla kaybetme vakasında ise kayda değer bir gelişme yaşanmadı. Önder Asan 2017 Nisan’ında 42 gün zorla kaybedilmiş ve devlet görevlileri tarafından kaçırıldığına ve işkence gördüğüne ilişkin bir suç duyurusunda bulunmuştu. Asan halen Burhaniye Cezaevi’nde tutuluyor. Asan’ın Gülen hareketi ile ilişkili olmak suçundan aldığı 12 yıl 6 aylık cezası, halen temyiz aşamasında.

Asan’ın avukatı İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Adli Tıp Kurumu’ndan alınmış ve Asan’a “akut stres” teşhisi konulan bir sağlık raporunda, Asan’ın söz konusu stresin, kaçırılmış ve işkence görmüş olmaktan kaynaklandığına ilişkin ifadesine yer verilmediğini ve bu olayın Asan’ın sağlık durumu açısından öneminin ne olabileceğinden bahsedilmediğini bildirdi. Aynı avukat, Asan’a ilaç dışında bir psikolojik destek verilmediğini veya tedavi uygulanmadığını da belirtti. Savcılık, Asan’ın kaçırıldığına ve işkence gördüğüne ilişkin iddialara yönelik etkin bir soruşturma başlatmadı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, son üç yılda devlet görevlileri tarafından uzun süre zorla kaybedilerek işkence gördüklerini iddia eden iki kişinin suç duyurularını da gördü. Her iki vakada da savcılık makamları bu iddialara ilişkin bir soruşturma başlatmadı.

Halen Sincan Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunan ve yasadışı silahlı Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi ile ilişkili olmak suçundan yargılanan Ayten Öztürk, 8 Mart 2018 tarihinde Beyrut Havalimanı’nda kaçırıldığı ve 13 Mart günü Türkiye’ye getirilerek belirlenemeyen bir alıkoyma merkezinde 28 Ağustos tarihine kadar tutulduğu, bu süre zarfında defalarca işkence gördüğü iddialarını dile getiren bir suç duyurusunda bulundu. Savcılık söz konusu suç duyurusu hakkında takipsizlik kararı verdi. Öztürk’ün avukatları bu karara itiraz ettiler.

Halen Gülen hareketi ile ilişkili olmak suçundan yargılanan ve Sincan Cezaevi’nde tutuklu olan eski istihbarat elemanı Mesut Geçer ise 3 Aralık 2019 tarihinde yapılan duruşmasında, Milli İstihbarat Teşkilatı elemanları olduğuna inandığı görevliler tarafından 18 Mart 2017 günü Ankara’da zorla kaybedildiği, 16 ay boyunca gayri resmi bir alıkoyma merkezinde tutulduğu ve bu süre zarfında işkence gördüğü iddialarını dile getirdiği, daha önce yapmış olduğu suç duyurusunu yineledi.

Geçer’in avukatı, Geçer’in ailesinin yetkililere kaçırılma olayına ilişkin defalarca suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi. Ne ailenin yaptığı suç duyuruları ne de Geçer’in resmi gözaltına sevk edildikten sonra kendi yaptığı suç duyuruları hakkında etkin bir soruşturma yürütüldü. Geçer’in avukatı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

AÇIKLAMANIN KAYNAĞI İÇİN TIKLAYIN

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin