Kaza!

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Halı sahada futbol oynarken ayağını sakatladığından, kovalarken dengesi bozulmuş, düşerken vurmuş diyorlar. Bir başka yerdeki yorumda futbol sakatlığı mazeretine hiç girmemişler, ayağı takılmış düşerken silahı ateş almış yazmışlar. Birinde kalbinden vurulmuş, diğerine göreyse hem kalbinden hem de kasığından. Dışarıda olmakmış suçu. Sokağa çıkma yasağına rağmen çalışmak zorunda olduğundan çıkmış, işine gidecek. O zaten sömürüldüğü, emeğinin gasp edildiği, üç kuruş aldığı yere giderken, yolda polisler görüyorlar, “dur!” diyorlar. 

Yeni yeşeren ağacın dallarına bakıyor bir an, aklında ağacın yeşili falan olmaksızın. Ilık havayı derinden çekiyor ciğerlerine, tek düşüncesi polise ödeyeceği ceza. Kaç haftalığıdır o cezanın miktarı? Bunu düşünecek bile zamanı yok. Polisin bağırmalarındandır mutlaka, çevre binaların pencere ve balkonlarından, sokaktan geçmekte olan veya oradaki dükkânlardan birileri belli ki anlık sahneyi izliyorlar, bir film sahnesi gibi. 

Derken bir patlama sesi. Belki de iki? Hepsi bu. Ölmek nasıl bir duygudur? Uykuya dalmak gibi, fark etmeden bir başka dünyaya geçiş mi olur, aniden? Yoksa zamanın yavaşladığı, acının yaşandığı, işkenceye dönüşen bir an mıdır o? Silahın patlamasını mı duymuştur önce? Yoksa göğsündeki, belki de kasığındaki yanmayı mı hissetmiştir, patlamayı duymadan? Mesafe çok yakın. Belki de aynı anda hem yanma, hem ses! 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

İnternette, sosyal medyada birkaç paylaşımdan ibaret artık! Ne nereden nasıl neden geldiği, ne nerede çalıştığı, ne anne babasına, kardeşlerine ne olduğu, ne de tuttuğu futbol takımı. Hiç biri yok. Polis var, kurşun var, kan var, ölüm var. Bir sevdiği var mıydı? İyi resim çizer miydi? Sevdiği film türü neydi? Ya en sevdiği yemek? Paylaşımlarda bunlar yok. Seyhan İlçesi Sucuzade Mahallesi’nde, Adana’da dur ihtarına uymamış, Suriyeli genç – öyle diyor haberde. Daha on sekiz yaşında! On sekiz! Polise tehdit oluşturmuyor. Elinde silahı yok. Tek yanlışı, yasak olmasına karşın sokakta olması!

Oysa yasağın nedeni insanların ölmesini engellemek! Pandemide insanlara hastalık bulaşmasın, güvende olsunlar, virüs insanlara yayılmasın – önlemin amacı bu. Adli bir mesele değil. Katı güvenlikle ilgili bir önlem değil. Polislik bir olay değil! Polisin görevi bu operasyonda hayat kurtarmak olmalı. Ateş etmeyi gerektirecek bir durum yok. Zaten o polis ve arkadaşları da bunu biliyor. O polisin amiri de, vali de, İçişleri Bakanlığı da! Ayak takılması veya halı sahadaki futbol sakatlığı gibi gerekçeler bundan. 

Bu tür olaylar ne kadar sık olmaya başladı farkında mısınız? Kontrolsüz bir emniyet teşkilatı, bu tür rejimlerin karakteristik bir özelliğidir. Şiddete eğilimli, saldırgan, kanunun kendisi olduğunu düşünen, yetkisinin sınırlı olduğunun bilincinde olmayan, çoğu zaman zaten fiilen yetkisi de sınırlanmamış olan bir polis teşkilatıdır, polis devletlerinin temeli. Suçu önlemek değil, doğrudan cezalandırmak türü bir görevi vardır polisin bu tür rejimlerde, fiilen. Zaten yine bu tür rejimlerde, bir takım kâğıtlarda ne yazılı olduğundan çok daha önemli olan, uygulamadır. Polis her ülkede hata yapar. Fakat sadece despotik, otoriter, ceberut rejimlerde hataların üzerine gidilmez. İnsan yaşamının giderek değersizleştiği, baskının kara deliğinin gittikçe güçlendiği, griliğin giderek daha koyu bir pusa büründüğü, korkunun sağladığı sessizliğin çığlığının kulaklarınızı her gün daha fazla tırmaladığı bir ortamdasınızdır. 

Bunu şikâyet edebileceğiniz bir merci olmaması, bu tür rejimlerin en büyük gücüdür. Rejim kapalı devredir. Kurumların öldüğü ve keyfiyetin giderek her şeyi belirlediği, bir avuç yönetici elit tarafından, hesap verilmez şekilde yönetilen ülkelerin kaderidir, Türkiye’de yaşananlar. Sizi korumakla görevli polis, sizin için tehlikedir artık. Sadece siyaseten muhalif bir pozisyonda olanların acı çektikleri bir baskı ortamı olsa neyse. O Suriyeli genç gibi, tek derdiniz hayatta kalmak, en alt seviyede günlük ihtiyaçlarını karşılamak da olsa, hayatınız tehlikede! İnsanın değerinin olmaması bu demektir. Devletin yetkilerinin kısıtlanmaması, kamu görevlilerinin yetkilerini her an keyfe keder esnetip genişletmeleri anlamına geliyor, fiiliyatta. 

Öğrencisini döven öğretmen, eri tokatlayan komutan, vatandaşı azarlayan tapu veya nüfus memuru, yurtdışından adam kaçıran dışişleri görevlisi, başka ülkede protestocu tekmeleyen, kadınların saçından tutup onları yerlerde sürükleyen koruma görevlileri, kamyon kasasında iç savaş olan yere silah ve mühimmat taşıyan istihbaratçı… Tutuklunun makatına cisim sokup bağırsaklarını parçalayan memur, ayakkabı kutusunda çıkan yüklü dövizle yatak odasında enselenince “İmam-Hatip yapılacaktı bu parayla!” diyen banka müdürü… O.rospuyla memurun bahşişini önceden vermesi gerektiğini dedesinden öğrenen İranlı kaçakçının rüşvet akışına bağladığı bakanlar, müsteşarlar falan… 

Ve göstericilere biber gazı fişeği ile ateş ederek kafatası kıran, göz çıkartan, adam öldüren polis. Abrakadabra yöntemlerle tutukladığı insanların kızına karısına tecavüzle tehdit eden, adam kaçırıp aylarca işkence yapan, aracının arkasına ceset takıp yerde sürükleyerek parçalayan, yaka bağır açık elde tespih, ağızda sigara dayı gibi sokaklarda gezen, size “sen” diye hitap eden polis! Maaş karşılığı yaptığı işten dolayı devamlı bir teşekkür beklentisi içinde olan, Kürtleri solcuları, Alevileri, şimdilerde Cemaat’çileri sevmeyen, polis! 

Tüm bu kamu çalışanlarının maaşlarını bu devlete vergi veren vatandaşlar ödüyor. Kamu görevlisinin görev tanımı yasalarla belirleniyor. Devlete memur olmak, memuru vatandaşın üzerine çıkartmaz, aksine onun vatandaşa hizmet etmekle mükellef olması demektir. Öğretmen öğrenci dövemez. Komutan eri tokatlayamaz. Memur vatandaşı azarlayamaz. Dışişleri memuru yurtdışından adam kaçıramaz. Koruma görevlisi başka bir egemen devlette o devletin himayesinde olan birine tekme atamaz veya kadınların saçlarından tutup onları yerde sürükleyemez. İstihbaratçı savaş bölgesi olan üçüncü bir ülkeye gayrı meşru silah ve mühimmat sevkiyatı yapamaz. Memur işkence ve kötü muamelede bulunamaz. Banka müdürünün evinde nereden giriş yaptığı belli olmayan milyon dolarlar bulunamaz. Hiç kimse memura veya siyasetçiye rüşvet veremez, hiçbir memur veya siyasetçi herhangi birinden herhangi bir nedenle para alamaz. Polis göstericileri dağıtmak için gaz fişeğini 45 derece eğilme atmak zorundadır; hedef alıp insan vuramaz. Polis kimseyi tehdit edemez. Polis ucuz mahalle kabadayısı veya mafya özentisi pespayelikte etrafta itici bir parazit gibi gezemez. Polis birilerini sevip birilerini sevmezlik edemez.  

Polis dur dedi diye durmayan silahsız bir insanı kalbinden ve kasığından vurup öldürdükten sonra, çocuk kandırır gibi “ayağım takıldı da!” veya “halı saha maçında üzerinize afiyet sakatlanmıştım, sen tut koşarken bir kramp gir!” türü soytarıca, şaklabanca, iki paralık şerefsiz bahanelerle bir açıklama yapamaz. Bu tür bir açıklamaya onun amiri, valisi, içişleri bakanlığı vs. onay verir açıklamalarla yapılan feci suçu örtbas edemez. Şimdi herkes haklı olarak diyecek ki, “E, bunların hepsi bal gibi de oldu! Sen neden bahsediyorsun ki?” – doğrudur. Söylemeyi unuttum. Tüm bu bahsettiğim olması gereken koşullar, hukuk devletlerinde, demokrasilerde, insan haklarına saygılı hesap verebilen rejimlerde mevcut. Kapalı, otoriter, anti demokratik, insan haklarını düzenli olarak ihlal eden, kendi yasasına, hatta kendi anayasasına bile uymayan mafyatik Ortadoğu cumhuriyetlerinde bu kriterler geçerli değildir. 

Bakın yıllardır eleştirilerimin ve analizlerimin politik olmadığını anlatmaya çabalıyorum. Anayasa ve yasaları talep etmek, hesap verebilir ve gücü yasalarla sınırlandırılmış bir yönetim talep etmek, anayasa ve taraf olunan bağlayıcı uluslararası antlaşmaların insan hakları ölçütlerine uygun hareket edilmesini beklemek politik değildir. Bunları talep etmek için ocu-bucu olmanız gerekmiyor. Anayasanın öngördüğü düzeni talep etmek en basit yurttaşlık görevidir. 

Kalbinden vurarak hayatına son verilen Türkiye’deki anayasal devlettir. Ve bu olan bir kaza değil! 


5 YORUMLAR

  1. Insan hayatinin bu kadar ucuz olabildigi cok az ulke vardir bu dunyada. Biliyor musunuz en cok neye yandigimi? En cok multeci olmak zorunda olan insanlarin olumlerine uzuldum bugunlere kadar. Nereden cikaritiyorum bunu? Daha oncede ASHAB-I BEDRI her okuyusumda, Bedirde vefat eden multeci sahabelelere icim daha cok acidi. Yurtlarindan yuvarindan atilmis veya kacmis ve daha hayatini yeni yeni kurmaya calisirken birde olumun acimasizligiyla yuzlesin, onlarin ardindan kalanlara acidim. Bugun bende Suriyeli genc gibi multeciyim. Onun icin onun ailesini daha iyi anliyorum. Bi de aci olan ne biliyor musun Hocam? Sigindigin ulkenin kolluk kuvvetlerince oldurulmen. 5 yil once Urfada TMO da bir arkadasla gorusurken(abisi mv olan ) Suriyeli kadinlari nasilda hayat kadinlari olarak pazarladiklarini kulaklarimla duyunca afalayip kaldim. Birde kadini zorlamak icin cocuguna el koyduklarini anlatiyordu.

    Ulkenin ahlaki erezyonunu o zaman farketmistim ama yapabilecegin biseyde yok aslinda.
    3 yil once Yuksekovada gorev yaparken sabah 9.40 civarinda dukkanlarinin onunde oturan esnafa akrepten seri bir sekilde esnafa ates acilde ve oracikta 4 kisi oldu. Olenlerin tatamida oldurulebilecek yerlerinden vurulmustu. Olenlerden biride yeni evli ve esi de 4 aylik hamileydi. Ben ordayken cocuk dunyaya gelmisti

  2. Su soruma Cevap ariyorum cok konusuldugu icin:
    Mesela Türkiyede cocuk yasta evlilkler deniyor ve elestiriliyor (Yanlis anlasilmasin cocuk yasta evliligi onayladigimdan degil). Ben Almanyada Devlet okullarinda ögretmen olarak calisiyorum. Buralarda kiz cocuklari 13-14-15 yasiyla bekaretini kaybediyorlar hatta buna birazda tesvik veya müsaade var desek yalan olmaz. 14,15,16 yasinda cocuk sahibi olan ögrenci kizlar var. Bunu elestiren hickimse yok. 18 yasina kadar bu isler Dünyada yasak olsun o zaman.
    Tesekkürler

  3. Bütün bir Millete lanetlenmis diyen Insan Soykirimin 1. Maddesini gecmis demektir. Siz bütün Millete lanetlenmis diyebiliyorsunuz, benim size lanetlenmissiniz dedigim yorumu yayinlamiyorsunuz. Bu nasil mantik

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin