Hocaefendi’nin boşluğunu doldurmaya başlayan işaretler

AHMET KURUCAN | YORUM

Bir önceki yazımda, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ardından oluşan fikrî boşluğun tek bir şahıs tarafından doldurulmasının mümkün olmadığını; ancak onun temsil ettiği misyonun, doğru usul takip edildiği takdirde bir heyet tarafından sürdürülebileceğini ifade etmiştim. Ayrıca, bunun için en önemli şartın değişen dünyayı doğru okuyabilmek ve Hocaefendi’nin takip ettiği temel ilkeleri bugünün şartlarında yeniden yorumlayabilmek olduğunu söylemiştim.

Yazı yayımlanmadan önce, görüşlerine değer verdiğim birkaç dostuma okuttum. Beklediğimden farklı ama üzerinde düşünmeye değer ortak bir değerlendirmede bulundular. “Yazdıkların doğru.” dediler. “Ama eksik.”

“Neden?” diye sordum. “Çünkü sen olması gerekeni anlatıyorsun. Oysa son iki yıldır olan bitene de bakmak gerekiyor. Hocaefendi’nin vefatından sonra gerçekten böyle bir heyet aklı oluşuyor mu, oluşmuyor mu? Sadece teoriyi değil, pratiği de konuşmalısın.”

Bu eleştiriyi haklı buldum. Çünkü vakıayı doğru tespit etmek sadece problemleri görmek değildir; olumlu gelişmeleri de teslim edebilmektir.

Hocaefendi’nin vefatının üzerinden yaklaşık iki yıl geçti. Bu iki yıla bütün eksikliklere, bütün sancılara ve zaman zaman yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen beni ümitvar kılan bazı gelişmeler görüyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Hocaefendi’nin yerini hiç kimse dolduramaz. Bu cümleyi artık tekrar tekrar söylemeye gerek bile yok. Onun ilmî birikimi, temsil gücü, mânevî ağırlığı ve yarım asrı aşan tecrübesi herhangi bir insanın sahip olabileceği özellikler değildi. Fakat mesele dünya geneline yayılmış böylesi büyük bir yapıda hiçbir zaman bir kişinin yerine başka bir kişiyi koymak olamaz. Asıl mesele, şahıs merkezli bir yapıdan ilke merkezli bir yapıya geçişi başarabilmektir. Hocaefendi de bunun farkındaydı ve hem sohbetlerinde hem toplantılarda bunu ifade eder hem de pratik hayatında yaşayarak gösterirdi.

Hizmet’in ‘ulus ötesi’ dönemi

İşte son iki yılda beni en çok sevindiren gelişmelerden biri, bu yönde atılan adımlar oldu. Mesela, eskiden pek çok meselede insanlar tabiî olarak Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kanaatini bekliyordu. Bugün ise istişare mekanizmalarının daha fazla çalışıyor ve kararlar tek kişinin değil, heyetlerin ortak değerlendirmeleriyle alınmaya çalışılıyor. Bu süreç nihai kararların alınmasında daha yavaş ilerliyor olabilir. Fakat bu bahsini ettiğim kurumsallaşmanın tabiî sonucudur. Zira istişare, hızdan fedakârlik ister; buna karşılık isabet ihtimalini artırır.

 

 

İkinci olarak, beni ümitlendiren hususlardan biri de coğrafyanın değişmesidir. Uzun yıllar Hizmet’in ana gövdesi Türkiye merkezliydi. Bugün ise hareket, belki de tarihinin en uluslararası daha doğru bir yaklaşımla ulus ötesi dönemini yaşıyor. Amerika’dan Kanada’ya, Avrupa’dan Avustralya’ya, Afrika’dan Uzak Doğu’ya kadar çok farklı kültürlerde yetişen insanlar artık aynı meseleleri birlikte konuşuyor. Bu durum, doğal olarak bakış açısını da zenginleştiriyor. Tek bir ülkenin şartlarıyla sınırlı düşünme dönemi büyük ölçüde geride kaldı ve kalacak. Bu, küçümsenecek bir değişim değildir.

Üçüncü olarak, genç kuşakların daha fazla sorumluluk üstlenmeye başladığını görüyorum. Belki onların üslupları, kullandıkları dil farklı. Belki öncelikleri bizim kuşağımızdan farklı. Ama her nesil kendi zamanının diliyle konuşur. Önemli olan, dilin değil; istikametin korunmasıdır ve bu gençler bu bağlamda üzerlerine düşeni fazlasıyla yapıyorlar. Yeter ki eski kuşak onların önünü iradı olarak açsın. Yönetim mekanizmaları içinde onlara da yer versin.

Dördüncü olarak -ki beni en fazla ümitlendiren gelişmedir bu- artık insanlar daha rahat soru soruyor, daha rahat konuşuyor, farklı kanaatler daha rahat dile getiriliyor. Meselelerimizin böylesi bir atmosferde konuşulabilmesi, tartışılabilmesi bile bana göre başlı başına önemli bir kazanımdır. Çünkü düşünce, sessizlikte değil; müzakerede gelişir. Yeni projeler herkesin sustuğu ve yukarıdakilerden beklendiği bir zeminde üretilmez.

Eksik yanlar yok mu?

Bütün bunları söylerken elbette “Her şey mükemmel gidiyor!” demiyorum. Hayır. Eksikler, yanlışlıklar elbette vardır. Bazen gereğinden fazla ihtiyatlı davranılıyor olabilir. Bazen güncel ve aktüel dünyanın sorularını ve sorunlarını muhtevasıyla anlamakta gecikiliyor olabilir. Doğrudur. 

Fakat aynı derecede doğru olan başka bir gerçek daha var: kurucu liderin vefatına rağmen iki yıldır Hizmet Hareketi durmuş değildir. Hayat devam ediyor. İnsanlar iş başa düştü diyor ve üretmeye devam ediyor. Yeni nesiller sorumluluk alıyor. Yeni kurumlar oluşuyor. Yeni fikirler konuşuluyor. Yeni projeler ortaya konuyor. Belki en önemlisi de, Hocaefendi’nin hayatı boyunca inşa etmeye çalıştığı istişare kültürü, bugün bir zaruret olarak daha güçlü şekilde hissediliyor. Bence geleceğe bakan vechesiyle ümidimiz  tam da burada yatıyor.

Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi büyük hareketler, kurucu şahsiyetlerinin söylediklerini ezberleyerek değil; onların takip ettiği usulü devam ettirerek yaşarlar. Eğer biz Allah’ın rızasını hedefleyerek Kur’an ve Sünnet’i merkeze alan, vakıayı doğru okuyan, istişareyi esas alan, farklı görüşleri zenginlik kabul eden ve insanlığın yeni problemlerine çözüm üretmeye çalışan bir düşünce iklimini geliştirebilirsek, Hocaefendi’nin mirasına en büyük sadakati de göstermiş oluruz.

Şahıslara saygımız sonsuz ama esas olan ilkelere bağlılık diyebilir ve geleceğe de yürüyebilme cesaretini şimdi gösterdiğimiz gibi gösterebilirsek Allah nice kapılar açacaktır önümüze.

Ne diyor Kur’an: “Bizim uğrumuzda (Allah’ın rızasına ulaşmak için) bütün güçleriyle gayret edenlere biz bize ulaştıracak muvaffakiyet yollarımızı gösteririz.” (Ankebut/69) 

Hizmet “Hizmet’i el birliği ile geleceğe taşımaya varız” diyenlerindir.

7 YORUMLAR

  1. HEDEF ODAĞI OLMAMAK

    Hizmet insanlarının Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmakla, onu ortadan kaldırma niyetlerine büyük bir engel koymaktadır.

    Yani Hizmetin tekrar TR de yoğunlaşmaması, orada var olan gençlerini de yurtdışına taşıması ile tekrar bir göze cazip gelen bir Hedef olması da önlenmiş olur.

    Birkaç ay önce, eski devlet memurlarından YouTube da duyuyordum ve anlayamıyordum:
    “Tekrar ülkemize dönüp, suçla, ekonomiyle, veya dış düşmanlarla mücadele edip, ülkeyi düze çıkaracağız…”

    Perinçek bile Cemaate af çıkarılmasını savunduğunda aklıma gelen:
    – Herhalde yurtdışında Hizmet diasporasının o Ülkelerde sevilip sayılması ve etkinliklerini arttırması.
    – O diasporadan ne kadar adam koparıp, Tekrar TR bataklığına sokup, elimiz altında bulundurursak kardır, diye düşünüyor olabilir. Yeri gelince “Tenkil”, “ibade”(kökünü kazıma) için, yeniden planlar kurabilsin.

    Neticede, Okyanuslara açılmış, level atlamış bir gemi. Şişir yelkenlerini şişirebildiğin kadar, Allahın izni ile. Ne işin var tekrar dönmeye, bataklığa….

    Artık, TR ne Son Karakol, ne de İslamın Kalesi…

    Şunu da söyleyim, Ahmet Bey yazınızdaki üslup (kimseyi kırmadan, yapıcı şekilde), çok hoş olmuş, sağol, varol…

  2. Peki hizmet kurumlarında yapılan adam kayırmacılığa ne demeli?
    Ne kadar yaygın bilmiyorum.
    Amerika’da yaşıyorum.
    Size de yakınım esasen.
    Torpil ile iş yapmak hastalığı görüyorum.
    Adamını bir yere koyma hastalığı görüyorum.
    Adamını tercih ederken liyakat olsa ona da razıyım.
    Başkası olunca sertifika arayanlar değişik yeterlilik arayanlar gencecik birini diploması bile olmadan işe alıyorlar.
    HE sonrası bana çok elem veriyor bunlar. O varken de yapıyorlardı maalesef. Ama şimdi kime gidelim diye düşünüyorum körler sağırlar birbirini ağırlara mı dönüyor acaba diye düşünmeden edemiyorum

  3. Hocam, şu da bir ilahi lütuf değil mi? Tam cemaat dünyaya dağıldı. Artık sesleri kesilir, birbirinden kopar dediler. Koronosürecinin de etkisiyle dijital medya ve iletişim çağı başladı. Teknolojinin sunduğu imkanlarla hizmet gönüllüleri arasında sınırları aşan bir kaynaşma ve fikirlerin gönüllere aktarımı sağlandı.

  4. İnsan ve İçinde Bulunduğu Gemi:

    Bunu “İnsan ve Organizasyon” diye tercübe edebiliriz. Bunlar ifa ettikleri görevler açısından aynı öneme sahip. İnsan bir gemisi olmazsa denizde boğulur.

    Bunları iki ayrı Ders gibi de görebiliriz. İnsanın manevi yönündeki dersten 90-100 alsa da, Organizasyon dersine çalışmazsa 20 alır, 30 alır ve sınıfta kalır.

    Organizasyonda birşeyler yapmaya, iyileştirmeye çalışan kişiye, “Sen onu bırak da gece hayatın nasıl? Bana ondan cevap ver” denmez.

    Hele, zamanın “Koca Bir İfritle Savaşıp Gitmiş” insanlarına, sırf Organizasyon dersine çalıştı diye, bir şeyler yapmaya çalışmasını, birliği bozan “UCUZ KAHRAMANLAR” diye nitelemek hiç Adaletle, Şefkatle bağdaşmaz….

  5. GERİ BİLDİRİMİN (Eleştiri) İTİCİLİĞİ ve ÇEKİCİLİĞİ

    Bir insan neden sistemin 3 temel ayağından biri olan Geri Bildirimi yani Eleştiriyi istemez!?:

    – Uygun bir Sistem kurulmadı ise, bu iş için yeterli eleman ayrılmadı ise,

    – Veya görevli olan kişilere ilgili çözümleri üretme yetkisi verilmeyip, sadece 3, 4 kişinin üzerine bırakılıyorsa, ve bu durum ağır bir yük oluşturuyorsa,

    – Veya alt komiteler oluşturup, uzman oldukları konularda rahatça karar vermeleri sağlanmamışsa.

    Böyle bir durumla karşılaşan Cematteki Sorumlu kişiler, bu sistemi kurmazlarsa;
    bu konuların önemini bilmedikleri, veya daha rahat yönetme amaçlı olduğu,
    Anlaşılır.

    Yani tamiri gereken arabanın şaftı, uğraşılıp tamir edilmeyip, sökülüp atılırsa, motorla tekerlerin irtibatı, uyumu kesilir…..

    Devrimizde bilgi yoğunluğu muazzam seviyelere ulaştı ki, 3, 4 kişilik bir ailede, bir işyerindeki meseleleri çözmek uzun müzakereler gerektirebiliyor.

    Bunu Cemaat için kıyasladığınızda gerisini varın siz düşünün!

    Rutin haftalık toplantıların 30 dakikası Geri Bildirime ayrılırsa, yapıcı eleştiriler Cemaat düzleminde rutinleşir, herkes alışır, iticilikten çıkar; herkesin keyif aldığı üretim üstlerine döner.
    Netice; Son Model, dinamik, daha etkili bir organizasyon.

    Diğer yandan insan içinde bulunduğu organizasyon için birşeyler üretiyorsa ve buna değer verildiğini görüyorsa, organizasyonu daha çok sahiplenir.

  6. Ahmet hocam, yazınız biraz soyut olmuş, başlığa ve içeriğe bakıldığında somut örnekler doğrusu bekledim, bu konuyu derinlemesine yazmaya devam eder misiniz, somut örneklerle içini doldurarak. Gerçekten buna değer.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin