Her şeyi yutan şehir

KENT YAZILARI | ALPER ENDER FIRAT 

Gelecek yıl İstanbul’un iki takımı Tuzlaspor ve İstanbulspor Süper Lig’e çıkacak gibi duruyor. Şu anda Birinci Lig’in ilk iki sırasını paylaşan bu iki takım yılı böyle bitirdiği takdirde, gelecek yıl Süper Lig sekiz İstanbul takımıyla oynanacak. Geçmiş dönemin etkili Anadolu kent takımları birer birer ortadan kaybolurken İstanbul futbolda da, tekel olmaya gidiyor.

Zaten İstanbul karakteri gereği hiçbir konuda kendine şerik istemez. Bir şerik çıkmasına da asla müsaade etmez, tarih boyunca hep böyle olmuştur. O hiçbir üstünlüğü paylaşmaz, hiçbir kentin kendisine rakip olmasına müsaade etmez, doğal hinterlandında ne varsa kendinde toplar. Bu coğrafyadaki saygınlık, itibar, ekonomi, spor, sanat, eğitim ne varsa her şey İstanbul’a akar, bu konuda dayanılmaz da bir cazibesi vardır. Sadece bugün değil neredeyse 2000 yıldır kendinden başka her kente taşra muamelesi yapmaktadır o.

Bu durum aynı zamanda kendisinden başka kentlerin bir kimlik geliştirememesine sebep olur. İstanbul’un bu cazibesine dayanmak, karşı koymak neredeyse mümkün değildir. Kendinden başka her yeri çoraklaştıran bir cazibedir bu.

20. yüzyılın başında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti İstanbul’un bu cazibesine direnmek için çok çaba sarf etmiştir. Onun, 1700 yıllık başkentliğine son vermesi bir yana Ankara ve İzmir gibi ona şerik olabilecek kentlerin var olması için de bütün imkanları açmışlardır.

Siyasi mülahazaları ayrı tutuyorum. Bu siyasi açıdan çok yanlıştı çünkü bütün İslam dünyasında ve eski Osmanlı coğrafyasında İstanbul’un tartışmasız üstünlüğü söz konusuydu. İstanbul’un başkent olması demek bütün bu coğrafyada kültürel olarak hüküm sürmeye devam etmek demekti. Bu nedenle İstanbul’un başkentliğinden vazgeçmek Osmanlı’nın geçmiş bütün müktesebatından da vazgeçmek anlamı da taşıyordu.

Bu konuyu bir tarafa bırakırsak yeni kurulan ülkede, İstanbul haricindeki kentlerin üzerinde durulması, ülkeyi bir arada tutacak farklı kentlerin ortaya çıkartılması yönünde çaba sarf edilmesi doğru bir tercihti. Ankara dışında İzmir’in de kendi kimliğiyle ortaya çıkması için devleti yönetenler büyük çaba gösteriyordu. Hatta başka Anadolu kentlerinin kimlik olarak ortaya çıkabilmesi için sanayi ve kültürel yatırımlar yapıldığını söylemek mümkün. Samsun, Eskişehir, Malatya, Kayseri, Denizli gibi Osmanlı döneminde pek de belirgin olmayan şehirler ülkenin yeni yöneticilerinin çabalarıyla ortaya çıktı ama bunların devamı gelmedi.  

Bugün İstanbul anaforu her şeyi yine kendinde topluyor, kendine çekiyor, ülkenin her alandaki değerini kendinde topluyor.

İstanbul’a direnmek tarih boyunca mümkün olmadığı gibi şimdi de kolay değil. Ancak burada vahim olan devleti yönetenlerin her şeyi İstanbul’da toplamayı, İstanbul’u çok sevme olarak anlamasıdır. Her şeyin İstanbul’da toplanmasının en çok İstanbul’a bir tehdit olduğunu anlayacak bir zihin kapasitesi yok maalesef.

Avrupa’da orta büyüklükteki kentler her şeyi yutan devasa şehirlere futbol ile direnebilmişlerdi. Barcelona, Liverpool, Manchester gibi şehirler futbol kulüpleri sayesinde, kendisinden çok daha büyük, siyasi ve ekonomik güce sahip şehirlere böyle direnebilmişlerdi. Hatta bu kulüpler sayesinde daha popüler, daha itibarlı, daha saygın kentler hale geldiler. Günümüz Avrupa’sında futbol, şehirlerin kimliklerinin gelişmesinde, yaşayanların aidiyet duymasında, kentlerin popüler hale gelmesinde çok önemli bir fonksiyon icra ediyor. Dünya çapında başarılı olmasa bile o kentinin takımı etrafında herkes birleşebiliyor, orta hatta düşük başarılara sahip takımların statları bile tıklım tıklım doluyor. (Korona günleri istisna.)

Türkiye’de de mesela Trabzon’un kendisinden çok daha kalabalık ve ekonomik olarak güçlü şehirlerden daha popüler olması futbol kulübü sayesinde oluyor.

Futbol, Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de kent kimliklerinin oluşmasında, büyük rol oynayabilirdi. Ancak bu konuda bile her şey İstanbul lehine gelişiyor. Son yıllardaki beceriksiz yönetimler Bursa, Eskişehir, Adana, Mersin, Kocaeli, Sakarya gibi köklü kent takımlarının alt liglere düşmesine neden oldu. Bu kentler futbol kulüplerini en az Trabzonspor gibi diri tutmayı başarabilselerdi çok daha kimlikli kentler haline gelebilirlerdi. Ancak görünen o ki İstanbul futbolda da Türkiye’yi yutuyor.

1 YORUM

  1. Çok güzel yazı, çok orijinal tespitler…
    Hele şuna bir bakın:
    “İstanbul’un başkent olması demek bütün bu coğrafyada kültürel olarak hüküm sürmeye devam etmek demekti. Bu nedenle İstanbul’un başkentliğinden vazgeçmek Osmanlı’nın geçmiş bütün müktesebatından da vazgeçmek anlamı da taşıyordu.”

    Çok teşekkürler…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin