‘Hekimoğlu İsmail’ vefat etti; ‘Minyeli Abdullah’ yetim kaldı

‘Minyeli Abdullah’ın yazarı Hekimoğlu İsmail (Ömer Okçu) hayatını kaybetti. Timaş Yayınevi’nden yapılan açıklamada, “Yayınevimizin kurucusu kıymetli büyüğümüz Ömer Okçu’yu, kamuoyunun tanıdığı ismiyle Hekimoğlu İsmail’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.” denildi. Hekimoğlu, 2002 yılında Pazar günü Eyüp Sultan Camii’nde sabah namazı kılarken beyin kanaması geçirmiş ve felç olmuştu.

‘Hekimoğlu İsmail’in asıl adı Ömer Okçu. 1932 yılında Erzincan’da doğan Hekimoğlu İsmail, müstear adını Hekimoğlu lakabıyla tanınan dedesi İsmail Efendi’den almış. Babası Fahri Efendi, Kazım Karabekir Paşa’nın ordusunda uzun yıllar askerlik yapmış ve İstiklâl Madalyası kazanmış bir isim.

Ömer Okçu, ilkokul birinci sınıfa giderken, 12 Aralık 1939 gecesi yaşanan büyük Erzincan depreminde göçük altında kalıyor. Hekimoğlu yaralı olarak kurtarılıyor ancak ağabeyi Hakkı ile kız kardeşi Bedriye hayatını kaybediyor. Ortaokulu bitirdiğinde, yerde bulduğu gazete parçasında bir ilan gören Hekimoğlu, astsubay olmaya karar veriyor. 22 yıl askerlik yapıyor.

Kişisel internet sitesinde hayatının kalan bölümü şöyle anlatılıyor:

“1952’de Nihal Atsız’ın teşvikiyle bir yandan milliyetçi kitap ve dergileri, bir yandan da Batı klasiklerinin büyük bir bölümünü okudu. Sefiller ve Monte Cristo Kontu en çok etkilendiği kitaplar oldu. 1953’te Serdengeçti ve Büyük Doğu dergileriyle tanıştı. O güne kadar hiçbir dinî eğitim almayan ama dergilerde okuduğu İslami hayattan etkilenen Ömer Okçu, bu konuda araştırmalar yaptı. İlk işi Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini okuyup namaza başlamak oldu. Bu dönemde sık sık camilere gitti ve tanıştığı hocalara sorular sordu.

Yine aynı dönemde Said Nursi’nin dinî kitaplar yazdığını ve bu yüzden hapiste olduğunu öğrendi. Bundan çok etkilenip Risale-i Nurları okumaya ve anlamaya çalıştı.

Necip Fazıl tarafından neşredilen Büyük Doğu dergilerini satın alıp otobüslere, vapurlara, trenlere bırakmaya başladı. 1954’te kendi kendine Kur’an okumayı, Osmanlı Türkçesini ve yardımcı kitaplarla İngilizceyi öğrendi. Sık sık Sahaflar Çarşısı’na uğramaya başladı. Zaman zaman Zeyrek Camii’nde Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin sohbetlerine katıldı.

1956 Ağustos’unda Erzurum-Kandilli 6. Zırhlı Tugay’a tayini çıktı. Bu dönemde hafta sonları Mehmed Kırkıncı Hoca’nın, Erzurum Murat Paşa Camii’ndeki sohbetlerine katıldı. 1958’in başlarında Tarihçe-i Hayat’ın basıldığını öğrendi ve bir grup arkadaşıyla birlikte Emirdağ’da Bediüzzaman’ı ziyaret etti.

Tuzla Uçaksavar Okulu’nda katıldığı 6 aylık kursu başarıyla tamamlayan Ömer Okçu, Amerika’ya füze eğitimi almaya gitti. Amerika’dan Necip Fazıl’a yazdığı mektup Büyük Doğu’da yayınlanınca bu dergideki yazarlığı başlamış oldu.

Türkiye’ye döndükten sonra 1959 yılında evlendi. Ümraniye’deki evinde geceleri gizli gizli Minyeli Abdullah romanını yazdı. Roman ilk defa 1965’te Babıali’de Sabah gazetesinde neşredildi.

1967’de yayın hayatına başlayan İttihad gazetesinde “His ve Fikir” başlığıyla 1971’e kadar köşe yazıları yayımlandı. Hekimoğlu İsmail imzasıyla yayımlanan Minyeli Abdullah romanından dolayı evi arandı, pek çok defa sorgulandı. Bunca baskınlara, sorgulara rağmen yazmaktan vazgeçmedi. 1972 yılında ordudan emekli oldu.

1972’te Yeni Asya gazetesinde makaleleri neşredildi. 1974’te İstanbul’da kurduğu Türdav Basım Yayın Ticaret Limited Şirketi’nde genel müdürlük yaptı. 1976 yılının Ocak ayında Sur Dergisi’ni çıkardı. Dergide on farklı isimle yazılar yazdı. Aynı yıl Hizmet Vakfı’nın müdürlüğünü üstlendi; Risale-i Nurlar’ı bastırmaya başladı. Böylece Sözler Yayınevi kurulmuş oldu. Ardından “Tevafuklu Kur’an”ın ilk basımını gerçekleştirdi.

Yurt içinde ve yurt dışında yüzlerce konferans verdi. 1982’de arkadaşlarıyla birlikte Timaş Yayınevi’ni kurdu.

Minyeli Abdullah romanı 1989’da filme çekildi. Yücel Çakmaklı’nın yönettiği ve iki bölüm halinde gösterilen film, döneminin gişe rekorlarını kırdı.

1992 yılında yayımlanan “Demek ki Öyle” başlıklı, imam hatip lisesi öğrencilerinin askeri okullara alınmasını savunduğu yazısından dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandı. Aynı yıl Bayrampaşa ve Şile Cezaevlerinde beş hapis yattı.

1994’te Harran Üniversitesi Fahri Edebiyat Doktorası unvanına layık görüldü.

Hekimoğlu İsmail, 3 Şubat 2002 Pazar günü Eyüp Sultan Camii’nde sabah namazı kılarken beyin kanaması geçirdi ve yoğun bakıma alındı. Dört buçuk ay sonra hastaneden evine taburcu edildi. Hastalık sonrası sol kolunu ve bacağını kullanmakta zorluk çeken Hekimoğlu İsmail, kitap çalışmalarına, köşe yazılarına kaldığı yerden devam etti.

Menan Cinleri ismiyle yazdığı hikâye kitabı, tiyatroya uyarlandı. Tercüman Çocuk dergisinde yazdığı yazıları daha sonra çocuk kitabı olarak yayımlandı.”

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

4 YORUMLAR

  1. Allah rahmet etsın. Mekani cennet olsun İnşallah.

    Gençliğimde etkılendiğim bir yazardi. Kendisi ile gurur duyardım.

    Yukarıdaki uzun islami maratonunu hayretle ve takdirle okudum.

    Yalnız 15 Temmuz dan bir iki gün sonra “Fetö” tabirinide kullanarak içinde olduğu ve hatta et-kemik gibi bir olduğu Hizmet Hareketi ni darbecilikle suçlayan o açiklaması BENDE OLAĞANÜSTÜ ŞAŞKINLIK yaratmış ve muhabbetim yok olmuştu.
    Fethullah Gülen
    “15 Temmuzu ben yapmadım
    Yapanların içinden bizden olup da gafletle katılanlar varsa ilkelerimize ihanet etmişlerdir….”
    Dediği halde Hekimoğlu İsmail fetö tabirinide kullanarak ilk günden Fetullah Güleni
    Hem darbe yapmakla
    Hemde sonrasında yalan konuşmakla zimnen suçlamış olması bende deprem etkisi yapmıştı.

    O güne kadar benim için Gülen ve Hekimoğlu yalnızca Allah rızası peşinde halisane koşan insanlardı..

    Ondan sonra kimin doğru yerde durduğunu araşdırmaya başladım.
    Netice nazarım da Gülen doğru yerdeydi, en hafif tabirle Hekimoğlu İsmail ise aldatılmış yani darbeye inandırılmış konumdaydı… Çünkü onunda servetine el konulacaktı ve korumaya çalıştı…
    İnsanın dili varmıyor söylemeye ama doğruya, hakka dünyayı feda ettı…

    Sonra onca Zülme bir itirazını da okumadık…

    Dik durmak ne kadar da zormuş demek ki…

    Allah rahmet etsin..

    • Bütün bunlari yazar da biliyor olsa gerek, buna ragmen bahsetmiyorsa bunun üzerinde de düsünmek lazim. Hocaefendi de bir taziyede bulundu, bundan bahsedebilirdi, bahsetmediyse bunun üzerinde de düsünmek lazim.
      Hekimoglu Ismail felcli, oldukca yasli bir insandi. Birkac gün icinde kitap yazmasi zaten beklenemezdi. O yasta magdur olmamasi icin böyle bir operasyona baskalari onun adina girmis de olabilir. Simdi bir düsünelim: Yusuf Bekmezci abinin de böyle bi kitabi ciksaydi, bu kadar magduriyeti yasamasaydi daha iyi olmaz miydi?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin