AHMET KURUCAN | YORUM
Geçtiğimiz günlerde 91 yaşındaki İslam Hukuku hocası Hayrettin Karaman’ın yaptığı konuşma YouTube platformunda yayınlandı. Kamuoyunda çok dikkat çekmedi. Ama izlenme oranı konuşma yaptığı vakfın sair konuşmaları ile birlikte mütala edildiğinde daha fazla…
Bana göre parti müftüsünün -ki bu isimlendirme bana ait değil- konuşması, hem içeriği hem de dili itibariyle, Türkiye’de dindar muhafazakâr zihin dünyasının “ötekine” nasıl baktığını göstermesi açısından ibretlik. Özellikle Hizmet Hareketi’ne yönelik örtülü göndermelerle dolu bu konuşma, adaletin nasıl büküldüğünü ve ilim kisvesi altında nasıl zulmün meşrulaştırıldığını açıkça gösteriyor. Sırf bu nedenle okumakta olduğunuz yazıyı tarihin sayfaları arasına koyulması için kaleme alıyorum.
Programda Hayrettin Karaman, “ötekine adalet” meselesini kendisine sorulan bir soru üzerinden ele alıyor. Görünürde klasik bir ilmî sohbet. Ama kavramlar, örnekler ve kaçamaklı cümleler dikkatle dinlendiğinde, konuşmanın doğrudan bugünün Türkiye’sine ve özellikle de Hizmet’e dair örtük ama anlayana oldukça net göndermelerle dolu.
Toplumdaki bireyleri birkaç kategoriye ayırıyor: salih mümin, fasık mümin, mümin olmayan ama nüfus kağıdından dini İslam yazan, resmen gayrimüslim olan, çizgiyi aşan, bizden olmayan… Ardından, kamu görevi gibi alanlarda kimlerin neyi hak ettiğini bu kategoriler üzerinden tanımlıyor.
Bizden olmayana ‘adalet’ yok!
“Adalet herkese eşit davranmak değil. Eşitlik bazen zulümdür bazen adalettir. Çoğu insan bunu karıştırıyor!” diyor ve devam ediyor: “Fasıka görev verilmez; ona görev vermemek zulüm değil, adalettir. Eşit davranmayı haketmeyen bir kişiye eşit davranmak zulümdür, haksızlıktır.”
Fakat asıl dikkat çeken şey, bu kategorilere hangi grupların sokulduğu söylemiyor. Ona göre adalet, herkesin hak ettiğini almasıdır ama kimin neyi hak ettiğine de “biz” karar veriyoruz demek istiyor. “Biz”den olmayanlar, adalet dairesine zaten dahil değil demeye getiriyor. Onlara verilen her hakkı fazlalık gibi görüyor.
Evet orada isim vermiyor ama önce “Kur’an eskidi!” diyen, “Anayasa yeter!” diyen, “Bilim var artık!” diyen tiplemeler çiziyor. Ardından, “Bizden olanlara muhasım olanlar!” gibi ifadeleri de ilave ediyor. Onun bu son sözleri 2013 sonrası yazdıklarıyla birlikte düşünüldüğünde, Hizmet Hareketi’ne gönül verenleri tarif etmekten başka bir şey değil.
Bu bir niyet okuması deği midir?
Ben de sordum bu soruyu kendime. Benim bana verdiğim cevap şu oldu; hayır, bağlam okumasıdır. Hayrettin Karaman’ın geçmişteki söylemleri, kamuoyuna yansıyan makaleleri ve içinde konuştuğu akademik çevre dikkate alındığında, kimin kastedildiği şu götürmez biçimde ortadadır.
Bu konuşma Bursa İlahiyat gibi, kavramsal alt yapıyı ve politik bağlamı bilen bir dinleyiciye hitaben yapıldığı için açıkça isim vermesine gerek bile duyulmamış. Zaten böyle bir ortamda kimin ne dediği değil, ne kastettiği önemlidir. Herkes anlamıştır.
Allah’a karşı sorumluluğun var!
Hayrettin Karaman’a bir çift sözüm var: Siz 91 yaşındasınız. Bütün bir ömrünüz boyunca “İslam devleti nasıl olur? Şeriat toplumu nasıl inşa edilir?” sorularına kafa yordunuz. İslamcıların duayeni oldunuz. Ama ne yazık ki geldiğiniz noktada adalet adına zulme meşruiyet kazandıran bir söylemin taşıyıcısı ve İslamcı AKP’nin neredeyse bütün pisliklerinin üzerine örten müftüsü haline geldiniz.
Bugün, Hizmet Hareketi mensubu olduğu gerekçesiyle binlerce insan hapse atıldı. Aralarında bebekler, çocuklar, yaşlılar, kalp hastaları, lohusa kadınlar, gencecik kızlar var.
Suçları mı? Ev ziyaretine gitmek. Kitap okumak. Kimisi sırf anne babası KHK’lı diye yıllar sonra tutuklanıyor. Siz hâlâ “Onlar fasık! Bizden olmayan! Çizgiyi aşanlar!” gibi laflarla bu zulmü meşrulaştırmaya çabalıyorsunuz…
İlahiyatçı olmak, devletin hoşuna gidecek cümleleri fıkıh cilasıyla süslemek değildir. Allah’a karşı sorumluluğunuz var. Fıkhın size öğrettiği “maslahatı”, “zarureti” iktidarın maslahatına göre değil, mazlumun lehine kullanmakla mükellefsiniz! Madem ki bu kadar yaşa erdiniz, bari hakikati görün. Şimdiye kadar görmediniz, bari bundan sonra hakikati dillendirin!
Bugün Türkiye’de gerçek adalet kimin suçlu olduğuna değil, kimin suçsuz yere ezildiğine bakmayı da gerektirir. Ve eğer bir gün bu ülkede adalet yeniden tesis edilirse, inanın o günün hâkimi sizin bu konuşmalarınızı da, kimleri “öteki” ilan ettiğinizi de unutmayacaktır.
“Keşke Hayrettin Karaman bunları seslendirirken bir de kendi mahallesine baksaydı!” diyecektir.
Onun 3 ciltlik hatırat kitabına verdiği isim benim son cümlelerim olsun: “Bir Varmış Bir Yokmuş!”

Kaybetmek kuşağında kazanmak, kazanmak kuşağında kaybetmek. Ne ince bir cizgi. Ve ölüm ne büyük bir mürşit ve ne önemli bir niğmet. Bakalım görelim Mevlam neeyler, neylerse güzel eyler.
İnsallah bunu kasitlı ve menfaatti için yapıyorsa ebu cehille cehennemde birlikte olurla imansız giger …
Karaman, Allah sana adaleti ile muamele etsin. Etsin de, adalet nasıl olurmuş anla.
İRONİDİR
Ahmet Bey…
Adalet herkese eşit uygulanmaz. Bu büyük kaideyi nasıl bilmezsiniz..
Boğaziçi mi bitirdi? Onlar okusun, bizim çocuklar koltuğa otursun.
Sen puan al, o mülakattan geçsin. Hayat işte. Kader.
Niyet önemli. Biz Allah için yapıyoruz bunları.
Köprüyü de, ihaleyi de, kadroyu da.
Arada kendi çocukları da zengin oluyor. Ne yapalım, nasip.
Zulüm mü? Olur.
İftira? Gerekirse.
Zindan? Allah sabır verir. Arada olur böyle bi kaç milyon uğrar hapse ne var ki.
Çünkü biz büyük düşünüyoruz. Hep ümmet için…
Yüzbinlerce insan mı mağdur oldu? Onlar da sınav olsun diye yaratıldı zaten.
Biz geçelim diye düşenler lazım. Hikmet böyle işler.
Duymadın mı sen.
Eğer Dünyanın Allah katında bir sinek kanadı değeri olsaydı, Kafirlere bir yudum su vermezdi ondan.
Boşuna mı dedik biz onlara, su bile yok bunlara su diye.
Hadi iyiler ya.
Cehenneme odun olmuycaklar mı ki sonunda zaten.
Bak biz merhametliyiz yine. Hadi iyisiniz.
Devletin jetiyle hacca gideriz,
Allah’tan af dileriz,
Yine aynı koltuğa döneriz.
Ne güzel değil mi?
En son da döner,
Size bir “fasık” deriz,
Siz bir köşeye çekilirsiniz.
Biz de devam ederiz. Çünkü biz hep haklıyız.
Çünkü biz biziz.
Tahammülsüz müslümandan Allah a sığınırım..
Hizmet mensublarının karıları ve kızları cariyelerimizdir… diyen tiplere bir sözü olmayan hiç bir müslüman Ben müslümanım demesin… Korkaklardan müslümana hayır gelmez.
Sayın Ahmet Kurucan,
Bu siyasal İslamcıların Fakih’ine arasıra cevap veriyorsunuz. Bu tarihe not düşmek için önemli. Fakat gördüğüm kadarıyla Siyasal İslamcılar, Kur’an’ın hükümleri ancak İslâm Devleti’nde geçerlidir. İslâm Devleti kuruluncaya kadar Siyasal İslamcılar laik, demokratik bir devlette iktidar olsalar Kur’an’ın nasih-mensuh ve tedricilik hakikatinden faydalanıyorlar. Kendilerini İslâm Devleti’ne giden yolda ana aktör olarak görüyorlar. Diğer grup ve toplumları kendilerine yakınlık ve karşıtlık durumuna göre Kur’anî terimlerle sınıflandırıyorlar.
Bu düşünceye sahip oldukları için:
1. Faiz, rüşvet, adam kayırma, ihaleye fesat karıştırma vb konularda henüz İslam Devleti olmadığı için zaruret ve mübah.
2. Devletin cari kanunları kendi menfaatleri için gerektiği şekilde çiğnenebilir, askıya alınabilir. Çünkü bu kanunlar İslâmî kanunlar değil.
3. Her nekadar İslâm birliği, Müslümanların vahdetinden bahsettikleri yerde, Hocaefendi’nin tabiriyle ittihattan bahsederken iltihakı kasdetmektedirler. Çünkü İslâmı temsil konusunda kendilerini ana unsur olarak görmektedir.
4. Siyasal İslamcıların bu bakış açısına sahip olmalarında ana sebep; Hz Muhammed’i sav siyasi bir lider, Devlet adamı olarak konumlandırmaları. Oysa siyasete ait konular İslâmî konular içinde %3-5 gibi bir yer tutmaktadır.
Ayrıca “Medine Sözleşmesini” değerlendiren araştırmalar Efendimizin konumunu iki şekilde ifade etmektedirler:
1. Güvenilir Hakem
Çünkü Medine Yahudileri ile Ensar arasında yüzyıl devam eden Buas Savaşları sebebiyle aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde “Güvenilir Hakeme” ihtiyaçları var.
2. Güvenilir Hakîm
Efendimizin bu konumunda kabulde yine en önemli etken; Efendimizin güvenilirliği etken rol almaktadır.
Sonuç olarak; nasıl ki Efendimiz’in sav hayatı savaşlar, gazveler etrafında örgütlediği gibi İslâm’a ait hükümler siyasete indirgendiği için günümüz Müslümanları İslam’ın tebliğ ve temsilinde aciz ve yetersiz kalmaktadırlar. Bu durum istikamet çizgisinden savrulmadır. Başta Müslümanlar ve İnsanlığın yeniden sırat-ı müstakîme hidayeti için “Mehdi Mücedditlere” ihtiyaç var.
Onlarin yaptiginin Zülüm, Kul hakkina tecavüz, Topyekün Zülüm, Masumlari hatta Sülaleboyu cezalandirma oldugu kesin. Bu Konuda %100 yanindayim.
Onun, onlarin böyle olmasi senin Dosdogru olmana mani, senin Dogrulari apacik ortaya koymana engel degildir! Onlarin yaptigi yanlislarla kendini aklaman dogru degildir.
Iki sorunun cevabi cok önemli:
1- Bu dönemde, son 15 yilda, herseyi apacik neler oldugunu ortaya koymalisin. Tamamini, kendi aleyhine olsada.
2- Bu dönemin Esas Aktörlerine karsida Tavir alacaksin. Akp, Derin yapi … bu dönemde kimin usakligini yapti. Ne anlasmalar yapti? Sirf Defolulari, cikar odaklari, haset ve kin sahiblerinin acigini kullanan ve onun emrine uymak zorunda kalanlarmi?
Tetikciye kiziyorsun, lanet yagdiriyorsun, Azmediriciyi görmüyorsun. Azmettirici, Tetikcinin acigini bularak ve bazi cikarlar vaadederek Tetikcinin eli mahkum hale gelmesini saglamistir!
(Örnek Yillardir MIT tirlari denilen Tirlar CIA Titlari cikti, MIT diyet ödemis sirf veya CIA nin subesi)
Bu tarz adamlar hakkında yazıp çizmeniz bence kelime israfı. Sizi görmezler, duymazlar. Duysalar bile dinlemezler. Dinleseler bile anlamazlar… Siz boşverin bu tipleri.
Sevgili Ahmet Bey,
keşke Karaman ve benzeri iktidar destekçilerinin bu dönemde yapılan haksızlıkları (sadece Hizmet Hareketine karşı değil, haksızlığa uğrattıkları herkese) hangi dini argümanları kullanarak meşrulaştırmaya çalışıyorlar konusunda daha fazla yazsanız. Belki bu konuda daha önce yazdınız ama hem çok zaman geçti, hem de yeni bir çok şey yaşandı. Bu konularda derinlemesine incelemelere ihtiyaç var. Bu gençlerinden dinden soğumasında da bir neden olarak görülüyor.
Aşk estetiğinde anlatılan Barsisa…
“Aşk estetiğinde anlatılan Barsisa..” tabirinize bayıldım berrin hanım. Çok zarif, tam yerine oturacak şekilde. Sorun şu ki, müslümanların zina kadın erkek ilişkisi bağlamında alıcıları çok açık, net kesin ayrımlarla bunu görebiliyorlar, vartaya düşmüyorlarda, Hayrettin Karamanın tam da düştüğü gibi, Zinadan bilmem kaç bin defa ağır suçları, zulmleri irtikap ediyorlar, manevi iştirakçisi oluyorlar da farkında değiller. Sanırım buna da ayrı bir kavram bulursunuz. Ama çok sevdim tabiriniz tam yerine oturuyor.
Entellektüelitem yetmeyebilir Ahmet bey lakin bulabilirsem hiç şüpheniz olmasın paylaşırım. Bu milletin insanlarının ölürken veremeyeceği hesap; gerçek kişi olarak tanımadığı, sofrasına oturup yemeğini, hayatının dertlerini paylaşmadıklarını kolayca elbirliği yok edebilmeleridir. Yok etmenin ilk basamağı aile içinde başlar, oturduğunuz apartmandaki komşularınıza uzanır sonra sokağınıza sonra mahallenize sonra şehrinize sonra ülkenize… Halide Edip in eseri “Vurun…” veya dilden dile anlatılan Ezo gelin misali… Veya memleket hikayelerinde anlatılan yatık emine misali.. Bu Ülke insanı adalet ile hüküm etmeyi seçmez! Gerçek bu