ARZU KEÇELİ | KONUK YAZAR
Bu yazı, sadece eğitim yolculuğumu değil, aynı zamanda görme engelli olan abimin ve annemin yıllar süren sabırlı çabalarını anlatıyor. Annem, iki görme engelli çocuğuna nasıl rehberlik edeceğini en iyi bilen kişiydi…
Çocukluğumuzdan itibaren kitaplarımızı annem okurdu. Bizim eğitim aldığımız yıllarda sesli kitaplara ulaşmak neredeyse imkânsızdı. Bilgiye erişim, ancak birinin sesini ödünç alabilirsek mümkün oluyordu. Hatta ben ortaokula giderken evimizde bir kayıt cihazı bile yoktu. Bu yüzden annem, aynı bölümleri tekrar tekrar sesli okumak zorunda kalırdı. Yorulsa da, hiç şikâyet etmezdi. Çünkü o ses, bir sevginin, bir sabrın, bir inancın sesiydi.
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık eğitimi aldım ve rehber öğretmen olarak çalıştım. Abim ise edebiyat öğretmenliği mezunuydu ve başarılı bir öğrenci olarak eğitimini tamamladı. Her birimizin kitapları farklıydı. Benim kitaplarım psikoloji terimleriyle doluydu, abiminkiler ise edebiyatla ilgili metinlerle. Annem her iki alana da yabancıydı ama içtenlikle yaklaştı. Sabah bana psikoloji kitapları okur, öğleden sonra abime edebiyat metinlerini seslendirirdi.
Okuya okuya gelişti, geliştikçe bizlerle birlikte öğrendi. Bilmediği kelimeleri öğrenmeye, zorlandığı yerlerde konuyu anlamaya başladı. Zamanla sadece okuyucu değil, anlatıcıya, sadeleştiriciye dönüştü. Bilimsel terimleri öyle güzel anlatır hale geldi ki, bazen ondan dinlediklerimi sınavlarda örnek olarak kullanıyordum.
Bir gün, bir psikoloji deneyini konuşurken, annem şöyle dedi: “Maymuna önce muz gösterip sonra marul vermişler. Birkaç kere böyle yaptıktan sonra tekrar muz göstermişler ama maymun almaya gitmemiş. Küsmüş. Hayvanı niye bu kadar yoruyorlar?”
O an, annemin sadece okuduğunu anlamadığını, aynı zamanda duygusal bir sezgiyle yorumladığını fark ettim. Bu başka bir düzeydi; artık metinleri yorumluyordu.
Başka bir gün, bahçemizdeki narları toplayıp sürekli nar yememizi isteyen babama gülerek şöyle demişti: “Bu kadar nar yedik ki narsist olduk!”
Ben de sormuştum: “Anne, narsist ne demek?”
Cevabı netti: “Kendini çok seven, sadece kendini seven insan.”
Bunu o kadar doğal ve doğru bir şekilde söylemişti ki, tanım kitaplardan çıkmış gibiydi.
Abim artık aramızda değil. Onu genç yaşta kaybettik. Ama annemin sesi, onun da başarı yolculuğunda hep yanındaydı. Abim üniversite eğitimini başarıyla tamamladı. Onun bu başarısında annemin emeği büyüktür. Annem, hem bana hem de abime yıllarca sabırla kitaplar okudu, adeta öğretmenlik yaptı…
İki farklı bölümde okuyan iki görme engelli çocuk… Ve her bir satırı sesine yükleyen, bıkmadan, usanmadan okuyan bir anne…
Ben de üniversiteyi bitirip öğretmen olabildiysem, bunu annemin sabrı, sevgisi ve eğitime olan inancıyla başarabilmişimdir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık, yalnızca bir meslek değil, insanlara ışık tutma arzumdu.
Ancak 15 Temmuz 2016 sonrası yaşanan süreçte, bir KHK ile mesleğimden ihraç edildim. Çok sevdiğim işimi yapamaz hale geldim. Bu kararla çalınan yalnızca benim emeğim değildi; aynı zamanda annemin yıllarca verdiği, sabırla ördüğü emeği de elimizden alındı.
Bugün Anneler Günü… Ve ben şuna inanıyorum: Bir annenin çabası, bir çocuğun hayatında silinemez bir iz bırakır. O izleri kimse silemez. Belki görevimden edildim ama kazandığım değerleri, annemin sesiyle aldığım eğitimi, gönlümde taşıyorum.
Bu yazıyı Anneler Günü’nde, sadece bir teşekkür değil, bir anma olarak kaleme alıyorum. Çünkü bazı anneler çocuklarını sadece dünyaya getirmez. Onları bilgiyi bıkmadan, usanmadan bazen defalarca aynı şeyleri seslendirerek büyütür. Bizim karanlıkta kalmış sayfalarımızı kendi sesiyle aydınlatır.
Bugün, öğretmen olabildiysem, bunu annemin sabrı, sevgisi ve eğitime olan inancıyla başarabilmişimdir. Annemin emeği olmadan bu noktaya gelmem imkânsızdı.
İyi ki varsın anne.
Senin sesinle büyüdük, senin sesinle gördük.
Ve senin sesinle hayata tutunduk…

sizin gibi güzel insanlar yetiştiren anne de ank sizin kadar güzel olurdu zaten