Güzel niyetlerle yapılmış hiç bir hizmet boşa çıkmaz

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN 

Üstad Hazretleri Emirdağ Lahikası’nda günümüz şer güçler tarafından hayata geçirilmekte olan çok büyük bir tehlikeden haber vermektedirler: “Öylelerinin siyasetinin bir nokta-yı istinadı şudur ki: “Cemaatin selâmeti için fert feda edilir. Vatanın selâmeti için eşhâsın hukuku nazara alınmaz. Devletin siyasetinin selâmeti için cüz’î zulümler nazara alınmaz.” diye, birtek câni yüzünden bir köyü mahvetmekle bin mâsumun hakkını nazara almaz.”

Üstad Hazretleri bu düşüncenin beşerin selâmet, adalet ve sulh-ü umumîsini mahvedecek bir mahiyete sahip olduğunu vurgulamaktadırlar. Kur’an’i olan  “Birisinin hatasıyla başkası mesul olamaz.” kanunu ile mukabele ederek bu problemin üstesinden gelinebileceğini, aksi takdirde meydana gelen iki dünya savaşlarındaki büyük tahribatlarda olduğu gibi, beşerin içtima-i hayatının en vahşi ve sefil bir duruma düşeceğini ifade etmektedirler.

Dünya çapındaki radikal hareketlerin önlenmesi ve dünya sulh ve salahını temini…

Aslında burada, dünya çapında bütün insanlık için söz konusu olan büyük bir tehlikeye dikkat çekilmektedir. Günümüzde en gelişmiş ülkelerde bile müşahede edilen radikal hareketlerin ve benzer şekilde menfi milliyetçilik akımlarının yükselmesinde de Üstad Hazretlerinin işaret ettiği şekilde beşeri karanlıklara sürüklemek isteyen o kişilerin ve toplulukların büyük bir etkisi vardır.

Bu tehlikeyi bertaraf etmek için Hizmet Hareketi gönüllülerine ve gerçek manada insanlığın huzur ve selametini düşünen ve bu uğurda mücadele edenlere çok büyük işler düşmektedir. Yaşanan sürece bu açıdan da yaklaşıp değerlendirmek faydalı olacaktır.

Hizmet Hareketi mensupları süreç önçesine kadar en büyük himmetlerini Türkiye’deki hizmetlere vermişler ve ikinci planda dünyadaki hizmetleri ele almışlardır. Türkiye üzerinden meydana gelecek güzel gelişmelerden hareketle bir model oluşacağını ve bu şekilde bütün dünyanın ihtiyacı olan huzur ve barışın dünya üzerinde  teessüs edeceğine inanmışlardır.

Böyle olunca da, yaşanan süreçte Hizmet Hareketine gönül veren insanların tasfiyesi onlarda büyük hayal kırıklıkları meydana getirmiş, ümit kırıcı olmuş ve kuvve-i maneviyelerini sarsmıştır.

Hizmet insanlarının ülke içerisindeki bütün birimlerden ve kurumlardan tasfiye edilmesi olayını, hem hizmet içerisinden, hem de hizmet dışarısından bazı insanlar bir başarısızlık olarak algılamaktadırlar. Bugün için bu mağdur insanlar  mesleklerini yapamamaktadırlar. Bu durum aynı zamanda, uzun yıllar boyunca verilen emeklerin ve elde edilmiş tecrübelerin boşa gitmiş olduğu düşüncesine yol açmıştır.

Arzu edilen hedeflere ulaşmayı beklerken ve bu hususta önemli mesafeler alınmışken, birden her şey tersine dönmüş, iş sadece tasfiyeyle de kalmamış, sahip oldukları en temel haklar bile ellerinden alınmıştır.  Bir kısmı hapishanelere atılmış, bir kısmı yurt dışına kaçmak zorunda kalmış ve yurt dışına çıkamayan bir kısmı da gaybubet yapmak zorunda kalmışlardır.

Ünitelerde yetişmiş kalifiye elemanların model ve maya olması… 

Diğer taraftan Cenab-ı Hak’kın güzel niyetlerle yapılmış olan hiç bir hizmeti boşa çıkarmadığını ve maddi ve manevi olarak yapılmış dualara icabet edeceğini Kur’an’da vaad etmiş olduğunu da biliyoruz.

O zaman, bu hakikatler ile bu olanları nasıl telif edebiliriz? Üstad Hazretleri ile başlattırılmış ve Hocaefendi ile devam ettirilmiş ve milyonların bu uğurda mallarıyla ve canları ile yıllarca çalışıp fedakarlıklarda bulunduğu bu hizmetler başarısız mı olmuştur ya da neticesiz mi kalmıştır? Hizmet Hareketi’nin hizmet alanının Türkiye ve ana hedef kitlesinin Türkiye’deki insanlar olarak düşünülmesi bu tarz soruların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.  Halbuki Allah Rasulü’nün (sav) ümmetine ve dolayısıyla Hizmet insanlarına koyduğu hedefin belli bir coğrafyaya münhasır olmadığını “Başka değil, Biz seni bütün âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik” âyet-i kerimesinden ve “Benim adım güneşip doğup battığı her yere ulaşacaktır” beyan-ı Nebevilerinden çok iyi biliyoruz.

O zaman, günümüzde esas olan şey, Hizmet duygu ve düşüncesine sahip olan insanların yeryüzünde ulaşılabilen her bir yerde temsil edilebilmesidir. Bunun böyle olması gerektiğini, Ahir zamanda hak ve hakikatın yeryüzünde tekrar hüküm ferma olacağı ile ilgili olarak Kur’an’dan istihraç edilerek elde edilen haberlerden, Nebev-i beyanlarda verilmiş olan beşaretlerden ve büyüklerin bunlardan hareketle verdikleri müjdelerden anlıyoruz.

Toplumların yeniden inşa edilebilmesi, ancak her üniteden yetişmiş olan insanların varlığıyla mümkün olacaktır. Sürece kadar geçen zaman içerisinde yapılan hizmetlerin neticesinde, Türkiye’de her bir ünite içerisinde çok sayıda vasıflı insan yetişmiştir.

Bu yetişen insanların, Dünya’nın her tarafına dağılarak, gidilen yerlerde sahip oldukları güzelliklerin ve değerlerin oralara taşınmasına ve oralarda maya vazifesi görerek bu toplumların inşasına katkı sağlamalarına ihtiyaç vardı. Gidilen beldelerdeki müsbet düşünce sahipleri ile bir araya gelerek, dünya çapında gelişen menfi ve radikal akımlarla mücadele ederek dünyanın huzur ve barışına katkı sağlamak gibi misyonları eda etmeleri gerekiyordu. Böyle bir misyonun eda edilebilmesi ise toplumun her renk ve kesiminden, her bir meslek alanından insanlarla mümkün olabilirdi.

Allah (cc) halkettiği değişik vesilelerle, bitkilerin tohumlarının yeryüzüne dağılmasını sağladığı gibi, yaşanan süreçle, Türkiye’de toplumun her kesiminden yetişmiş olan bu insanların, ihtiyaç olan yerlere ulaştırılması gibi çok zor bir işi gerçekleştirmiş oldu. Şimdi gidilen bu coğrafyalarda, bu insanlar bulundukları toplumlara entegre olma sürecini yaşamaktadırlar.

Adanmış insanlar  “başarı, muvaffakiyet” gibi kendisini ilgilendirmeyen hususlarla zihinlerini meşgul etmemelidirler…

Bizim değil, Allah’ın (cc) ihtiyar ve murad ettiği şey hayır olandır. Bize kalsa bizim bilip düşünemeyeceğimiz ve gerçekleştirmeye güç getiremeyeceğimiz bu neticeleri, Allah (cc) süreç boyunca Hizmet insanlarına yaşattıkları ile tahakkuk ettirmektedir. Hizmet insanlarına düşen şey ise, Allah’a (cc) itimat içerisinde, takdirlerine rıza ve teslimiyet göstererek, hizmetlerine aşk ve şevkle devam etmeleridir.

Hem sahip olunan birikimlerin değerlendirilebilmesi, hem de toplumdaki her bir ünitede temsil edilebilmeleri adına, eğer mümkünse, Hizmet insanlarının kendi mesleklerini yapmaya gayret etmeleri de önemli bir husustur. Belki, Hizmet insanlarının hepsinin kendi mesleklerini bu hicret beldelerinde icra etmeleri bugün için mümkün olamayabilir. Ama orta vadeli yapılacak plan ve programlar ile bu husus realize edilmeye çalışılmalıdır.

Eğer yaşanmış hadiselerin melekut yönündeki bu hikmetleri, güzellikleri ve takdirleri görebilirsek, bu hadiselere sebebiyet veren arkadaşlarımıza kızarak ve küserek hizmetten uzaklaşmaya hakkımızın olmadığını da anlamış oluruz. Aynı şekilde, süreç sonunda Hizmet hareketinin geldiği noktada başarısızlığa uğramadığını, bilakis misyonunu bütün dünya çapında tam edebilmesi için gerekli olan şartların hazır hale getirildiğini ve bunun da asla bir başarısızlık olmadığını görebiliriz.

Hocafendi’nin “Adanmışlık  ve Beklentisiz Olma” yazısında, yapılan hizmetlerin geri dönmemesi karşısında sergilenmesi gereken tavır ile ilgili çok önemli tesbitleri ile konumuzu noktalayalım: “İşte âhiret âlemine bakan yönü itibarıyla dahi, bu ölçüde engin bir adanmışlık anlayışına sahip olan bir insan, zannediyorum, yaptığı hizmetlerin geriye dönüp dönmemesi mevzuunda da herhangi bir beklentiye girmeyecek ve “başarı, muvaffakiyet” gibi kendisini ilgilendirmeyen hususlarla zihnini meşgul etmeyecektir…

Yani insan önce acizlik ve fakirliğinin farkında olacak, sonra da adanmışlık mülahazasıyla hareket edecek ve “yaptıklarım geriye dönmedi, iltifat ve teveccüh olmadı, demek ki başarılı olamadım” diye bir anlayışa kapılmayacak; kapılmayacak ve bundan dolayı hır gür çıkarmayacak, streslere girmeyecek, anguazlar yaşamayacak ve kaderi tenkit etmeyecektir…

Hem insan, yaptığı hayırlı işleri, geriye dönüşe, teveccühe, mutlak muvaffakiyet ve zafere bağladığı takdirde, eğer Cenab-ı Hakk’ın murad-ı sübhanisi o istikamette tecelli etmezse, ümitsizliğe düşer ve inkisar üstüne inkisar yaşar. Ayrıca siz bu şekilde bir beklentiyle hareket ettiğinizden, arkanızdaki insanlar da teşettüt-ü ârâya düşebilir ve size olan teveccüh ve hüsn-ü zanlarında kırılmalar hâsıl olabilir. Bu durum, fasit bir daire gibi, sizin de kuvve-i maneviyenizi alıp götürür ve muvaffak olunamadığında atf-ı cürümler, kırgınlık ve hırçınlıklar kendini gösterir.

Hocaefendi’nin bu sözleri üzerinde ciddi düşünmeye ve bunlar üzerinde etraflıca müzakerelerde bulunmaya ne kadar çok ihtiyacımız var, değil mi?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin