Güvenli bölge mi, ateş hattı mı? 

ANALİZ | ERHAN BAŞYURT

ABD, sonunda Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna askeri operasyon yapmasına ‘yeşil ışık’ yaktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump’ın telefon görüşmesinin ardından, Beyaz Saray’dan dün yapılan açıklamada ABD’nin operasyona destek olmayacağını ama Türkiye’nin bölgeye yakın zamanda operasyon yapacağı kaydedildi.

ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri birliklerinin dün sabah itibarıyla çekilmeye başladığı açıklandı…

***

Peki neler oluyor? 

ABD neden geri adım attı? 

Türkiye’nin hedefleri ne? 

Türkiye’nin güvenli bölge kurma ve Suriyeli mültecileri oraya yerleştirme planı işler mi? 

YPG ve ‘Demokratik Güçler’ bu girişimi nasıl karşılar? 

Türkiye’nin batağa sürüklenme riski var mı? 

ABD NEDEN GERİ ADIM ATTI ? 

ABD, uzun süredir Fırat’ın doğusuna Türkiye’nin askeri operasyon yapmasını engelliyordu.

ABD, Ankara’nın PKK’nın Suriye uzantısı olmakla suçladığı YPG ve yerel Arap örgütlerinden oluşan ‘Demokratik Güçler’ ile IŞİD’e karşı temizlik operasyonu yaptı.

YPG ve Demokratik Güçler’e, binlerce TIR silah ve techizat yardımı yardımında bulundu, askeri eğitim verdi. 

Ancak sürpriz bir şekilde, bölgedeki ortaklarını yüzüstü bıraktı.

YPG, ‘’ABD bizi sırtımızdan bıçakladı’’ diyerek sürpriz karara tepki gösterdi

Yaklaşan başkanlık seçimleri, Trump hakkındaki azil süreci, ABD’nin kararını etkileyen unsurlardan birisi. 

Trump’un uzun süredir çekilmek istediği ve seçimlerde bu yönde vaatte bulunduğu biliniyor.

Suriye’de IŞİD’i ciddi oranda gerilettiler ancak, Esed yönetimi Rusya ve İran desteğini alınca ciddi nüfuz kaybettiler. 

Bu gerekçeler, Trump’ın dün yaptığı açıklamalara da yansıdı.

ABD’nin Suriye’de IŞİD ile savaşmak için kalması gerekenden daha uzun bir süre bulunduğunu belirten ABD Başkanı Trump, bundan böyle Suriye’deki durumla Türkiye, Avrupa, Suriye, İran, Irak, Rusya ve Kürtlerin başa çıkması gerektiğini belirtti.

‘’Bizim için çoğunluğu aşiret mücadeleleri olan sonu gelmeyen saçma savaşlardan geri çekilme ve askerlerimizi eve getirmenin vakti geldi” dedi.

ABD’nin geri çekilme nedenlerinden bir diğeri ise, aileleriyle birlikte sayıları 80 bini bulan IŞİD tutuklularının durumu. 

Trump dün Avrupa’dan gelen IŞİD militanlarını Avrupa’nın geri almak istemediğini, ABD’nin de artık ödediği yüksek bedele IŞİD militanlarına hapiste tutamayacağını söyledi.

Bu husus, Beyaz Saray’ın resmi açıklamasında da ‘’Son iki yıl içerisinde terör örgütü IŞİD’den geri alınan bölgedeki tutuklu IŞİD’lilerden artık Türkiye sorumlu olacak’’ denilerek net şekilde yer aldı.

ABD açısından karar, bir nüfuz kaybı ve geri çekilmedir. ABD’nin müttefiklerini ‘’kullanıp, işi bitince sattığı’’ algısı da, ABD aleyhine ciddi güven erozyonuna neden olacaktır.

Erdoğan, Türkiye’nin 3 milyon Suriyeli için önerdiği güvenli bölge haritasını BM Genel Kurulunda göstermişti.

TAMAMI YPG KONTROLÜNDEKİ BÖLGE

Türkiye’nin amacına gelince, Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’nda bunu net olarak dile getirdi.

Erdoğan, Cerablus, Münbiç, Kobani, Tel Abyad, Suluk, Rasulayn, Dırbasiye, Amude, Kamışlı ve Malikiyye yerleşimlerini içine alan, 30 kilometre derinlikte 480 kilometre uzunluğunda bir ‘barış koridoru’ kurmak istediklerini elindeki Suriye haritası üzerinden işaretlenmiş şekilde açıkladı.

Bu yerleşim birimlerinden Cerablus, Fırat Kalkanı Harekatı ile alınmıştı. Geriye kalan bölgenin tamamı Ankara’nın ‘PKK’nın Suriye uzantısı’ olarak kabul ettiği YPG’nin kontrolünde.

Erdoğan’ın gösterdiği haritada, bu bölgeye Türkiye’deki 3 milyon 800 bin resmi Suriyeli göçmenin 1-2 milyonunun yerleştirilmesi öngörülüyor.

Erdoğan, BM konuşmasında hattın ‘’Rakka ve Deyrizor’a indirilmesi halinde’’ Türkiye, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinden dönecek Suriyeli sayısının 3 milyona kadar çıkabileceğini ifade etmişti.

Hattın bu şekilde 100 km derinleşmesi demek, halihazırda ABD’nin kontrolündeki bölgenin tamamen Türkiye’ye ihale edilmesi anlamına gelir. 

ABD sürpriz kararı ile, operasyonda kararlı NATO müttefiki Türkiye ile çatışma alanı oluşturmama ve Türkiye’yi Rusya’ya yanaşmaktan alıkoyma amacı da gütmüş olabilir.

Bu konuda, resmi açıklamalara yansımış bir husus yok. Ancak ABD’nin Türkiye’ye Patriot füzeleri ve F35’ler dahil 100 milyar dolarlık bir paket hazırladığı yakın zamanda medyaya yansımıştı

TÜRKİYE, KÜRT KORİDORU’NU KESMEK İSTİYOR

YPG, Suriye’nin üçte birini, Türkiye sınırının ise dörtte üçünü kontrol altında tutuyor.

Türkiye’nin operasyon ile dile getirmediği hedeflerinden birisi, ‘Kürt koridoru’nu kesmek, Suriye Kürtleri’nin de Irak Kürdistanı benzeri bir özerk bölgeyi kalıcı hale getirmesini engellemek. 

Daha önce Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı operasyonları, bu koridorun ‘denize ulaşması’nı engellemeyi hedefliyordu.

Şimdi ‘barış koridoru’ ya da ‘güvenli bölge’ ile üçüncü bir adım atılarak, ‘Bağımsız Büyük Kürdistan’ hayallerinin önüne set çekilmeye çalışılıyor.

YPG ve bölge güçleri açısından bir diğer sorun da, buraya yerleştirilecek Suriyeli mültecilerin demokrafik yapıyı, nüfus yapısını ciddi oranda değiştirecek olması… 

Geçmişte Saddam ve Esed yönetimleri bunu denemiş ve ters tepmişti, bu kez tutup tutmayacağını zaman gösterecek…

YPG VE DEMOKRATİK GÜÇLER ÇATIŞIR MI?

Türkiye’nin, Afrin, İdlib ve Cerablus’ta olduğu gibi, ÖSO birlikleri ve yerel güçlerin desteğinde bu operasyonları yöneteceği açık.

Tüm bu süreçler boyunca hava sahasının açık olması ve ABD koruması altında bulunması elzem… Aksi halde Rusya destekli Esed yönetiminin iznine ihtiyaç var… 

ABD’nin tamamen bölgeden çekilmesi halinde, YPG’nin Esed yönetimi ile ‘özerklik’ karşılığı anlaşması ve merkezi yönetimin denetimini talep etmesi de, Türkiye için büyük bir risk. Türkiye, istenmeyen yasa dışı bir işgalci konumuna düşebilir ve hava koridorunun da kapatılması halinde, perişan olur…

Afrin, İdlib ve Cerablus’ta, YPG Türkiye ve desteklediği güçlerle çatışmadı. Burada nasıl bir pozisyon alacakları merak konusu?

YPG ve ‘Demokratik Güçler’, yaptıkları ilk açıklamada Türkiye’ye karşı topraklarını savunacaklarını iddia ettiler.  

YPG açısından, Suriye’deki süreç boyunca elde ettiği kazanımların çok büyük oranda kaybedilmesi söz konusu.

Türkiye, geçmişte YPG ile işbirliği yapmıştı. Lideri Salih Müslim’i kırmızı halı ile karşılamış, Kobani’ye Barzani’nin Türkiye toprakları üzerinden ağır silah sevkıyatına izin vermiş, YPG yaralılarını Türkiye’de tedavi etmiş ve Süleyman Şah’ın sandukasını Türk toprağı Türbesi’nden ortak operasyon ile taşımıştı… 

Şimdi ‘PKK uzantısı’ olmakla suçladığı YPG ile tekrar masaya oturursa kafalar hayli karışacak.

YPG, Türkiye’nin resmi tezinde olduğu gibi, ‘’PKK’nın Suriye uzantısı’’ ise bir çatışma halinde, PKK’nın da Türkiye topraklarında yeniden kanlı saldırılar gerçekleştirme riski ve ihtimali de var.

IŞİD’İN GARDİYANLIĞI TÜRKİYE’YE VERİLDİ…

Fırat’ın doğusuna yönelik askeri operasyona, ABD izin verdi ama Almanya başta Avrupa ülkeleri tepkili gözüküyor.

Uluslararası kamuoyunun bundan sonra izleyeceği politika destek mi yoksa Türkiye’yi caydırmaya mı yönelik olacak, sürecin başarısını bu tavır etkileyecektir.

Türkiye açısından bir diğer büyük sorun, sayılarının 80 bini bulduğu iddia edilen IŞİD tutukluları ve ailerinin durumu olacak. 

Tamamı, Türkiye’nin sağladığı kolaylık sayesinde geçen Avrupalı militanları ülkeleri kabul etmiyorsa, Türkiye ne yapacak? ABD daha fazla tutuklu tutamayacağını söylerken, Türkiye tutacak mı? 

Türkiye’nin IŞİD karnesi zaten parlak değil. Atacağı her adım farklı bir tartışmayı alevlendirecek. IŞİD’e karşı etkin mücadele eden YPG ve ‘Demokratik Güçler’in geri çekilmesi ya da Türkiye’ye karşı çatışmacı bir politika belirlemesi, IŞİD’e toparlanma fırsatı da verebilir. Bu da Türkiye’nin hedef haline gelmesine neden olacaktır. 

TÜRKİYE FATURAYI NASIL KARŞILAYACAK?

Ankara’nın çözüm bulması gereken diğer büyük sorun,  operasyonun ağır maliyetinin nasıl karşılanacağı…

Türk ekonomisinin durumu parlak değil. Enflasyon ‘kağıt üstünde’ tek haneye düştü gösterilse de, elektrik, köprü ve otoyollara zam gerçekte yüzde 20’ler civarında olduğunu teyit ediyor.

Türkiye, operasyon yapıp çekilmeyi değil, belirli bir süre kalıcı olmayı öngörüyor. Bu da, TSK’nın ve desteklediği OSÖ benzeri güçlerin operasyon ve sonrası maliyetlerinin tüm bu süreç boyunca karşılanması, en az 2 milyon mülteciye yeni ve güvenli iskan yerleri inşa edilip ihtiyaçlarının karşılanması gibi büyük bir maddi yük demek… 

Türkiye, Avrupa başta olmak üzere dünyadan bu maliyetin karşılanmasını istiyor. Erdoğan, BM kürsüsünde de bunu dile getirdi. Ancak, bilinen Türkiye’ye verilmiş bir söz yok henüz…

Suriyeli mültecilerin zorla veya gönüllü olarak bölgeye yerleştirilmesi ‘barış koridoru’ için yeterli de değil. Bu tür büyük mülteci kampları, bir süre sonra kaçakçılık, insan ticareti ve radikal örgütlerin üstleri haline de gelebiliyor. Pakistan’daki, Afrika’daki, Ortadoğu’daki bir çok milyonluk kamplar bunun acı örnekleri ile dolu. 

Mültecilerin zorla ‘güvenli’ bölgeye göç ettirilmeye çalışılmaları da, uluslararası hukuk açısından baş ağrıtacak bir konu…

EVDEKİ BULGURDAN DA OLMAK RİSKİ!

Sonuç olarak, ‘barış koridoru’ kağıt üstünde iyi gözükse de, başarısı bir çok faktörün eş zamanlı gerçeklemesi ile mümkün.

Türkiye’nin YPG ile uzlaşması ya da YPG’nin çatışmaması, ABD’nin bölgede kalmaya devam etmesi ya da Rusya destekli Esed yönetiminin onayının alınması, uluslararası kamuoyunun siyasi ve maddi desteğinin elde edilmesi, Suriyeli mültecilerin söz konusu bölgeye yerleşmeye razı olmaları… başarı için gerekiyor. 

Aksi halde, Türkiye için şehitler vermek, mali ve siyasi bir batağa saplanmak, ‘’Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak’’ ya da ‘’Pirus bir zafer, astarı yüzünden pahalı bir zafer’’ elde etmek riskleri var. 

Umarım uzun süredir planlanan askeri operasyon, tüm bu riskleri bertaraf edecek nitelikte hazırlanmıştır, ‘güvenli bölge’ tesisi TSK için kansız ve kolay, Suriyeli mülteciler ve Türkiye için de hayırlara vesile olur…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin