“Gülün de çatlasınlar!”

YORUM | Av. OSMAN ERTÜRK

Bir büyüğümden duydum bu sözü yakınlarda… Dertli, yüreği acılarla yoğrulmuş bir gönül insanı, saygı duyduğum birisi o. Söyleyenin hayat tecrübesi, yaşı, çektiği çileleri düşününce, bu sözü boşa söylemiş olmayacağını, zamanlamasının da manidar olduğunu düşündüm. Son zamanlarda memleketin düştüğü durumu, bazı gruplara özellikle de hizmet hareketine yapılan zulmün onu çok etkilediğini biliyorum. Yaptığı analiz ve okumalardan, “Zamanın hızla gülmeye doğru evrildiğini” düşündüğünü algıladım.

Gülmenin umut kaynağı olduğunu hangimiz inkâr edebilir? Onun bir yaşam iksiri, kalbin ferahlatıcı meltemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Üzüntüyle yoğrulmuş, acıların bizi içten içe kemirdiği bir dönemi yavaş yavaş geride bırakıyoruz. “Tekerin tümseği aştığı” bir zaman aralığında olduğumuz ümidini taşıyorum. Ne dersiniz? “Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz.” diyor Victor Hugo ve “İnsan gülebildiği kadar insandır.” diyen Moliere ise gülmeye başka bir bakış açısı getiriyor.

Kontra bir bakışla, başlıktaki sözü ve söylendiği ortamı sorgulayıcı bir gözle tekrar önüme koydum.  Allah Allah dedim içimden biraz temkinli. Gülünecek ne halimiz var da söyledi acaba bu sözü diyerek biraz zihnimi kurcaladım. Memleketin durumuna baktım, meslektaşlarımın yaşadığı sıkıntıları, müvekkillerimin zor hallerini anımsadım. İçerdeki dostlarımı, bebekleriyle dört duvar arasına tıkılan anneleri, Dünya’nın dört bir yanına gitmek zorunda kalan muhacirleri, işkenceye maruz kalan, zorla kaybedilen insanları düşündüm… Hele Meriç’in soğuk sularında boğulan o güzel insanları düşündükçe ayrı bir kahroldum. Azınlıklıkta olan vatandaşlarımızın çektikleri, Kürt vatandaşlarımızın çileleri hemen gözümün önüne geldi. Bu kadar çile, dert ve ızdırap varken “Gülmek biraz bonkörce bir hissiyat yansıtma şekli olmaz mı?” diye düşünmedim değil.

Bu git geller içindeyken, Kolombiyalı, 20. yüzyılın en önemli yazarlarından, 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü‘nü kazanan Gabriel Garcia Marquez’in sözleri imdadıma yetişti. “Her an gülümse, boşver ne düşündüğünü bilmesinler. Ve her şeye rağmen patlat bir kahkaha, bırak neden güldüğünü merak etsinler. Öyle güzel gülmelisin ki, İnsanlar seni ağlatmaya utanmalı. Hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile.” diye muhataplarına meydan okuyan ifadeleri, çölde vaha gibi kendine çekti apansız.  “Öyle güzel gülmelisin ki, insanlar seni ağlatmaya utanmalı.” dedim tekrar ve tekrar. Çatlasın muhataplar karşıya yansıyan portredeki etkileyici manzaradan.

Diğer taraftan son yıllarda yaşanılan hadiseleri, paranın iki yüzü gibi düşünmek yararlı olacaktır. Memlekette ağlatılan milyonlarca insanın güzel bir gülümsemesi, yeri geldiğinde bir kahkaha patlatması nasıl darmadağın edecek o zalim güruhun planlarını. Belki de onların elleri ayaklarına dolaşacak zalimlik yaparken. Dikkat ederseniz insanları bıktırma için gereksiz gözaltı uygulaması, gözaltının uzun tutulması, sonra tutuklama, daha sonra cezaevinde işkence, ilaçlarını vermeme, kadınlara ve hamile insanlara bulaşma, insan kaçırma gibi hadiseler hep bu mantıkla değerlendirilmelidir. Aynı şekilde Hizmet hareketine karşı yıllarca diş bileyenlerin, “Ortada bir şiddet yok. Daraldık. Dosyalar ilerlemiyor.” deyip, tiyatro darbeden medet umması da bu yüzden. Çünkü muhataplarını alt edemediklerini görmek, mağdurların birbiriyle yardımlaşması, omuz omuza verip ayak durması, yaptıkları zulme karşı bir nevi gülümsemeleri, “Yezit artıklarını” çileden çıkarıyor. Daha büyük zulüm için diş biliyorlar ve aslında zulümleri arttıkça sonları yaklaşıyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başından beri yakın arkadaşlarıma “Hiçbir zulmün kalıcı olamayacağını, Yezit neslinin günümüzdeki artıkları için geri sayımın hızla ilerlediğini, Hizmet hareketi ve onunla anılan insanlara kurulan kumpaslarında bir bir açığa çıkacağına olan inancımı anlatıyorum. Devletin kayıtlı bankasına para yatırmanın, kontrol ettiği sendikasına üye olmanın, herkese açık bir haberleşme programını kullanmanın suç olmadığını söylüyorum. Bir darbe kumpasıyla insanları tuzağa düşürüp, durumdan haberi olmayan gariban askerlere ve öğrencilere müebbet vermenin göz boyama olduğunu, darbenin asıl faillerinin “Başkan, yeni yetme bakan ve sır küpü” olarak ortada dolaştığını ifade ediyorum. Onların (Şimdilik bilemediğimiz bir-iki düzine iştirakçilerinin) orkestra şefliği yaptığı, bunun haricinde geri kalan askerlerin masum olduğu ve göz boyamak için yüzlercesine bol keseden müebbet verilmesinin haksız olduğunu” düşünüyorum. Asıl fail olan üçlü şebekenin hesap vermesi gerektiği çok açık. Zamanı geldiğinde bu da olacak ama “Yeter ağladığımız yıllardır. Hadi gülelim.” deyip önce kendimize, sonra çevremize üfleyeceğimiz ümit nefesi bunun kapısını açacak. Dünya’nın her bir ucunda karşılık bulacak bu ferahlık, sizi üzmek isteyenleri de çatlatacak. Asıl failler ne kadar sürdürebilirler ki bu zulmü? “Küfür devam eder, zulüm devam etmez.” diye söylenen söz boşuna mı söylenmiştir? Elbet sonu gelecek aslı astarı olmayan bu linç döneminin.

Goril ve Robespierre başlıklı yazısında Ahmet Altan şöyle diyordu: “Korkmayın. Unutmayın hayat geçici bir şeydir, hepimiz öyle ya da böyle geçip gideceğiz, korkmaya değmez. Korkacaksanız, sevdiklerinizin tutuklanmasından, ölmesinden değil, onların boyun eğdiklerini, onurlarından vazgeçtiklerini, ruhlarını sattıklarını görmekten korkun.” Yanlış bir şey yapmayan, masum on binlerce insana yapılan zulüm arşa dayandı neredeyse. Ağlamakla mayalandı bir nesil yaklaşık altı yıldır. Gülmenin vakti yaklaşıyor yavaştan ve temkinli. Yıllardır yapılan zulüm karşısında, Altan’ın dediği gibi “Ruhlarını satmayan” %90’ın üzerinde insan var. Bu zaviyeden bakınca gülmenin, içinde direnme barındıran bir silah olduğunu söyleyebiliriz. Masum insanın başı öne eğmemesi, yüzünü gizlememesi, dışarda olanların ise daha çok görünür olması, fasit çemberin kırılmasını sağlayacak. Bu duruş, mevcut zulmü icra edenleri daha çok düşünmeye sevk edecek, planlarını bozacak. Tedirginlik sırası yer değiştirecek ve onlar düşünmeye başlayacak. Zalim güruhu, üzüntü sahnesi gördükçe yaptığı şeyde haklıymış havasına sokmak, aslında “Hakkın hatırını kırmak” değil mi?.

Gülmek ruhun ilacıdır

Ünlü filozof Sokrates adil olmayan bir yargılama sonucu, bundan yaklaşık 2500 yıl önce ölüme mahkûm edilmişti. Karısı Sokrates’e “Haksız yere idam ediliyorsun” diye hıçkırarak haykırır. Sokrates “Ne yani? Haklı yere idam edilseydim daha mı iyiydi?” der. Bu örnekten mülhem, günümüzde hizmet mensubu diye on binlerce insan büyük bir linçe maruz. Fakat dosyalarına baktığımızda, incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle suçlanıyorlar. Kuran okumak ve dini sohbetlere katılmak dâhil, iki elin parmağını geçmeyecek sayıda suçlama bunlar. Onların dik duruşunu tarih şimdiden yazdı bile. Çözülme bekleyenler avuçlarını yalıyor. Kuru kuruya bir gülme değil de çaba sarf ederek kapıları açmak gerek. Hareket içinde olup, maziyi en sert şekilde eleştirenler bile mağdurlara destek için gayret sarf ediyor. Mağduriyeti görüyor. Diğer taraftan 15 Temmuz kumpasını kör gözler bile görmeye başladı. Tutuklanıp serbest bırakılanlar, mağdur insanlara ulaşıp, onlara destek olurken yakalanıp tekrar tutuklanıyor. Fedakârlığa bakar mısınız? Köşesine çekilipçilesini doldurmuyor.  Küheylan gibi çatlayıncaya kadar durmak bilmiyorlar. “Bunlara su yok, ağaç kökü yesinler.” diyerek kendini paralayanlar, bu sosyal gerçeklik karşısında er geç pes etmek durumunda. Başka çareleri yok. Elbet bir gün o vakit gelecek.

Akıl dışı suçlamaları ciddiye almamak lazım. Hayatı olumlu idrak etmek, mutlu yaşamak ve geleceğe ümitli bakmak için bu suçlamaları elinizin tersiyle itip gülümseyin. Sokrates gibi haksız yere biz cezaya çarptırılsa bile onu gülerek karşılamak, başını öne eğmemek tarihe altın harflerle yazılmanın başlangıç noktası değil mi? Gülmek belki de insanoğlunun en değerli icadı. İlaç gibi bir şey o. İyileştiremeyeceği şey yok bir gülümsemenin. Gülümseme, saadeti müjdeleyen bir ikaz. Sahip olduklarımızı düşünüp şükretmek ise yanaklarda güller açmanın vesilesi. Gülmenin üflediği vakar ve asil bir duruş, elimizdeki güzellikleri görüp, hayatta olmanın, nefes alıp vermenin ihtişamını düşünmektir. Bu muhteşem değer, gülmemizi tekraren güçlendirecek bir olgudur. Yaşadığımız stres ve sıkıntıları bir tarafa bırakıp, yanaklarımıza mucizevi bir dokunuştur gülmek. Hiç ihmal edilecek bir şey değil o. Moliere in dediği gibi, güldüğümüz kadar var olacak ve ayakta kalacağız. Sizlere zulmedenleri, sizi üzerek ayakta duranları, tek sermayesi kötülük olanları çatlatmak için gülün. Siz güldükçe onlar çatlayacak zinhar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin