Görevli anne ve babalar

Fotoğraftaki ahtapot gibi Graneledone boreopacifica türü bir derin deniz ahtapotunun 53 ay süren kuluçka dönemi tüm hayvan türlerinde bildirilen en uzun süre olarak kayıtlara geçti. | NOAA/Monterey Körfezi Akvaryumu Araştırma Enstitüsü

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

“Halbuki bütün annelerin şefkatleri, Cenâb-ı Hakk’ın rahmet tecellilerinin ancak bir parıltısıdır.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Sözler, 7. Söz)

Amerika’nın Monterey Körfezi Akvaryumu Araştırma Enstitüsü’nden Dr Bruce Robinson, hemen hemen bütün anne ahtapotların çok adanmış, çok fedâkar olduklarını söylüyor. Dr. Robinson’un ekibiyle birlikte keşfettiği Graneledone boreopacifica türü ahtapot bunun güzel bir örneği.  Bu ahtapotu, insansız sualtı aracı (ROV) ile yaklaşık 1.400 metre derinlikte, büyük bir kanyonunun dibinde keşfetti araştırmacılar. Dört buçuk yıl içinde on sekiz defa gözlemlenen anne ahtapot yerini değiştirmeden aynı yumurtaların başında nöbet tutuyordu. (Ahtapotlar ömürleri boyunca yalnızca bir defa yumurta bırakıyor, yavruların yumurtadan çıkmasından önce ölüyorlar.) Etrafında bol av bulunmasına rağmen avlanmıyordu. Yengeçler, karidesler çevresinde dolanıyor ama o, sadece çok yaklaştıklarında onları hafifçe kenara itiyordu. Zamanını yumurtaların temiz kalmalarını, bol oksijen almalarını sağlayarak ve onları koruyarak geçiriyordu.

Robinson ve meslektaşları, PLOS ONE adlı akademik dergide yayımladıkları makalelerinde yüzey sularında yaşayan ahtapot türlerinin çoğunda kuluçka döneminin 1-3 ay sürdüğünü belirtiyor. Derinlerde yaşayan bu ahtapotun 53 ay süren kuluçka süresinin, tüm hayvan türlerinde bildirilen en uzun süre olduğunu ifade ediyorlar. Peki ama, anne ahtapot bu kadar uzun süre beslenmediyse nasıl hayatta kalabildi? Derin suların düşük sıcaklığının ve ahtapotun aktif olmamasının metabolik ihtiyacı düşük tutmada etkili olduğu belirtiliyor. Araştırma ekibi, anneyi en son 2011’in eylül ayında gördü. Ekimde döndüklerinde yalnızca yavru ahtapotların geride bıraktıkları boş kapsüller kalmıştı. Anne muhtemelen görevini tamamlamış ve ölmüştü.

Chicago Üniversitesi’nden nörobiyolog Prof. Clifton Ragsdale ve öğrencisi Z. Yan Wang, ahtapotlara dair ilginç bir araştırma yayımladı. Araştırmaya ilişkin Chicago Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, dişi ahtapotların gözlerinin arasında bulunan optik bezi çıkartıldığında yumurtalarını terk edip beslenmeye devam ettikleri belirtiliyor. Ayrıca, ahtapotların tehlikeli yamyamlar oldukları, dişilerin eşlerini öldürüp yiyebildikleri, bundan dolayı yavrular yumurtadan çıkmadan ölmeye programlanmış olmalarının yavruların yenmesini önleyen bir yöntem olabileceği ifade ediliyor.

US Air Force | Foto: Sue Sapp

Saldırgan hayvanlar bile yavrularına şefkatli davranıyor. Mesela, anne timsahlar yumurtadan çıkan yavrularını ağızlarıyla nazikçe alıp suya taşıyor. “Çenesi bilhassa kemiği parçalamak için yapılmış timsahın, yavrularını çok nazikçe (ağzına) almasını, suya taşımasını, onlara bakmasını seyretmek… Bu olağanüstü.” Amerika’nın Smithsonian Ulusal Hayvanat Bahçesi müdürlerinden biyolog Craig Saffoe böyle söylüyor. Fransa’nın Lyon Üniversitesi’nden hayvan davranışı profesörü Nicolas Mathevon’un uzun yıllar süren araştırmaları bu soğukkanlı hayvanların ne kadar ilgili anneler olduklarını gösterdi. Timsah yavruları yumurtadan çıkmadan kısa süre önce sesler çıkarmaya başlıyor. Prof. Mathevon ve doktora öğrencisi Amelie Vergne, annelerin bu seslere tepki verdiğini deneylerle göstermek için on dişi timsaha yumurtalarının yerlerine gömülen hoparlörlerden yavruların seslerini dinletti. Bütün anneler seslere tepki verdi, ancak sekiz tanesi hızla gelerek daha önce yumurtaların bulunduğu yerleri kazmaya başladı. Vergne şöyle söylüyor: “Annelerin o kadar hızlı gelip gömülü hoparlörleri çıkarmalarını görmek çok şaşırtıcıydı. Timsahlar genelde çok hareketsizdirler, onları harekete geçirmek de çok zordur.”

Dino van Doorn (CC BY-SA 3.0)

Büyük Okyanus’un ve Hint Okayanusu’nun sıcak bölgelerinde, deniz şakayıklarının (anemonların) üstünde yaşayan palyaço balıkları (Amphiprion ocellaris), eşleriyle birlikte deniz şakayıklarını özenle temizleyip yumurtalar için yuva hazırlıyor. Dişi yumurtaları bıraktıktan sonra ikisi de, ama daha çok erkek yüzgeçlerini yelpaze gibi kullanarak yumurtalara daha fazla oksijen gitmesini sağlıyor. Yumurtaları sık sık ağzıyla temizleyerek tortudan ve mantardan arındırıyor. (Dişiler daha çok yuvanın güvenliğiyle ilgileniyor. Köpekbalıklarına bile kafa tutabiliyorlar.) Illinois Üniversitesi’nden Prof. Justin Rhodes ve ekibinin Hormones and Behavior adlı akademik dergide yayımlanan çalışmaları, hormonların babalıklarını nasıl etkilediğini gösterdi. Bilim insanları, erkek palyaço balıklarında izotosin adlı hormonun etkisini engellediğinde, yuvada geçirdikleri sürede ve babalık faaliyetlerinde çarpıcı bir azalma oldu. Vazotosin adlı başka bir hormonun etkisini engellediklerinde ise, zaten çok iyi babalık yapan bu hayvanlar fazla özenli babalar haline geldiler.

“Hayvanlar, yavruları küçükken vazifeleri gereği onları korumaya çalışmaktan lezzet duyar. Yavruları büyüdükten sonra o vazife biter, lezzet de gider. Hayvan yavrusunu döver, elinden yemini alır. Yalnız insanlarda annelerin vazifeleri bir derece devam eder. Çünkü insanda zaaf ve acz itibarı ile daima bir tür çocukluk vardır, insan her vakit şefkate muhtaçtır.

İşte, hayvanların horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi dişilerine bak ve anla ki; onlar o vazifeyi kendileri adına, kemâle ermek için yapmıyor. Çünkü gerekirse o vazifede hayatlarını feda ediyorlar. Vazifelerini, onlara o vazifeyi veren ve içine rahmetiyle bir lezzet koyan nimetlerin asıl sahibi Kerîm Yaratıcı hesabına, Yüce Fâtır adına görüyorlar.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Lem’alar, 17. Lem’a)

“… Bu kâinat sarayında ikinci kısım hizmetkârlar, hayvanlardır. Onlar iştahlı birer nefis ve cüzî irade sahibidir, bu yüzden amelleri hâlis bir şekilde sırf Allah için olmuyor. Bir derece nefislerine de hisse çıkarıyorlar. Mülkün gerçek mâliki, celâl ve ikram sahibi Cenâb-ı Hak da Kerîm olduğundan, nefislerine bir hisse vermek için amellerinin içinde onlara birer maaş ihsan ediyor.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Sözler, 24. Söz, Dördüncü Dal)

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin