Global ve ulusal ekonomilerde görünüm

YORUM | HAKAN TANER

Dünya ekonomisi 2008 krizinden sonraki nekahat dönemini henüz tam olarak atlatamamışken global ekonominin 2020 yılında yeni bir krizi tetikleyeceği daha sıklıkla telaffuz edilmeye başladı.

Bu konu ile ilgili çeşitli emareler de belirmeye başladı. Nitekim geçen hafta içerisinde  Suud ailesine ait petrol sahasının bombalanması bir anda petrol fiyatlarını yukarı doğru çekmeye yetti.

Bir diğer gelişme de Arjantin ekonomisinde yaşandı. Demokrasi ve ekonomisi Türkiye’ye benzer özellikler gösteren bu ülke ilginç bir şekilde Türkiye ile eş zamanlı olarak krizlere girip benzer süreçleri tekrarlayan bir ülke olması hasebiyle de ekonomi çevrelerinin ayrıca dikkatini çekiyor.

İşte bu iki gelişme sonrası ABD ekonomisinde Fed’in kontrol ettiği gecelik repo faizi yüzde ikiler seviyesinde olması gerekirken bir anda yüzde onlara kadar fırladı.

Bu oranlar en son 2008 krizlerinde görülmüştü.

Bu olay son zamanlarda yaşanan en büyük piyasa çalkantılarından biri oldu.

2008 krizini ekstradan karşılıksız dolar basarak ve bunu her tarafa saçarak bastıran ABD bu paraların bir kısmını piyasanın iyileştiğini düşünerek geri çağırmaya başlamıştı ki bu kararın çok da işlemeyeceği de bu şekilde test edilmiş oldu.

ABD Başkanı Donald Trump çok da yabancısı sayılmayacağımız bir şekilde belli aralıklarla Feile kavgaya tutuşsa da Fed ve kurumların özerk ve bağımsız yapısı, bu konuda Trump’ın isteklerine cevap vermeyerek kendi programına odaklanmayı sürdürüyor.

AB ülkelerinden en güçlüsü olan Alman ekonomisine baktığımızda orada da ekonomi bir durağanlık yaşasa da bu ülkenin gündemi bambaşka.

Almanya kamu ve belediyelerinin hizmetler sonrası yaklaşık 20 milyar euro civarı fazla veren bütçesini nasıl ve ne şekilde ve hangi hizmetler için kullanacağını tartışıyor.

Diğer AB ülkeleri içindeki zayıf halkalar da güçlü olanlara tutunarak mutlu bir şekilde hayatlarını sürdürüyor.

Bu arada Rusya ve AB ülkeleri arasında paylaşılamayan, yaşanan yolsuzluk ve rüşvet skandalları sonrası AB’nin de desteklediği eski bir tiyatrocunun cumhurbaşkanı seçilmesi ile AB bu ülkeye ilk etapta 20 milyar euroluk bir paket ile giriş yaptı. Şu an bu ülkede tüm altyapı, yollar limanlar enerji santralleri ile ilgili yoğun bir çalışma başladı bile.

Son olarak da gelişmekte olan ülkelerden Türkiye’ye objektiflerimizi çevirdiğimizde sadece son on günde yaşananları hatırlatmak bile resmin genelini görmemizi sağlayacaktır.

Fakat Türkiye’de iktidar tarafından bizzat üretilmiş altyapısı hukuk demokrasi ve özgürlük krizine dayanan ağır bir krizin olduğunun altını çizmek gerekir.

Türkiyede geçen hafta borçlar genel müdürlüğü kuruldu kurulur kurulmaz bu kuruma 110 personel atandı.

BDDK tüm ihalelerin yıldızı inşaat ve enerji firmalarının 46 milyar borcunu, tahsil edilemeyecek alacaklar kategorisine yolladı.

Geçen hafta da gün aşırı akaryakıt fiyatlarına zam geldi.

Bütçenin yüzde onunu oluşturan tekel ürünlerine sıklıkla yapılan zamlar sonrası, vatandaşların el yapımı ürünlere yönelmesi sonrası, etil alkole yüzde 100 zam yapıldı.

Açık tütün satan dükkanlara baskınlar düzenlendi.

Geçen haziran ile bu haziran arasında işsizler ordusuna bir milyon kişi daha eklendi.

Yolsuzluk olaylarının sembollerinden Egemen Bağış Prag’a büyükelçi olarak atandı. Vakıf adı altında, tarikat yapılanması gibi çalışan Okçular Vakfı, TÜRGEV vb. vakıflara milyonlarca TL para aktarımları İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetimi tarafından elde edilen veriler güncellendikçe  reisicumhur “Ben rakamların bu denli olduğunu bilmiyordum.” açıklamasını yaptı.

Son açıklanan güven endeksi 55 seviyesi ile 2008 krizinin bile alt sınırına indi.

Bankalardaki hem TL hem döviz rezervi konusunda endişe verici açıklamalar gelmeye devam etti.

Ben bu makaleyi kaleme alırken Merkez Bankası’nın yabancı para mevduatlarına olan munzam karşılıkları artırdığını öğrendim. Bunu herkesin anlayacağı dile çevirdiğimde bankadaki döviz mevduatlarından 2,1 milyar doların daha Merkez Bankası’na doğru yola çıktığını öğrenmiş olduk.

Bu arada Maliye Bakanı Berat Albayrak ilginç bir açıklamada bulundu ve İşsizlik Fonu’ndaki paraların bankaların kontrolünde olduğunu açıkladı.

Artık bankaları da yakından ilgilendiren spor kulüpleri Avrupa maceralarına hüsranla başladı.

Gündemde iç acıcı tek madde yok maalesef….

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin