Gezi’nin kurbanları, Korkmaz, Elvan, Savcı Kiraz ve bazı soru işaretleri

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Gezi olaylarının üzerinden 6 yıl geçse de soruşturmaları, ilgili davaları ve acıları devam ediyor…

Gezi olayları zamanında Eskişehir’de bir grup sivil tarafından hunharca katledilen Ali İsmail Korkmaz’ın aramızdan ayrılışının 6. yılında babası, “Oğlumun önü 4 kişi tarafından kesilip dövülüyor. Kuş yavrusu gibi yerde çırpınıyor. Yerde çırpınan canlıya vurmak insanlığa sığar mı?” diye soruyordu. Duruşmasında annesi, “Oğluna bir tokat bile atmazken bu insanların döve döve öldürdüğünü, buna hangi ana yüreğinin dayanabileceğini” soruyordu. Oğlunu 68 gün boyunca hayatta tutmaya çalıştıklarını ama başaramadıklarını söyleyen acılı anne, oğlu için ayakta kalmaya çalıştığını söylüyordu.

Evet, pusu kuran sivili, tekme atan polisi, tedavi etmeyen doktoru, üstünü örten valisi ile adeta elbirliği ile 19 yaşındaki bir delikanlıyı öldürmüşlerdi.

Gezi olaylarıyla ilintili yeni bir gelişme de, Gezi olayları sırasında öldürülen Berkin Elvan’ın dosyasına bakan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesi ile ilgili çıkan müebbet hapis kararları… İstanbul Adalet Sarayı’nda 31 Mart 2015 tarihinde Savcı Kiraz’ın DHKP/C terör örgütü mensuplarınca makam odasında rehin alınarak şehit edilmesi olayına ilişkin 4’ü tutuklu 9’u firari 14 sanığın yargılandığı (İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın) son duruşmasında tutuklu sanıklar Murat Canım ve Mustafa Koçak hakkında “Anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis ve diğer suçlardan toplam 42 yıl hapis cezası verildi.

BERKİN ELVAN, SAVCI KİRAZ

Gezi ile bağlantılı olarak ele alınıp tartışılması gereken önemli bir konudur;

Berkin Elvan’ın öldürülmesi ve onun katlini araştıran savcının infazı!

Berkin’in katli basında çok işlenmiş, Erdoğan bundan çok rahatsız olmuş, hatta ailesini meydanlardan yuhalatmış ve onların elinden bu moral üstünlüğünü almak istemişlerdi.

Böyle bir zeminde Savcı Kiraz odasında katledilmiş, sonrasında kim “Berkin..” diye ağzını açacak olsa Erdoğan, “Savcımızı şehit ettiler” diyerek üste çıkmış, hem de aile ile DHKP-C arasında bağlantı olduğu algısını oluşturmaya çalışmıştı…

Savcı Kiraz, Çağlayan Adliyesi’nde Memur Suçları Bürosu’nda görev yapmakta idi, Berkin Elvan’ın ölümüne ilişkin soruşturmayı da yürütürken önemli mesafe kat etmişti

Evet, olayı aydınlatmak üzereydi ki 31 Mart 2015 sabahı başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin büyük bir bölümünde şüpheli bir elektrik kesintisi yaşanmış, Çağlayan Adliyesi’nde de elektrikler kesilmiş, -tuhaftır ki- jeneratörler dahi devreye girmemiş, duruşmalar yapılamamıştı. Öğlene doğru da savcının rehin alındığı haberi ajanslara düşmüştü. Aynı günün akşamı da savcı öldürülmüştü.

Savcı Kiraz’ın öldürüldüğü gün Adliye’de ve sonrasında lojmanda yaşananlara bir çok yargı mensubu ve eşi tanık oldu. Savcı Kiraz’ın ailesini, aleyhte konuşmamaları için hep markajda tutmuşlardı. Hatta hakim eşine belli üst mevkiler teklif edilse de reddetmişti.

DHKP’NİN MANİDAR EYLEMİ!

O dönem DHKP/C’nin gerçekleştirdiği eylemle ilgili, “Eylem yapma tarihi, amacı ve polisin kurtar-a-mama girişimi .. bütün bunlar bir hesaba dayalı mı?” şüphesi oluşmuştu.

DHKP/C bile düzgün bir açıklama yapamamıştı. Nitekim örgütün MİT ile ilginç (PKK’dan daha yoğun) irtibatı nicedir ayyuka çıkmış bir konudur.

Bir yargı mensubu o infaz gününü şöyle anlatmıştı:
“O gün oradaydım. Aynı blokta idik; Ben 2. Katta idim, sanıyorum o da 6 kattaydı. Etrafta bir hareketlilik görünce, “Ne oluyor diye?” sordum, teröristlerin bir savcının odasına girdiğini ve silahla rehin aldığını söylediler.
Özel harekat müdahale etmeliyken Terör şube polisi müdahaleyi yapmıştı. Bu bile başlı başına bir soru işaretidir.”
..
Orada görev yapmış bir başka savcı diyordu ki:
“Ben çatışmadan 1 gün sonra odayı gördüm, dışarıdan içeriye doğru ateş edilmişti. 

Odada 2 terörist ve bir savcı vardı, üçü de öldürüldü. Sanırım teröristlerden sadece birisinde tabanca vardı.Teröristlerden birisi olan Şafak, bilinen ve takip edilen bir DHKP/C’li idi.
Nasıl olur da böyle birisi Avukat cübbesi ile, – hem de içine silah saklayarak!- adliyeye girebildi!?
İstanbul Emniyeti’nde terör şube polislerinde kıyım yapılması nedeniyle bazı terör örgütleri ve onların bilinen militanları takipten düşmüş müydü?!

25 Aralık soruşturmasında görevden alınan ve halen cezaevinde tutulan Süleyman Karaçöl’ün tutukladığı ancak bir başkasının serbest bıraktığı şahıs olduğunu biliyor muydunuz?”

İNFAZDA BAŞKA SORULAR

Müdahale ve öncesindeki süreç çok kötü yönetilmişti, teröristlerle müzakere edenler uzman ekipler değildi, uzmanların çoğu sürülmüştü. Hatta 17/25 soruşturmalarından dolayı tutuklu bir polis cezaevinde olmasına rağmen saldırganın birini gözünden tanımıştı. Hatırladığım kadarıyla Emniyet Md Serdar Bayraktutan DHKP uzmanı idi ve o süreçleri hep cezaevinde geçirmişti, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından dolayı…

Rahmetli savcının ölümü ile ilgili bir çok belirsiz durum var. En basitinden;
– Şehit edilen savcının otopsi raporunu bilen, gören var mı? (Zira kamuoyundan hep uzak tutulmuştu.)
– Üzerinde kaç adet mermi çekirdeği bulunmuştu?
– Savcının vücudundaki ateşli silah yaralanması  tespit edilirken şu yapılmış mıydı:
“Bu ateşli silah yaralanmalarından şu kadarı teröristlerin silahından çıkan mermilerden meydana gelmiştir, şu kadarı da başkaca silahlardan yapılan atış sonucu gerçekleşmiştir.” diye?

SAVCI KİRAZ CİNAYETİNDE BAŞKA DETAYLAR

1- Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol’u, TMK mahkemeleri kapatılınca dosya kendilerine gelir gelmez tahliye eden İst 20. ACM nin Başkanı, aynı zamanda Galip ÖZTÜRK hakkındaki kararı veren Münevver Aksünger’dir.

2- Otopsiyi yapan Bakırköy Savcısı, maddi olayı çözmek için üzerinde hassasiyetle durmuştu. Duyumlarıma göre, odada bulunan teröristlerin tabancasından çıkan kurşunun 5-6 tanesi şehit savcının vücuduna isabet etmiş, ilk ateşlenenin ise başa sıkılan kurşun olmuştu…

3- Asıl önemli olan, teröristlerin tam ateş ettiği anda telefonda, arabulucu olarak seçilen(!) Avukat ile konuşmaları… Telefon, emniyet birimi tarafından dinlenmektedir, konuşma normal seyrinde devam ederken birden içerden silah sesi duyulur. Ne oldu da bir anda infaz gerçekleşti, yoksa o konuşma esnasında şifreli bir infaz emri mi verilmişti? O arabulucu bayan avukatın DHKP/C ile ilgilisi hangi düzeyde idi?

Bu konuda şaibeler bir türlü aydınlatılamadı.

4- Savcı Kiraz; mütedeyyin (üniversite yıllarında Hak-Yol’un evlerinde kaldığı söylenen), dürüst, kendi halinde birisi idi ve kendisine 17/25 Aralık’tan sonra özel oluşturulan ‘terör büroda’ çalışması teklif edilmiş, o ise ‘kimseye haksızlık yapmak istemediğini’ belirterek teklifi reddetmişti.

Görevi başında bir Cumhuriyet Savcısının bu şekilde şehit edilmesi özellikle “operasyonel” görevlerden kaçınan bazı yargı mensuplarını çok tedirgin etmişti… Bu olaydan sonra Çağlayan Adliyesi’nde hakim ve savcıların da katıldığı törende konuşan İstanbul Başsavcısı Hadi Salihoğlu, ‘daha dökülecek kanlar da olsa adaletin gerçekleşeceğini’ söylemiş, bir yıl sonraki bir programda yine “aslan gibi vatan evlatları şehit oldu, şehit olacak.” diyerek bir mesaj göndermişti!

Mesajı alınmış mıdır sizce?

Ve kritik bir soru: Bu katlin oluşmasında ihmali olan bu Başsavcı Salihoğlu için hiç bir soruşturma açılmış mıdır sizce?!

Bir başka hassas soru daha:

Saldırıyı gerçekleştiren Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol ile bu olaydan bir gün sonra Vatan Emniyet Müdürlüğüne saldırı düzenleyen DHKP-C militanları Elif Sultan Kalsen, daha önce başka bir davadan tutuklu yargılandıkları halde, dosya önüne gelir gelmez hangi hâkim tarafından tahliye edilmişlerdir? Bu hâkimin başka hangi olaylarla ilgisi vardır?

SON OLARAK…

Taksim Gezi Parkı protestoları sırasında çok canlar yanmış, bazı insanlar hayatından olmuştu. Ali İsmail ve Berkin bunlardan sadece ikisi idi!

Evet, 16 Haziran 2013 tarihinde, polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine, aylarca komada kaldıktan sonra 14 yaşında hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümü tüm Türkiye’yi derinden sarsmış ve üzmüştü.

Faillerinin bulunmasına yoğunlaşması gerekirken, siyasiler bunu bir kamplaşma unsuru olarak kullanmayı tercih etmişlerdi! Olayı aydınlatmaya kalkan bir savcı ise huncarca katledilmişti.

Bu olay sanıldığından daha derin idi, sonuçları iyi hesaplanmış ikinci bir “Danıştay saldırısı” idi adeta!..

Olayın bütün şüphelilerinin araştırılması yerine bir kaç teröristin yargılanması ile yetinilmişti. Şimdi ise onlardan ikisine müebbet hapis cezası verilmiş oldu. Kararın okunmasının ardından sanıkların, “Sizi Allah’a havale ediyoruz, adaletiniz yok. Baskılar bizi yıldıramaz” diye bağırdıklarını öğreniyoruz…

Sanık Mustafa Koçak ise ek bir savunma için süre istemesine rağmen talebi o son celsede reddedilmişti… Acaba neler diyecekti? Neye bu kadar kızgın ve kırgınlardı? Kullanıldıklarını mı düşünüyorlardı?..

İşte bütün bunları, -diğer bütün dosyalarda da olduğu gibi-;

– Ülkeye tam bir hukuk ve adalet geldiğinde,

-bütün dosyalar tekrar raflardan indirilip objektif olarak incelendiğinde öğreneceğiz sanırım…

O vakte kadar eldekiler şimdilik bu. Ve elimizden gelebilen sadece böyle sorgulamak, verileri paylaşıp tartışmak…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin