Bir cinayetin derin bağlantıları: Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz olayı [Mehmet Yıldız, yazdı]

İstanbul Adliyesi Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Selim Kiraz 31 Mart 2015 tarihinde görevi başında menfur bir terör saldırısı ile şehit edildi. Üzerinden neredeyse 20 ay geçmesine rağmen olayın bağlantıları hala aydınlatılamadı, aydınlatılma iradesi de yetkililerde görünmüyor.

Olaylar nasıl gelişti? Hatırlayalım

Şehit savcı Mehmet Selim Kiraz, Çağlayan Adliyesinde Memur Suçları Bürosunda görev yapmakta aynı zamanda Berkin Elvan’ın ölümüne ilişkin soruşturmayı da yürütmekteydi. Soruşturmada önemli mesafe kat etmiş ve olayı aydınlatmak üzereydi.

31 Mart 2015 tarihinde saat 10.36 da, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin büyük bir bölümünde -nedeni hala öğrenilemeyen- elektrik kesintisi yaşandı. O gün Çağlayan Adliyesinde de elektrikler kesilmiş, nedense jeneratörler devreye girmemiş, duruşmalar yapılamamıştı.

Saat 12.30 sıralarında önce sosyal medyaya sonra da haber ajanslarına Çağlayan Adliyesinde bir savcının teröristler tarafından rehin alındığı haberi düştü. Ardından yapılan resmi açıklamalarla olay doğrulandı, teröristlerle müzakere yapıldığı ve görüşmelerde mesafe alındığı açıklandı.

Akşam 20.20 sıralarında savcının rehin alındığı odadan arka arkaya silah sesleri geldi. Tanıklara göre, içerden militanların sloganları yükseldi. Bunun üzerine güvenlik güçleri olaya müdahale etmişti ancak Savcı Kiraz maalesef bu müdahale esnasında şehit oldu. Polis baskını sırasında Savcı Kiraz’ı rehin alan teröristler de öldürüldü.

2006 yılında gerçekleşen Danıştay saldırısından sonra ilk kez böyle bir olay yaşanmış, bir savcı görevi başında şehit edilmişti. Hiç şüphesiz olayın görünen faili bir terör örgütü olan DHKP-C. Ancak Berkin Elvan soruşturmasını ilk kez aydınlatmaya yaklaşan bir savcının, beklenmedik bir şekilde makamında rehin alınarak şehit edilmesi, olayın arkasında başka iradeleri de aramaya itiyor.

Neden Selim Kiraz?

Kendisini tanıyanlar Şehit Savcı Kiraz’ın mütedeyyin, hakperest ve doğru bildiğinden şaşmayan bir yapıya sahip olduğunu söylerler. Hatta bu özellikleri nedeni ile 17/25 Aralık’tan sonra özel oluşturulan ‘terör büroda’,  kimseye haksızlık yapmak istemediğini belirterek görev almayı kabul etmediği de iddia edilmişti.

O günlerde acılı ailesine başsağlığı için gidenler, ayaküstü bir sohbette bile fark edecekleri babasının halinden nasıl bir ailede yetiştiğini anlayabilirlerdi. O Anadolu’dan İstanbul’a gelip imkânsızlıklar içinde okumuş tertemiz bir ailenin çocuğuydu.

Savcı Kiraz’ın şehit edilmesiyle kime ne mesaj verildi?

Kanaatimce görevi başında bir Cumhuriyet Savcısının şehit edilmesi ile bütün hakim ve savcılara, özellikle görevden kaçan bazı yandaşlara mesaj verilmişti. Bu olaydan sonra Çağlayan Adliyesinde hakim ve savcıların da katıldığı törende konuşan İstanbul Başsavcısı Hadi Salihoğlu ‘daha dökülecek kanlar da olsa adaletin gerçekleşeceğini’ belirtti.

Olaydan bir sene sonra yapılan anma töreninde Başsavcı Salihoğlu yine konuştu: “Ülkemiz üzerinde oynanan terör ve hainlik devam ediyor. Bu süre içerisinde nice aslan gibi vatan evlatları şehit oldu, şehit olacak.” Başsavcının bir anma töreninde hakim ve savcılara hitaben yaptığı ‘kan döküldü dökülecek, şehit oldu, şehit olacak…’ şeklinde bir söylemi ısrarla sürdürmesi çok ilginç değil mi?

Hala cevap bekleyen sorular…

“Senin yönettiğin adliyede, bir mesai arkadaşının şehit edilmesi olayının ardındaki bağlantıları aydınlatacağına niye sürekli nutuk çekiyorsun,” diye sormazlar mı adama? Sorumlu olduğu adliyede güvenlik zafiyeti olan Başsavcı Salihoğlu hakkında HSYK bir soruşturma başlatmış mıdır? Sanmıyorum. Olsa duyulurdu.

Onlarca defa girip çıktığım için biliyorum, çok iyi korunduğunu sandığım Çağlayan Adliyesi’ne silah, bomba ve örgüt flamaları nasıl sokulabilmiştir? Rehine durumu oluştuğunda polislerle teröristler arasında nasıl bir pazarlık yapılmıştır?

Saldırıyı gerçekleştiren Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol ile bu olaydan bir gün sonra Vatan Emniyet Müdürlüğüne saldırı düzenleyen DHKP-C militanları Elif Sultan Kalsen, daha önce başka bir davadan tutuklu yargılandıkları halde, dosya önüne gelir gelmez hangi hâkim tarafından tahliye edilmişlerdir? Bu hâkimin başka hangi olaylarla ilgisi vardır?

DHKP-C militanlarını tahliye eden mahkemenin hâkiminin, Silivri’de tutuklu bulunan Hidayet Karaca ve bazı polisler hakkında tahliye kararı verdiği için ‘sanıklarla fikir ve eylem birliği içinde’ denilerek tutuklanıp, meslekten ihraç edilmiş Hâkim Mustafa Başer’den bir farkı var mı? DHKP-C militanlarını tahliye eden hâkimlerin de ‘sanıklarla  fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiği’ pekâlâ söylenemez mi? Her konuda pek cevval olan HSYK bu olaya ilişkin neden soruşturma dahi açmadı? Sadece tutarsızlık deyip geçmeli miyiz? Yoksa bir gizli el mi olayları yönlendirmektedir?

Olayı aydınlatmak isteyenler…

Şimdi olay anına geri dönelim ve o günlerde adliye içinde çok konuşulan bir dedikoduyu tekrar hatırlayalım:

Savcı Kiraz’ın başına silah dayayan teröristler bir yandan da kendileriyle müzakere eden kişiyle telefonla konuşuyor, güvenlik görevlileri de bu konuşmayı yan odadan dinliyor. Konuşma olağan seyrinde devam ederken birden silah sesleri duyuluyor. Teröristler telefonu kapatmayı bile beklemeden rehin aldıkları savcıya ateş etmeye başlıyorlar. Belki de telefonla konuştukları kişi de duysun istiyorlar.

Şimdi bir sorumuz daha var: Teröristlerle telefonda müzakere eden kimdi? Müzakere heyetine nasıl girmişti?

Olayın ardından konunun üzerine gitmeye çalışan bir başsavcı vekilinin neden apar topar tayini çıkarıldı? İstanbul’ un yeni başsavcısı eğer olayı aydınlatmak istiyorsa, bu soruların cevaplarını aramakla işe başlayabilir.

Bir kısım cevaplara ulaşması zor değil zira. Cesaret mi? O biraz zor işte!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin