Gerçek Bükücüler ve Büyük Avatar

YORUM | UĞUR TEZCAN

AKP ve MHP, kontrolsüz ve hızlı bir şekilde memleketi bataklığın içine çeken siyasi kararlar ve uygulamalar konusunda aşk ve şevk içinde birlikte çalışmaya devam ediyorlar. Muhalefet de bir iki konuda muhalefet yapıyormuş görüntüsü verse de, içlerinde üç-beş vicdanlı ses dışında, aslında bir çok kritik konuda sessizliğini koruyarak yoluna devam ediyor ve sebebi meçhul, şüpheli bir şekilde Erdoğan’a rahat bir hareket alanı açıyor. Seçimdeki başarısına ve AKP’nin elinden büyük yolsuzlukların döndüğü Büyükşehir Belediyelerini almış olmasına rağmen henüz yargıya hiçbir hukuksuzluk intikal ettirmeden sessiz bir gemi edasıyla siyaset sahnesinde ömür tükekip duruyor!

Mevcut Türk siyaset yapılanmasından hiçbir üretkenlik ve fayda beklenmemesi gerektiğini uzun süredir yazıyorum. Çoğu kifayetsiz kişilerden oluşan, salt lider güdümlü reflekslerle hareket eden ve Erdoğan’la Ergenekon arasında yapay bir yörüngeye sıkışıp kalmış, inisiyatif almayı ne bilen ne de böyle bir derdi olan bir yapı. Kendi kısır politik eksenleri etrafında salt çıkarlarına dayalı dört yıl süren, sabit ve şaşırtmayan bir yörüngede dolanımlarını yapıp duruyorlar. Kendi çıkarları ve liderlerinin memnuniyeti adına el kaldırıp indirmekten, demagoji üretmekten ve birbirleri ile hamasetvari itişip kakışmaktan başka hiçbir işlev görmüyorlar.   

AK Parti zaten tek başına ele alınması gereken ayrı bir vak’a! İçine battığı yolsuzluklar girdabından çıkmasına artık imkan yok! Hırsızı, arsızı, mafyası, yolsuzu, rüşvetçisi, kaçakçısı ve bilumum suçlu ve suç meyilli insan bir mıknatısın çekim gücüne kapılıp etrafına toplanmış demir tozları gibi Ak Parti ve Erdoğan’ın etrafında toplandı. Neredeyse tamamen mafyalaşmış bir hal aldılar. Henüz bir kült değil ama kültleşme noktasına doğru ilerliyorlar. Partiye hakim olmuş olan ‘lideri aşırı öncelleyen ve ona bir nevi ululuk atfeden sözler var ve bunlar ne Erdoğan tarafından ne de ona bağlı olan Hayrettin Karaman gibi hocalar ne de Diyanet İşleri gibi bir dini otorite tarafından hiç eleştirilmediler (ikinci peygamber, Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider, öbür alemden görevlendirilen…, ona dokunmak bile ibadettir, onun sözü Peygamber sünnetidir, karımla yakalasam kıskanmam, kocamı boşarım gel dese, böyle ilahi aşk iki erkek arasında olabiliyor [Mevlana ve Şems gibi] vb.) 

Yine bunun haricinde gruptan ayrılanın veya kritiklerin düşmanca tepkilerle karşılanıp cezalandırılmaları da yine kültsel yapıların bir özelliğidir (kendilerine itaat etmeyenlerin tabi tutulduğu toplumdan dışlanma, hapse atılma ve tacizler gibi). Hatta ben bunlara dine ait bazı yorumların ‘özel fetvalar’ yoluyla güç için, kişisel ihtiraslar, maddi çıkarlar ve siyasi kazanımlar uğruna ‘bükülmesini’ de eklemlemek istiyorum. Zira dini bir kültüre ait olan anaakım (mainstream) kutsal kitabın (scripture) dışında özel bir doktrin geliştirmek veya kullanmak da kültlerde görülebilen yaygın bir yöntemdir (devletin ve lidere itaatin, liderin kişiliği de dahil olmak üzere, dini motivasyonlarla ve argümanlarla kutsanması ve ululaştırılması, yolsuzluk hırsızlık değildir fetvası, kamu bankası faizi caizdir fetvası, yüzde yirmilik payların rüşvet dışı hak gibi gösterilme çabaları, mut’a nikahına eğilim, muhaliflerin kolaylıkla tekfir edilmeleri, kamu menfaati için kişi feda edilir fetvasının yaygın bir anlayış haline gelmiş olması vb.). Tekrar edeyim! AKP için kült bir yapı oldu demiyorum. Yaptığım tanımlama AKP’nin artık ‘son derece pragmatik, mafyatik bir kültleşme örgütlenmesine’ doğru şekil aldığını iddia etmekten ibarettir. Bir süreci ve genel gidişatı özetliyorum. 

Netice itibarıyla, bu muazzam çıkar çarkından nemalanan büyük ve arsız bir kitle oluştu ve gittikçe de semizleniyorlar. Devletin en önemli makamlarına, üniversitelerine ve kurumlarına tek liyakatları partili akrabası olmak, parti üyesi olmak veya partiye yamanma becerileri sergileyebilmek olan insanlar atanıyor. Beraber çalıştıkları ve kadrolaşmak amaçlı kullanılan insanların içerisinde Emniyet’ten Ordu’ya, Devlet Kurumlarından (şaibeli) Vakıflara kadar geniş bir yelpazede suç dosyaları olan insanlara özellikle yer veriliyor. Erdoğan’ın yeni projelerinden olan Tarım Kredi Marketler’e genel müdür yapılan şahsın gıda usülsüzlükleri ile bilinen bir şahsiyet olması buna güzel bir örnek. 

Ak Partinin bugün etrafında topladığı aktif yararlanıcı kitle içerisinde vicdanlarını çıkarlarına rahatlıkla feda edebilen, parti içi propagandanın parçası olarak kendilerine sürekli olarak tekrar edilen hamaset ve hezeyanlarla doktrine edilmiş, değer bilmeyen ve geliştiremeyen, idrak ve vicdanları felç olmuş, şefkat ve empati duygularını yitirmiş, sadece güce ve liderden gelebilecek emir veya korku kaynağı dürtülere göre konum belirleyen, bir kısmı itibariyle suç dosyaları da kabarık olan insanlar rağbet görüyorlar. 

Böyle bir suç çarkı elbette yalanlarla doğdu ve varlığını bu sebeple gündelik yalan ve propagandalarla da yürütmek zorunda. Hatta her yalan bir sonraki yalanın varlığına ait gereksinimi üstsel bir ilişki eşliğinde artırdığından ötürü, yalanların sıklığı ve derecesi de gittikçe yükselme eğilimi göstermek zorunda. Bunun dolduramadığı alanların ise öfke, duygusal taciz, soruşturma ve tehdit ile baskılama yöntemi, rüşvetle satın alma, kayyım atama, üzerine çökme, el koyma, şiddet uygulama, kontrol etme gibi zulümlerle desteklenmesi de artık bir zorunluluk. 

Mesela, AK Partililerin bugün artık neredeyse ’’FETÖ’’ iftirasını savurmadan cümle kurabildikleri, savunma ve savuşturma yapabildikleri bir durum neredeyse yok gibi. Halüsinasyon gören saldırgan bir akıl hastası misali mahkemelerce ispat edilmemiş, sadece kendi kafalarında ürettikleri bir ‘terör’ örgütü üzerinden günlük siyasi bir ritüel, bir seans oluşturdular adeta ve ’’FETÖ’’ demeden bir gün geçiremiyorlar. 

İşte bu kadar yalanın ve talanın döndüğü bir bataklığın içinde debelenen bir partinin yöneticileri masum insanlara karşı yürüttükleri açık soykırım karşısında bile hala pişkinlik içerisinde algı operasyonlarına büyük bir pişkinlikle devam edebiliyorlar ve hiç çekinmeden her gün yeni bir yalan ve algı malzemesi üretebiliyorlar. 

Daha geçenlerde, Koronavirüs tehlikesi nedeniyle hapisten salınmaları gereken ve zaten hukuk ve adalet dışı yöntemlerle bir soykırımın parçası olarak hapislere doldurdukları insanları salmadıkları gibi, AK Parti ve MHP işbirliği ile masum insanlar yerine mafya liderlerini, katilleri ve bilumum suçluları dışarı saldılar. Bunu savunan ve uygulamanın liderliğini yapan başörtülü AKP’li vekil bir savunmasında ‘‘gerçeği bükenler’’ ifadesini kullandığı için bu yazıya buna uygun bir başlık koydum. 

Bu yazının çerçevesinden bakıldığında aslında gerçeği bükenin AK Parti ve Erdoğan olduğu görülüyor. Meşhur ‘The Last Airbender’ (Son Hava Bükücü) filminde; hava bükücü, su bükücü, toprak bükücü ve ateş bükücü kişilerin yanında bir de Avatar denen ve her şeyi bükebilen bir karakter işlenir. 

İşte bunun gibi, AK Partili yönetici çevreler geldikleri nokta ve yalan söylemede gösterdikleri maharetler yönüyle kimisi ‘vicdan bükücü’ oluyor; kimisi ‘gerçek bükücü’ oluyor; kimisi ‘ahlak bükücü’ oluyor, kimisi ‘fetva bükücü’ oluyor; kimisi ‘iman bükücü’ oluyor; kimisi de ‘şefkat bükücü’ oluyor… ve liste uzayıp gidiyor. Erdoğan ise tüm bunlara sebebiyet veren ve hem kendisi ‘her değeri bükebilen’ bir ‘yetenek’ olarak hem de tüm bu ‘değer bükücülerin’ hepsini aynı anda bükebilen bir lider olarak tarihteki yerini alıyor. 

Bükülemeyen tek şey; kaynağı Hikmet-i İlahi olan hakikattir ve o da kader treni ile zaman raylarında varması gereken yere doğru sabırla ilerlemektedir!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin