Erdoğan’ın asla çözemeyeceği sorun

Levent Kenez 

İstanbul Valiliği’nin kayıtlı olmayan Suriyelilere “20 Ağustos’a kadar şehri terk edin, nerede kayıtlıysanız oraya defolun” açıklamasını duymuşsunuzdur. Aslında yüksek sayıda göç alan bütün ülkeler birkaçı istisna ülkesine gelen sığınmacıların nerede yaşayacakları konusunda bir planlama yapar ve sığınmacının bu bölgeden başka bir yere gitmesi oldukça pratiği zor yaşamsal ve ekonomik şartlara bağlıdır. Aynı kural bizim ülkemizde de geçerli ancak şu ana kadar denetim, kontrol ya da kimsenin umurunda olmadığı için illere göre kayıtlı Suriyeli sayısı ile o illerde yaşayan Suriyeli sayısı arasında ciddi farklılıklar var. İş imkanlarının, ki bunu derken ucuz iş gücünü kastediyorum, olduğu büyük şehirlerde bir yoğunlaşmanın olmasının sebebi de budur. AKP’nin çok önceden denetim ve kontrol etmesi gereken bu husus artık yönetilemez bir hale gelmiş zamanında yapılmayan şey için şimdi de yolda insan avına çıkan devlet memurları görevlendirilmiştir.

Dünkü açıklamayı AKP’nin yerel seçimlerde özellikle büyükşehirleri kaybetmesine bir neden olarak gösterilen Suriyeliler ile ilgili bir hamlesi olarak görmek yanlış olmaz.   

Yakında “Ey Suriyeliler, rahat durun, misafirliğinizi bilin, nankörlük yapmayın sizi Esed’den biz kurtardık biz” türü çıkışları – ki seçimlerden önce ipuçları verilmişti – çokça duyabiliriz. Suriye meselesini başımıza bela edenlerin herkesten çok Suriyeli düşmanı olacağı günlere az kaldı da diyebiliriz. Tabii yine Suriyelilerin içlerinde kendilerine “milis” yapacakları istisna olarak. Zavallı insanlar üzerinden nutuklar atılacak, ahkamlar kesilecek yine kumar masasındaki potlar gibi Avrupalılara mesajlar verilecek. 

Suriyelilerden kim rahatsız? başlıklı sehl-i mümteni yazımızda genel hatlarla Suriyeliler konusundaki ırkçılığımızı ve iki yüzlülüğümüzü ele almaya çalışmıştık. “Vergilerimizle sefa sürüyorlar” diyen bilinçli seçmenin “benim vergilerimle saraylar yaptırıyorlar, dünyanın en pahalı uçağına biniyorlar, dünyanın en pahalı çantasını takıyorlar” diye bir derdi ya da cesareti olmadığını biliyoruz. Suriyelilere gelince birden depreşen bu bilinç iç politikaya uygulansaydı herhalde Türkiye, dünyanın en şeffaf bir kaç ülkesinden biri olurdu. Suriyeliler ilgili finansmanın bir çoğunun AB ve BM fonlarından karşılandığını, bu fonların harcanmasındaki indiragandilikleri es geçelim. 

Suriyeliler meselesi Erdoğan’ın asla çözemeyeceği bir sorundur. Bütün kapıları açıp Avrupa’ya akan nehirler gibi insan yollasa, yoldan tuttuğunu alıp Suriye sınırına da atsa yine çözemeyecek. Belki de kaderin bir cilvesi, kişisel hırs, ahmaklık ve yanlış politikalarla cehenneme dönmesinde epey katkısı olduğu Suriye sorunu katlanarak başına bela olacak. 

Resmi rakamların güvenilir olmadığını biliyoruz buna rağmen elimizdeki verilere göre Türkiye’de kayıtlı Suriyeli sayısı 3,6 milyon ve bunun sadece 100 bini geçici barınma merkezleri dediğimiz kamplarda yaşıyor. Bir diğer ifade ile 3,5 milyon Suriyeli ile mahallede komşu olarak yaşıyoruz. Yani Türkiye 8 yılda sadece 100 bin Suriyeli için toplu konaklama sağlayabilmiş.  

Erdoğan’ın bu sorunu çözmesi mümkün değil derken buna ne devletin imkanları izin verir ne de bizim milletin içindeki insan sevgisi. 

Bir kere insanlardan bahsediyoruz. Suyun içine atınca eriyen toz değil bunlar. Türkiye’den çok daha zengin ve imkanı olan ülkelerin komik sayıda Suriyeli sığınmacı ile ilgili entegrasyonu sağlayamadığı ve bunun iç politikaya etkilerine şahit oluyoruz. Neredeyse bütün Avrupa ülkelerinde artan göçmenlerden dolayı bir memnuniyetsizlik var. Belli bir sayıyı hazmetmeye göre düşünülmüş sistem bir anda bunun kat be kat bir sığınmacı ile karşılaşınca çöktü. Kaldı ki Türkiye imkan olarak bu ülkelerin çok gerisinde ve göçmen sayısını karşılaştırmak öncelikle bize hakaret olur.  

Suriyeli ile ilgili sıkıntı ekonomik kriz ile paralel bir söyleme sahip. Bu sadece bize özgü bir durum değil tabii ki. Avrupa’da da ciddi ekonomik kriz yaşansın hümanist birçok ülkede benzer propagandanın tahmin edilenden çok daha fazla güçleneceğini tahmin etmek zor değil. İşler kötü gidince ve vatandaşın geçimi zorlaşınca zorunlu misafire olan düşmanlık artıyor. Türkiye ekonomisinin kötü gittiği ve adı konmamış bir kriz içerisinde olduğunu hesaba katarsak Suriyeliler ile ilgili bazısı gerçek çoğu yalan bir çok bilgi alıcı bulmakta zorlanmıyor ve elbette cebine vurduğu için iktidara yönelik bir isyanın şu anki arayüzü Suriyeliler. Bir diğer ifade ile ülkede olmayan düşünce özgürlüğünün bir diğer mağduru oluyorlar. 

Sosyolojiyi hesaba katmamak elbette yanlış olur. Birçok kimse hayat rutinini devam ettirirken Suriyelilerin görünür bir obje olarak karşısına çıkmasından rahatsız. Bunun altında yatan şey açık-gizli ırkçılık olduğu gibi kültürel farklılıkların etkisi de büyük. Gittiği kafede boş masa bulamayınca Suriyelilerden girip Arap çöllerinde karnı yarılan ecdadına kadar hızlı bir tarih şovuna hazır milyonlar var. Aynen buna mukabil Çanakkale’de çarpışan Şam bölgesinden askerlerden bahsetmenin dayanılmaz hafifliğinin yanında. 

Suriyelilerin ilk geldiği zamanda bir şekilde bir yere oturan ensar-muhacir kardeşliği sayı 4 milyona dayanınca ve işler kötü gidince eskisi kadar alıcı bulmuyor. İslamcı yazarların ve yardım kuruluşlarının diri tutmaya çalıştığı bu söylemin Suriyelilerden direk rahatsız olan kesimlerde bir karşılığı yok. Ülkedeki Suriyeli dağılımı o kadar orantısız ki kayıtlı Suriyeli sayısının 100 olduğu Erzincan’da ensar-muhacir kardeşliği için duygulanan insanlar bulabilirsiniz ama büyükşehirlerde bu çok zor. Bir de tabii ki bunun propagandasını yapıp Suriyelilerin tepesine bomba yağdıran Ruslarla ve İranlılarla iş tutarsanız pek bir inandırıcılığınız da kalmamış olur. 

Olayın kriminal boyutu var ki Suriyeliler gelmeden önce neredeyse hiç suç işlenmeyen bir ülke olduğumuzu unutmamamız lazım. Milyonlarca insan arasından çıkan suç işleyenler bir anda kayıtsızlarla beraber 4 milyonun hedefe konması için yeterli. Özellikle gençler arasında ve eğitim seviyesi yükseldikçe kullanımı artan sosyal medyada suçun kişisel olduğunu anlatmak gibi bir gafletle uğraşmak gereksiz. Bir Suriyeli bir suç işlemişse bunun bedelini hepsi birden ödemelidir. Erdoğan ve elindeki propaganda gücünün bile bunu yenmesi mümkün değil. Bir de kimin geldiği belli değil. İçlerinde kafa kesmiş, kesmeye hazır teröristinden tutun Muhaberat elemanlarına kadar kimler yok ki. Bunların bir vukuata bulaşmaması ya da bir provokasyonu ateşlememesini düşünmek fazla safdillik olur. 15 Temmuz’da köprüdeki Suriyelilere methiye düzenler aslında nasıl bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu da itiraf etmiş oluyorlar.  

İşin bir de muhalefet yanı var; Suriyeliler meselesi muhalefet için oldukça ekmek yenecek bir yer. Bütün toplumda Suriyeli denince akla gelen AKP ve Erdoğan olduğu için ne kadar ırkçı bir politika uygularsanız ve de halkın hoşuna gidecek yalan yanlış da olsa bir şeyler söylerseniz destek görebiliyorsunuz. Zaten Suriye meselesinde muhalefetin bu söylemine karşı çıkanların motivasyonu sorunların var olmadığı değil, AKP’yi savunmak için bunu yapıyorlar. Ve sahadaki gerçeklik farklı olunca Suriye meselesi, bir çözüm önermeden ve üretmeden muhalefetin her zaman kullanacağı bir kanal olup çıkıyor. Şimdiye kadar bu sorunun çözümü şudur diyen bir muhalefet temsilcisine rastlamadım. Tabii ülkelerine defolsunlar diyenleri saymıyorum. 

Velhasıl toplumda giderek artan Suriyeliler sorunu ile ilgili olarak devletin sert bir tavır takınacağını görüyoruz. Ancak yasak savma kabilinden ve sürdürülebilir olması oldukça zor tedbirlerin bir sonuç vermeyeceği aşikar. 

Türkiye, Suriyeliler meselesini çözmek için insan haklarını ihmal etmeyen, gerçekçi entegrasyon planlarını önceleyen ve ekonomik boyutlarına kafa yoran bir politikaya ihtiyacı var. Bunun AKP ile olması mümkün değil. Gelecek hükümetlere ve nesillere defalarca seçim kazanmış Erdoğan’dan sevgilerle…

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin