Erdoğan’a üç gol birden attılar

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN 

Günlerdir kamuoyunun -en azından bir kısmının- gündemini meşgul eden infaz düzenlemesi Pazartesi geç saatlerde TBMM Genel Kurulu’ndan geçti ve yasalaştı.

Böylece hırsızlara, gaspçılara, cinayet işleyenlere, tecavüzcülere tahliye yolu açılırken gazeteciler, akademisyenler, öğretmenler ve hayırsever işadamları Korona riskine rağmen tutuklu kalacaklar. 

AKP ve MHP ittifakı salgına rağmen gerekli adımları atmadığı gibi 70 maddelik infaz düzenlemesinin içine yerleştirdiği ‘sürpriz’ maddelerle daha çok muhalifin tutuklanmasının kapısını araladı.

Kabaca şöyle bir hesap yapmak mümkün; 125 bin kapasiteli cezaevlerinde yaklaşık 300 bin tutuklu ve hükümlü var. 90 bin kişinin tahliye olmasıyla boşalacacak alanları yeni operasyonlarla dolduracaklar. 

Yapımı biten yeni cezaevleri de eklenince çok değil iki yıl içinde cezaevlerinin kapasitesinin 500 bine çıkması bekleniyor. 

Yani daha fazla operasyon, daha fazla hukuksuzluk kapıda. 

Önümüzdeki sürecin ipuçları Erdoğan’ın Pazartesi günü kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada vardı. 

Peki bu düzenlemeyi nasıl okumak lazım? 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

BAHÇELİ’NİN VERDİĞİ FOTOĞRAF

Türkiye gibi kapalı rejimlerde sembolik hareketlerin büyük anlamı vardır. Mesela MHP lideri Bahçeli’nin infaz yasası görüşmelerinin sonunda TBMM’ye gelip fotoğraf vermesi gibi.

Bahçeli’nin ağır hasta olduğu, hatta hayatını kaybettiği iddiaları sosyal medyada tartışılırken günlerce ortalıkta görünmeyen, görüntü vermeyen Bahçeli, zaten geçeceği kesin olan, herhangi bir sürpriz beklenmeyen oylamaya katılarak aslında ‘büyük resme’ dair önemli bir mesaj vermis oldu.

Mealen ‘bu benim yasam ve sonuna kadar ardındayım’ demiş oldu. 

Bahçeli’nin TBMM sıralarında verdiği fotoğrafın bir diğer anlamı da Erdoğan rejimi üzerindeki ağırlığını hatırlatması oldu.

Şöyle ki; Erdoğan, 2013’ten bu yana Ergenekon ya da yaygın bilinen haliyle ‘derin devletle’ ittifak halinde. İttifakın bir tarafında Doğu Perinçek öbür tarafında Devlet Bahçeli var. 

Erdoğan sandıktan tek başına iktidar olarak çıksa da muktedir olabilmek için bu iki kesimin desteğine muhtaç. Söz konusu infaz yasasında da aynı şey oldu. Erdoğan ‘müttefiklerine’ diyet borcunu ödedi. 

AKP rejiminin canhıraş bir şekilde bu yasayı savunması sizi aldatmasın. Söz konusu infaz düzenlemesi ‘derin devlet’in Erdoğan’a attığı bir gol. 

Hem de jeneriklik bir gol. 

Dahası gol tek de değil. Mesela kamuoyu Koronavirüs nedeniyle yaşanan sokağa çıkma yasağı ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa restini konuşurken meclisten ‘çok özel’bir düzenleme geçirttiler.

Yeni düzenlemeye göre MİT cezaevinden istediği mahkumu alıp kendi istediği yerde 14 gün sorgulayabilecek. Yani işkencenin, kötü muamelenin, tehdit ve şantajın resmi-hukuki kılıfı getirilmiş oldu.

Şöyle anlatayım; mevcut uygulamaya göre soruşturma makamları ihtiyaç duyulması halinde cezaevi savcısından izin almak suretiyle , yine cezaevinde kendilerine tahsis edilen bir odada mahkumla görüşebiliyordu. 

Ancak cezaevinde, savcının kontrolünde işkence ya da şantaj mümkün olmadığı ya da en azından ‘kolay olmadığı’ için böyle bir düzenlemeye gittiler. Böylece istedikleri kişiyi alıp istedikleri işkenceyi yapacaklar ve bunların tamamı kanuni (!) olacak. 

Benzerlerine Esad ya da Saddam rejiminde rastladığımız istihbarat devleti uygulamalarını AKP eliyle hayata geçirmiş oluyorlar. 

Böylece içi boş dosyaları işkence ile aldıkları ifadelerle dolduracak, yeni soruşturmalar, yeni tutuklamaların önünü açacaklar. Yani ekstra kurgu ekstra operasyonlar geliyor. 

Bu yasayı AKP eliyle meclisten geçirenler Erdoğan’a bir gol daha atmış oldular. 

Ancak Erdoğan’ın kalesinde gördüğü gol, bu iki düzenlemeden ibaret değil. 

Üçüncü ve büyük gol ‘çok güvendiği’ İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan geldi. 

SOYLU KENDİ PARALEL DEVLETİNİ KURDU 

Malum olduğu üzere geçtiğimiz haftasonu yaşanan sokağa çıkma yasağı komedisinden sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa ettiğini açıkladı, Cumhurbaşkanı Erdoğan istifayı kabul etmediğini söyledi ve Soylu görevine geri döndü. 

Şimdi bu adımın ne anlama geldiğini adım adım analiz edelim ve Erdoğan’ın yediği üçüncü golü görelim. 

Öncelikle Süleyman Soylu AKP kabinesindeki herhangi bir bakan değil. Erdoğan tarafından kendisine alternatif olmasın diye AKP’ye davet edilen bir isim. Soylu Mehmet Ağar’ın şahsında ete kemiğe bürünen ‘eski devlet’in temsilcisi olarak AKP içinde hızlı yükseldi.

Soylu’yu hafife alanlar onun iyi bir anketçi ve toplumun nabzını tutma konusunda Erdoğan kadar iyi olduğunu unuttular. 

2013 sonrası oluşan siyasi konjonktürü iyi değerlendiren Soylu özellikle İçişleri Bakanlığı döneminde güvenlik bürokrasisini adım adım şekillendirdi. Hatta kendi paralel devletini kurdu. Bir dönemin sabıkalı emniyetçileri ile Erdoğan’ı -özellikle Cemaat operasyonlarında- memnun ettiler. 

Erdoğan’a istifa hamlesi yaparken hem ardındaki derin yapıya hem de popülaritesine güveniyordu. Sosyal medyayı kontrol etmesi de Soylu’nun lehine oldu. Hem Korona hem ekonomik kriz nedeniyle halk desteği azalan Saray’ın kendine rest çekemeyeceğini öngörüyordu ve öyle de oldu. 

Erdoğan Soylu’nun temsil ettiği grupla hesaplaşma içine girmeyi göze alamadı ve istifa restini yutmuş oldu. Bir bakıma Ergenekon Erdoğan’ı silkeledi. 

ERDOĞAN SONRASI İÇİN SERT HESAPLAŞMA 

Şimdi asıl soru şu; Erdoğan’ın hamlesi ne olacak?

AKP içi dengelere bakarak şunu öngörmek mümkün; Damat Berat Albayrak ve Pelikan Çetesi’nin Erdoğan sonrası dönem için kendilerini tek varis olarak gördükleri artık sır değil. 

Hatta Albayrak ve ekibi neredeyse devlet içinde devlet haline geldi. 

Süleyman Soylu’nun da ilanihaye bir bakan olarak kalmak istemediği, bütün güvenlik bürokrasini eline aldığı ve çok güçlü bir trol ağı kurduğu biliniyor. 

Üstelik ardında her türlü kirli operasyon yapma yeteneği olan ‘eski devlet’var. 

Mevcut şartlar içinde Süleyman Soylu ile Berat Albayrak’ın karşı karşıya gelmeleri halinde Soylu’nun Albayrak’a tur bindirmesi kaçınılmaz. Çünkü güvenlik bürokrasisini elinde bulunduran Soylu. 

Ancak bu noktada göz ardı edilen üçüncü oyuncu var ki bence sürecin seyrini belirleyecek olan da o: Hakan Fidan.

Çünkü Fidan’ın siyasette ve özellikle ‘sağ-muhafazakar harekette’ kendine bir kariyer inşaa ettiği biliniyor. Ne Berat Albayrak ne de Süleyman Soylu’nun söz sahibi olduğu bir yapıda Fidan’a hayat hakkı yok. 

Eğer varsayıldığı gibi Fidan’ın ardında Rusçu-İrancı bir destek var ise, onlar da üzerine yatırım yaptıkları bir ismin pasifize edilmesine razı olmayacaktır.

Böylece taraflar elinden geleni ardına koymayacak ve çok yünlü bir mücadele başlayacaktır. Mesela İçişleri Bakanı Soylu’yu başarısız göstermek için zamanlaması manidar olaylar patlayabilir. Nitekim Türkiye tarihi ‘zamanlaması manidar-karanlık saldırılar’ ile doludur.

Fidan’ın Albayrak ve Soylu karşısında zayıfladığını düşünen uluslararası güçler de devreye girerse hiç de hoş olmayan olaylar yaşamamız kaçınılmaz olur. 

Sonuç itibariyle Erdoğan kalesinde üst üste goller görürken, oyun kuramadığı gibi partisinde yaşanan kan kaybını da durduramıyor. 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin